Arap Ülkeleri Birbiriyle Uğraşırken Hamas Tarihi Bir Savaşın İçinde

e-Posta Yazdır PDF

Arap ülkeleri kendi aralarındaki savaşlarla uğraşırken, Gazze tek başına gerçek düşmana karşı kahramanca bir savaş veriyor.


1. Arap dünyasındaki iç savaş haberleri sabah okuduğumuz gazetelerin manşet haberleridir. Işid, Musul ve Tikrit’in düşmesinden sonra Bağdat’a yaklaşmış ve muhaliflerini tasfiye etmeyi sürdürüyor. Husiler Umran’ın düşmesinin ardından San’a kapısına dayanmış durumdalar. Libya’da ise Bingazi Trablus’a karşı, Zenane de Misrata’ya karşı. Cezayir’de Araplarla Berberiler arasında savaş sürüyor.


Mısır’ın Müslüman Kardeşler’le siyasal İslam’a karşı savaşı ise bütün hızıyla sürüyor. Bin kişiye idam cezası verilirken şu anda 16 binden fazla insan da zindanlarda tutuluyor. Tunus yönetimi Ensaru’ş-Şeria sancağını kaldıran selefileri kuşatmaya çalışıyor. El-Kaide Suudi Arabistan’ın güneyindeki Arar’ı bombalıyor. İngiliz radyosuna göre Suudi Arabistan’da tutuklu sayısı 20 bini geçmiş durumda. Birleşik Arap Emirlikleri 90 aktivisti içeri tıkarken, yüzlerce kişi de ceza bekliyor.


Lübnan bir sarsıntıdan çıkarken, bir başka depremle karşılaşıyor. Bahreyn’de ise Şiiler yönetimle çatışıyor.


Suudi Arabistan ile BAE’nin liderlik ettiği körfez ülkelerinde Arap Baharı’nı boğma çabaları devam ediyor. Suriye’de ise rejim muhaliflere varil bombalarıyla ölüm yağdırmaya devam ediyor. Zindana atılan insanların haddi hesabı yok. Sünnilerle Aleviler, Araplarla Kürtler arasında çatışmalar büyük bir tehlikenin sinyalini veriyor. Darfur’da kabile çatışmaları devam ederken, bir yandan Suud ile BAE, bir yandan da Suud ile Katar arasında kör bir dalaşma devam ediyor...


Sanki herkes, herkese karşı. Herkesin herkesle yaptığı bir savaş var ortada. Bu savaşların birçok nedeni var. Bir kısmı etnik, bir kısmı mezhepsel, bir kısmı siyasi. Ancak ortak payda, bütün bu savaşların Arap evinin içinde bulunan kardeşler arasında olmasıdır.


Cellat ile kurban, katil ile maktul, üstün gelen ile hezimete uğrayanların tümü Arap. Bana göre bu savaşlar, geçici hevesler ve dar hesapların bir sonucudur. Bu savaşlarda hiçbir stratejik derinlik veya tarihi bir çatışma yoktur. Onun tarafları yöneticilerle aydın, ordu, petrol, servet, basın, tarih ve paktlarıyla Arap ülkeleridir. Hepsinin ortak derdi diğerini yok etmektir. Bu savaşlar sanki Arapların intihar savaşıdır.


 2. Bu acı savaşların içinde; kendileri için tehdit oluşturan, bölgede en büyük terör varlığı olan, ümmetin güvenliği ve geleceğini tehdit eden gerçek düşmana karşı savaş taleplerini duymadık. Arap dünyası gerçek düşmanına karşı tarihi savaşını terk etmiştir. Bu düşmana sırtını dönmüş, kendi çevresiyle boğuşmakta, bazen de sanal düşmanlar icat edip onlarla savaşmaktadır.


Daha da kötüsü Arap dünyasında beyin yıkama operasyonu da yapılıyor. Tarihi asıl düşman dost gösteriliyor. İş o kadar ileri götürüldü ki bazı Arap rejimleri işgal rejiminin yanında yer aldı ve Filistinlilere düşman kesildi.


