İnsani Kalkınma Olarak Ramazan Tecrübesi

e-Posta Yazdır PDF

Ramazan ayı, İslam medeniyetinde özel bir ayı ifade etmektedir. Ramazan ayında insanlık, her açıdan kendisini yenilemektedir. Kişisel ve sosyal ilişkiler, Ramazan ayında yeni bir maneviyat ve ahlakla yeniden dizayn edilmektedir. Ramazan, insanın  kendisini bedensel ve ruhsal olarak yeniden inşa ettiği bir dönemdir. Başka bir ifade ile her ramazan ayı, yıllık restorasyon periyodudur. Bu yıllık restorasyon periyodunun sosyo ekonomik sonuçları da yadsınamaz düzeydedir.

Ramazan ayında restore edilen insanlıktır. Kişi Allah ve toplumla ve kâinatla olan ilişkisini yeniden bir değerlendirmeye tabi tutmaktadır. Bu değerlendirme sonucunda kişi, ilişkilerinde aksayan ve yürümeyen farkına varmaktadır. İnsan, Allah’a kul olmayı ve insanlarla kardeş olmayı yeniden bir farkındalık kazanmaktadır. Başka bir ifade ile Ramazan ayında ilahi ve insani olanı yeniden keşfetme tecrübesi gerçekleşmektedir. Kişinin ilahi ve insani olanı yeniden keşfetmesi takva dediğimiz  insanın kendisin en yüksek düzeyde gerçekleştirmesinin önünü açmaktadır. Ramazan ayı, insanın takva düzeyinde kendisini gerçekleştirmesi için bir imkân sunmaktadır. Takva, insanın her açıdan gelişimini, olgunlaşmasını ve kalkınmasını ifade etmektedir. Kalkınmanın dindeki karşılığı takvadır.

Ramazan ayı, insanın hayat amacının farkına vardığı bir mevsimdir. Allah’a kulluk etmenin insanın var oluş gayesi olduğunun kavranması insana kendisine ve diğer varlıklara farklı bir bakış açısıyla bakmasına neden olmaktadır. İnsanın insana ve insan yapımı şeylere kul olamayacağının kavranması, insanı Allah’a kul olma bilinci çerçevesinde kendisini geliştirmesinin imkanını sağlamaktadır.

İnsan Allah’a karşı olan kulluk ve kalkınma görevini oruç ile yerine getirmekle sorumludur. Allah, orucu insanı geliştiren bir ibadet olarak insanlığa farz kılmıştır. Kur’an, orucun insanlığın sorumlu tutulduğu evrensel ibadet  gerçeğini şu şekilde ifade etmektedir: “Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz” (Bakara/183). Oruç, insanı, yozlaşmadan, sapkınlıklardan, çürümeden ve günahlardan koruyan büyük bir zırhtır. 

Ramazan ayını idrak ettiğimiz bugünlerde İslam ve insanlık dünyasının hayatı, cehalet, yoksulluk, zulüm, savaş, çatışma ve geri kalmışlıkla yok olmaktadır. Suriye, Libya, Irak ve Mısır bir ateş topuna dönmüş durumdadır. Ramazan ayında insanlar, ibadetleriyle Allah’ın ipine sarılıp insani ilişkilerini geliştirme yerine, birbirlerini yok etmek için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Bugün kötülük kapıları sonuna kadar açık durumdadır. Kötülük kapılarının sonuna kadar açık olması, insani kalkınmayı engellemektedir. İnsani kalkınmanın olmadığı yerde ekonomik kalkınmadan bahsetmek imkânsızdır. İnsani çöküşe ve yok oluşa neden olmaktadır. İnsanın gerilemesi ve zayıflaması için bugün her türlü yol açık bulunmaktadır.

Ramazan, insanı gerileten, zayıflatan ve çürüten yolları kapama ayıdır. Ramazan, kötülüğe giden yolların kapatılması, insanı iyiliğe ve refaha götüren imkânların ve kanalların açılması için insanlığa şu çağrıda bulunmaktadır: “Ramazan geldiğinde cennetin kapıları açılır, Cehennem’in kapıları kapanır, Şeytanlar zincirlere vurulur. Ey hayrı isteyen gel, ey şerri isteyen defol” Cennet, insanın refahını, kalkınmışlığını, mutluluğunu, özgürlüğünü ve adilliğini temsil etmektedir. Cehennem ise geriliği, çürümüşlüğü, çatışmayı, ihtilafı, fitneyi ve sapkınlığı ifade etmektedir. Dünya, bugün tam bir cehennem yerine dönmüş durumdadır. Dünyanın cehennem yeri olarak nitelenmesi, küresel düzeyde kötülük kapılarının her yerde açık olduğunu göstermektedir. Şeytan, dünyayı bir cehenneme dönüştürmek için küresel bir aktivason içindedir. Ramazan, şeytanın küresel aktivasyonuna karşı insanlığı Allah rızası için barışı, refahı ve adaleti gerçekleştirmeyi amaçlayan bir hayatı yaşamaya davet etmektedir. Kalkınma için insanın hayır işlerine yoğunlaşması,  hayırda yarışması ve işbirliği yapması gerekmektedir. İnsanı gerileten şey, insanın şer amaçlar için ayrılığa düşmesi ve birbirini yok etmesidir. Kalkınma, insanı, eşyayı ve hayatı yeniden var etme,  geliştirme ve zenginleştirme faaliyetidir.

