Tasarruf Etmiyoruz

e-Posta Yazdır PDF

Tasarruf Etmiyoruz



İktisat kelimesi Arapça ‘kasd’ kelimesinden türetilmiştir. Ayrıca iktisat, İtidalli olmak anlamına da gelmektedir İktisat kelimesinin eş anlamlısı olan ‘ekonomi’ ise Latince bir terimdir ve tutum ve tasarruf olarak tarif edilmektedir. Dolayısıyla iktisatlı olma fiili beraberinde tasarrufu getirmektedir. Tasarruf iktisat etme fiilinin bir sonucudur. Tasarruf gelirin tüketilmeyen kısmıdır. Diğer bir deyişle tasarruf tüketimin ertelenmesidir. Günümüzde sık kullanılan ekonomik olma, iktisatlı olma fiilleri bu tanımlamalar üzerinedir.


Tasarruflu davranma ve iktisatlı olmak ekonomik olduğu kadar sosyolojik ve kültürel bir olgudur. Kimi toplumlar ve fertler gelirlerinin büyük bir kısmını tüketirken bazıları tasarrufa daha fazla yönelirler. Tüketim toplumlar tasarruf edemediklerinden yeni istihdam ve üretim artırıcı yatırımlar için gerekli sermaye birikimimi sağlayamazlar. Dolayısıyla, artan nüfusa oranla yeni üretim sahaları açamazlar, üretemezler ve dolayısıyla büyüme gerçekleşmez. Bu durum sosyo-ekonomik krizle sonuçlanır. Büyüme için gerekli sermaye dış kaynaklı olduğu durumda ise yüksek maliyetli sermaye girişi sermaye girişi cari açığa yol açmakta ve büyümeyi baskılamaktadır. Az tüketmek ve tasarruflu bir toplum olma büyümenin en önemli şartıdır. Örneğin iki tane un fabrikası düşünelim günlük 100 ton kapasiteli A un fabrikası gelirinin %10 tasarruf etmekte B fabrikasında bu oran ise %35’dir. A fabrikası elde ettiği gelirle fabrikanın amortisman maliyetlerini bile karşılamakta zorlanırken, B fabrikası yapmış olduğu tasarrufla her yıl kapasitesini ve dolayısıyla üretimini artırmaktadır. Böylelikle yeni iş sahası oluşturmaktadır. Toplumlarda böyledir az tüketen ve yatırım yapan toplumlar hızlı büyürler. Nitekim Çin ve Hindistan son yıllarda hızlı büyümeye sahiptir. Çünkü bu ülkelerin tasarruf oranları oldukça yüksektir. Bunun aksine ülkemizde artan tüketim alışkanlıkları tasarruf oranını bizim geleneğimizle çelişen düşük miktarlara itmiştir.


Kültürümüzün esasında bir parçası olan tasarruf önemi ve gerekliliği artan tüketim harcamalarıyla kaybolmak üzeredir.  Oysaki tasarruf derin tecrübeler ile kültürümüzde olan bir kelimedir. Geleneğimizde tasarruf etmek zor günler için pay ayırmaktır.‘Ak akçe kara gün içindir’ deyimi esasında bu anlayışı bir zamanlar nedenli içselleştirdiğimizin bir örneğidir. 


Tasarruf; tutumlu olmaktır. Yaşamın devam etmesinde,  insanların ve diğer canlıların kullandığı, vazgeçilmez olan maddelerin tüketiminde dikkatli davranmaktır. Tasarruf; gereği kadar kullanma, idareli tüketmektir. İktisadi olarak ise tasarruf kavramı, kullanılabilir gelirin tüketimden arta kalan kısmıdır. Tasarruf sadece bireysel bazda öneme sahip bir konu değildir ülkelerin makro ekonomik dengelerini de direk etkileyen bir husustur.  Nitekim cari açık aynı zamanda aşırı tüketim ve dolayısıyla düşük tasarrufun bir sonucudur. 