Siyaset ve enformasyonda kirliliğin yaşandığı bir dönemde Gazze istisnai bir tabloyla ortaya çıktı. Çıkışı muhteşemdi. Pusulası rotasını değiştirmemiş, beyinleri yıkan ve kalpleri kirleten yanıltıcı operasyonlar onu etkilememişti. İster kendi isteği ve iradesiyle olsun, ister başkasının dayatması sonucu olsun kuşatma altında bulunan ve sürekli saldırıya uğrayan Gazze, Arapların bütün ordu, asker ve servetlerine rağmen yükünü omuzlamaktan vazgeçtiği insanların yükünü tek başına aldı. Gazze Arap dünyasının doğru bakış açısını ve ölmemiş kalbini uyandırdı. Tarih bu bölümü kadınlarının gözyaşlarıyla çocuklarının kanlarıyla yazdı. Bunlar onu “ümmetin şehidi” yapmaya yeter de artar.


Gazze hep doğru gördü. Gerçek düşmanın İsrail olduğunu, gerçek terörün de işgalci olduğunu bildi. Gerçek barışın ancak bu işgalcinin yok olmasıyla mümkün olabileceğini savundu. Bu bakış açısı nedeniyle yıllardır kuşatma, savaş, açlık, yıkım ve katliamlara maruz kaldı. Sadece düşmanın barbarlığından çekmedi, yakınların yaralamasından ve zulmünde de çok çekti.


Gazze halkı düşmandan gelen füzeleri çıplak göğsüyle karşıladı. Düşmandan bu saldırıları görürken, en yakın ve en uzak kardeşlerinden de arkadan darbeler yedi. Ama bütün bunlara rağmen boyun eğmedi, eğdirilemedi. 2008-2009 ve 2012 savaşları boyun eğmesi, teslim olması için yapıldı. Şimdi de 2014’te daha barbar ve şiddetli bir savaş açıldı. Her savaşta Gazze yıkıldı, her tarafından kanlar sel gibi aktı. Ama hep ayakta kaldı. Korkmadı ve teslim olmadı. Son savaşta ise bire iki karşılık vermeyi, füzeye füze, saldırıya saldırı, korkuya korkuyla karşılık vermeyi kararlaştırdı.


3. Şu anki savaşı diğerlerinden ayıran iki özellik var.


Birincisi, Hamas ile İslamî Cihad hareketlerinin kullandıkları füzelerin bilinen bütün sınırları aşmasıdır. Gazze’den atılan füzeler Tel Aviv, Hayfa, Kudüs ve diğer şehirlere ulaştı. Bu işgal rejimiyle olan tarihi savaşta bir ilktir.

İkincisi, İsrail’in her savaşı lehine sonuçlandırma güç ve iradesine sahip olduğu “Samson efsanesi”nin büyüsünün bozulması ve İsrail ordusunun caydırıcı gücünü kaybetmesidir. Çünkü Gazze’deki direniş güçleri İsraillilerin direnişe ait füzelerin yetişemeyeceğine inandıkları yerlere bile füze attılar. Düşmanın Gazze’yi korkuttuğu bir gerçek, ama bir başka gerçek de vardır ki, Gazze direnişi de İsraillileri fazlasıyla korkutmuştur.


Bu savaşta görülen diğer önemli bir gelişme direniş güçlerinin yer altını kullanmalarıdır. Daha önce yerin altında kazdıkları tünellerden düşmanın kontrolündeki bölgelerin kuzeyinden güneyine, orta bölgesinden en ücra köşesine; hemen hemen bütün noktalarına füze atmaları her tarafta sirenlerin çalınmasına neden oluyor. Bu yöntemin diğer önemli bir boyutu ise füzelerin atıldığı yerlerin belli olmaması ve dolayısıyla rampalarının vurulamamasıdır. Direnişin yeni taktiği düşmanı şaşkına çevirirken, binlerce kişinin sığınaklara kaçmasına neden oldu.