Ramazan ayının merkezi özelliği, oruç ayı olmasıdır. Oruç ibadeti, İslam’ın temel beş şartından biridir. Oruç ibadeti, Allah’a karşı olan kulluk vazifemizi ve insanlığa karşı olan kardeşlik sorumluluğumuzu birlikte yerine getirdiğimiz bir ibadettir. Oruç, Allah’a karşı kulluk yükümlülüğümüzü içinde hiçbir iki yüzlülük olmadan yerine getirmemize imkân sağlamaktadır. Oruç, aynı zamanda insanlık ailesinin yaşadığı açlık ve fakirlik gibi zor şartları kendi hayatımızda direkt olarak yaşamamızı sağlamakta ve insanın halinden anlamamız için kavrayışımızı derinleştirmektedir. Allah’a kulluk ve insanlık durumu hakkında derin bir kavrayışın geliştirilmesi, aynı zamanda kalkınmanın maddi ve manevi boyutlarıyla ele alınması gereken topyekun insani bir kalkınma şeklinde yeni bir idrak düzeyine varma yolu bize sonuna kadar açılmış olmaktadır. Ramazan ayı, her açıdan bir insani kalkınma mevsimi olduğu gibi, oruç ibadeti de insanın bedensel, ruhsal, bireysel ve sosyal kalkınmasını, gelişimini ve olgunlaşmasını amaçlayan bir kalkınma ibadetidir. Kalkınma ekonomisinden günümüzde çok söz edilmektedir. Ancak kalkınma ibadetinden hiç söz edilmemektedir. Kalkınma, sadece ekonomik bir olgu değildir. Kalkınma, ibadet, ahlak ve maneviyatla gerçekleşebilecek bir durumdur. Kalkınma iktisadı kadar kalkınma ibadetinin gündeme getirilmesi lazımdır.

Ekonomik kalkınmanın önünde maneviyat ve ibadet engel değildir. Ramazan ve oruç olguları, ekonomik ve sosyal kalkınmanın manevi motorları ve dinamiklerdirler. Ramazan ve oruç, insanı şiddet, çatışma, cehalet, fakirlik ve atalet kötülüklerine karşı uyarmakta, insanın işbirliği, çalışma ve bilgiyle kendisini inşa etmesini gerekli kılmaktadır. Şiddetin, esaretin ve zulmün olduğu bir yerde medeni, manevi ve kalkınan nitelikte bir insani hayatı gelişmesi mümkün değildir. Medeni, manevi ve gelişen bir hayat için barış, adalet ve özgürlük mutlaka var olmalıdır.

Ekonomik, teknolojik, bilimsel, felsefi, siyasal,  akademik, sanatsal alanlar dahil olmak üzere insan hayatının hiçbir bölümünde kalkınma ve gelişmişlik tepeden gerçekleştirilemez, dışarıdan dayatılamaz ve zorla uygulanamaz. Kalkınma, bir mühendislik projesi değildir. Kalkınma, insan fıtratına uygun gerçekleşmelidir. Ramazan ve oruç, insanın fıtratını tanıyarak ona uygun şekilde bireysel ve toplumsal gelişim yollarının keşfedilmesini insana öğretmektedir. Kalkınma, fıtratla başlamaktadır. Ramazan ve oruç, kalkınma ve gelişmeyi insan fıtratı üzerine temellendirerek, onun insana dayatılan zoraki bir mühendislik projesi olarak bir zulüm ve baskı aracına dönüşmesinin önünü kapatmaktadır.

Oruç ve ramazan olguları bize gelişmişlik ve geri kalmışlık kavramlarını nasıl anlamamız gerektiği konusunda da yol göstermektedir. Oruç ve ramazanın özünü, maddi varlığımızı manevi boyutumuzla ve aşkın hakikatle nasıl ilişkilendirdiğimiz oluşturmaktadır. Maddi olanı manevi olanla, insani ilahi olanla güçlü bir şekilde ilişkilendirebilecek bir bilinç ve takva düzeyine vardıysak bu ruhen ve entelektüel açıdan olgunlaştığımızı göstermektedir. Maddi ve manevi olan, insani ve ilahi olanı birbiriyle ilişkilendiremiyorsak ve aradaki bağlantıyı kuracak bir zihinsel farkında lığa ulaşamama durumu, bir geri kalmışlık ve yerinde sayma haline tekabül etmektedir. Kalkınma, madde ve mana arasında ilişkiyi kuracak ruhsal ve zihinsel seviye iken, geri kalmışlık ise madde ve mana arasındaki ilişkiyi kurmaktan gafil olma halidir.