Yine düşmanı şaşırtan, korkutan ve ürküten bir gelişme daha oldu. El-Hayat gazetesiyle başka site ve ajansların verdikleri habere göre Kassam Tugayları’na mensup üç direnişçi, deniz yoluyla işgal rejiminin güneyinde bulunan Askalan’daki askeri üsse sızıp buradaki askerlerle çatışıp şehit oldular. Gazze sahilleri açıklarında düşmana ait onlarca hücumbota ve yüzlerce askere rağmen onları aşıp bu kadar uzun mesafeyi yüzerek geçtikten sonra askeri üsse sızıp çatışmaları işgal rejimini, ordusunu ve toplumunu fazlasıyla ürkütmüştür.


Yine Kassam Tugayları daha önce 25 Haziran 2006 yılında Siyonist asker Gilat Şalit’i esir aldığı bölgede düşmana karşı bir tüneli havaya uçurdu.


Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin El-Kassam Tugayları’nın elindeki füzeleri geliştirdiği de bu savaşta ortaya çıktı. Kassam bu savaşta, işgal rejiminin 14 Kasım 2012’de suikastla şehit ettiği Kassam’ın Genelkurmay Başkanı Ahmed Ca’beri’nin ismini verdiği J80 füzesini ilk defa kullanırken, R160 ve M302 füzelerini de ilk kez kullandı.


İslamî Cihad Hareketi de ilk kez Burak70 Füzesiyle on saniyede 15 füzeyi atabilen füze rampasını bu savaşta kullandı.


Bütün bunlar Siyonist toplumu korkuturken Tel Aviv’de binlerce kişi evlerini terk etti.

4. Raporlarda işgal rejimi İsrail’in saldırıların başlamasından şimdiye kadar Gazze’ye binden fazla saldırı yaptığı belirtiliyor. Bu saldırılarda 5 bin ton patlayıcı kullandı. Bu garipsenecek veya tuhaf karşılanacak bir durum değil kuşkusuz. Gazze’nin bunu görmesi gerekiyordu. Çünkü Gazze şehadet yolunu seçti ve bunun için hazırlığını yaptı. Gazze işgale karşı direnişin merkezi ve savaşın yapıldığı meydan haline geldi. Gazze bunun için yerin altında ve üstünde mevzilerini hazırladı ve gereken füze ve teçhizatın teminine gitti.


İsrail’in askeri gücüyle Gazze’yi yok edebileceği bilinmeyen bir şey değildir. Ancak direniş böyle bir şeyin ucuz olmadığını, böyle bir şeye kalkışması durumunda kendisinin de bundan sağ salim çıkamayacağına dair düşmana açık ve net bir mesaj verdi. Savaşın üzerinden on gün geçmesine rağmen İsrail’in kara harekatı başlatmamasının arkasında işte bu mesaj var.


Savaşın ve çatışmaların sonuçlarından bahsetmek için belki henüz erken olur. Ancak olayları takip edenler için önemli işaretlerin olduğu kanısındayım. Direnişin işgalcinin barbar saldırılarına bu şekilde direnç göstermesi ağır bedel ödemelerine rağmen Filistinlilerin maneviyatını yükseltti ve onlara canlılığı tekrar geri getirdi. “Tel Aviv’i vur”, “Tarih, sen halkımızın Tel Aviv’i vurduğuna şahit ol” gibi söz ve sloganlarla, Hamas sözcüsü Muşir El-Mısri’nin “Filistin halkının gerçek temsilcisi Hayfa’ya ulaşan direnişin mübarek füzeleridir” sözleri bir gerçeğe işaret ediyor.


Füzelerin Filistin halkına canlılık getirmesi ve ruhunu tekrar diriltmesi, Hamas’ı zirveye çıkardı ve İslamî Cihad Hareketinin güç ve liyakatini ortaya koydu.


Direniş güçleri her türlü takdiri hak eden bu misyonu yerine getirirken, Arap dünyasındaki rejimlerin suskunluğu utanç vericidir. Dünyanın birçok yerinde Gazze halkıyla dayanışmak için gösteri, yürüyüş ve eylemler yapılırken, Arap dünyası suskunluğunu sürdürüyor. Birçok ülkede insanlar Gazze insanına yardım için yarışırken Arap dünyasındaki yardım kuruluşları ve özellikle Mısır’dakiler de susan ve seyredenlerin safına katıldı.

(http://www.filistinhaber.com)