Ekonomik kalkınma toplumun refahını, büyüme ve piyasanın genişlemesini tarif etmektedir. Ekonomik kalkınma ekonominin genişlemesinin yanında refah düzeyini de kapsadığından kapsamı büyümeden farklıdır. Büyüme sadece üretim faktörlerinde ki artışın üretim hacmine yansımasıdır. Dolayısıyla büyüme bize kendi başına insani gelişmişliği yansıtmaz. Ramazan ile birlikte oluşan sosyalleşme, toplumu birbirine kenetleyen aktiviteler aynı zamanda ekonomik sonuçlar da doğurmaktadır. Bu dönemde sahur, iftar, zekât ve fitre gibi ibadetler insanları farklı dönemlere göre daha aktif kılmaktadır. Hulasa, iftar davetleri piyasaları olumlu yönde etkilerken, zekâtın ramazan ayında verilme alışkanlığı ve tercihi yardımlaşmayı ve dayanışmayı artırmaktadır. Bu ayda kendini yeni bir maneviyat ve ahlak ile dizayn etme çabasında bulunan insan verdiği zekâtla muhtaç olan kesimin gelirini artırmaktadır. Zekât karşılıksız yapılan bir yardımdır. Ekonomiye giren bu gelir, tüketimi ve refah düzeyini direk ilgilendirmektedir. Fitre uygulamasını da bu kapsama alabiliriz. Dolayısıyla Ramazan ayı ekonomik olarak bazı kesimlerde gelir artışına yol açmakta tüketim ve dolayısıyla üretim artmaktadır. Dayanışma ve sosyalleşme bu ayda çok yoğun olmaktadır. Sosyalleşme ile ekonomi hayat bulmaktadır. Üretim gerçekleşmektedir ve büyüme gerçekleşmektedir.

Bahsi geçtiği gibi kalkınma büyümeden farklı olarak ayrıca toplumun iyiliğini de tanımlamaktadır. Ramazan ayı ile birlikte artan ekonomik aktiviteler dışında insanın kendini kulluk bilinci doğrultusunda yeniden inşa etme çabası toplumsal olarak daha yüksek normlara ulaşmasını sağlamaktadır. Böylece takva düzeyinin artmasıyla birlikte kalkınmada sağlanmaktadır. Çünkü takva, insanın her açıdan gelişimini, olgunlaşmasını ve dolayısıyla kalkınmasını ifade etmektedir.

Öte yandan, oruç ve Ramazan, insanı sosyal, bireysel, ekonomik, kültürel ve manevi açılardan kalkındırmayı amaçlayan manevi uygulamalardır. Manevi kalkınma stratejisinin reel politiği oruç ve Ramazandır. İslam’ın Ramazan ve oruç pratiği, insanı ve hayatı inşa etmektedir. Maddiyatı ve maneviyatı, uhrevi ve dünyevi olanı,  bireysel ve toplumsal olanı, bilim ve dini, akıl ve vahyi birlikte kapsayan İslam’ın ibadet anlayışının medeniyet inşa etmesinin arkasındaki temel anlayış İslam’ın bütüncülülüğüdür. İslam’da medeniyeti doğuran kaynak ibadettir. Ramazan medeniyeti dediğimiz olgunun arkasında oruç ibadeti vardır. İbadet, insanı insanlığa yabancılaştıran her türlü vahşetten, kötülükten, sapkınlıktan ve şerden uzak tutmayı amaçlamaktadır. Başka bir ifade ile ibadet, insanı medeniyetle bütünleştirirken vahşetten uzaklaştırmaktadır. İnsanı medeni, kâmil ve kalkınan şey,  Allah’a kul olmamızı sağlayan sahih ibadetlerdir. Oruç ibadeti sayesinde şehevi, maddi ve bedensel ihtiyaçlarımızı kontrol altında tutmayı öğrendiğimiz gibi tüketimin ve maddiyatın kölesi olmaya direniyoruz. Tüketmek yerine üretmenin, atalet yerine çalışmanın insanın özelliği olduğunu anlıyoruz. Oruç ile iktisatta bulunmayı, az tüketmek ile toplumda yoksulları anlamayı ve zekât ve fitreyle yoksullara gelir sağlayarak toplumsal yozlaşmayı önlüyoruz. Oruç toplumun iyileşmesini ve gelişmesini sağlıyor. Oruç tüketim köleliği dediğimiz materyalizme kul olma yerine insanın, Allah’a kulluk bilinciyle kalkınmaya, gelişmeye, üretmeye, çalışmaya, yardımlaşmaya yönelmesi, insanı hem bu dünyada hem ebedi alemde mutlu ve müreffeh bir hayatı kazanmasına vesile olmaktadır.