Tasarruf ulusal ve yabancı tasarruf şeklinde ikiye ayrılmaktadır. Ulusal tasarruf, özel sektör tasarrufu ve kamu tasarrufunun toplamından oluşmaktadır. Ulusal tasarruf yeni sermaye birikimi açısından sürdürülebilir bir ekonomi için oldukça önemlidir. Sürdürülebilir bir büyüme için yeterli sermaye sahibi olmayan ülkeler bu finansman ihtiyacını yabancı tasarruf dan sağlamaktadır. Yabancı tasarruf girişi ise ülke ekonomisini olumsuz yönde etkilemektedir.  Yabancı tasarruf girişi ile cari işlemler açığı oluşmakta ve ekonomi dışsal şoklara karşı daha kırılgan hale gelmektedir. Nitekim 90’lı yıllarda yüksek cari açığa sahip Türkiye, Güney Doğu Asya ülkelerinden gelen krizden birçok ülkeden daha fazla oranda etkilenmiştir. Çünkü yüksek dış borç ekonomiyi çok kırılgan hale getirmişti. 


Türkiye de 2000’li yıllarda kamu tasarrufu artış gösterirken, özel tasarrufta bir azalış görünmektedir. Toplamda ise ulusal tasarruf oranımız düşüş göstermektedir. 2000’li yıllarda bütçe açıkları yalpan iyileşme programları ile birlikte azalmaya hatta bazı yıllarda fazla vermeye başlamıştır. Fakat yüksek tasarruf açığı Türkiye için temel iktisadi sorun haline gelmiştir. İthalat artışı ile birlikte hane halkının gelirin büyük bir kısmını harcaması tasarruf oranlarını azaltmıştır.  Büyüme için gerekli olan sermaye yurt içerisinde bulunamayınca dışarıdan dış tasarruf ihtiyacı doğmuştur. Böylelikle ekonomi, küresel ekonomik şartların oluşturduğu sermaye hareketleri karşında daha duyarlı hale gelmektedir. Sermaye hareketleri karşısında daha güçlü bir ekonomi ancak yurt içi tasarruf oranının artmasına bağlıdır. Maalesef ülkemizde tasarruf oranları giderek azalmaktadır. Yükselen piyasalar ve gelişmekte olan ekonomiler arasında Türkiye göreceli olarak oldukça düşük bir tasarruf oranına sahiptir. Nitekim gelişmekte olan Asya ülkelerinde ulusal tasarruf düzeylerinin gittikçe arttığı görülmektedir.  BRIC (Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin) ülkeleri arasında en düşük büyüme oranına sahip ülke Türkiye dir. Bu ülkelerin yurt içi tasarruf oranlarının GSYİH’ya oranları 2012 verilerine göre şöyledir. Çin; %51.20, Hindistan %30.83, Rusya %26.14 ve Brezilya %18.03. Gelişen ekonomiler arasında gösterilen Türkiye için bu oran oldukça düşüktür. Türkiye %12,6 tasarruf oranıyla bu ülkelerin çok gerisindedir.


Sürdürülebilir bir büyüme her zaman dış tasarruf ile mümkün değildir. Zira bu durum sürekli olduğunda ekonomi dışsal şoklara karşı direnci azalacaktır. Türkiye de yurt içi tasarruf oranın azalmasındaki temel neden ise hane halkı tüketiminde ki artıştır. Hane halkı harcamalarında artış özel sektör tasaruf oranlarının önemli miktarda düşmesine neden olmaktadır. Nitekim 1990’lı yıllarda hane halkının nihai tüketim harcamalarının GSYİH’ya oranı % 68 iken bu rakam 2000’li yıllarda %70 çıkmıştır. Hane halkı tüketim oranımızda bir artış görünmektedir. Tüketimiz neden artığına dair cevabı sosyo- ekonomik sebeplerde bulabiliriz. Özellikle kredi kartı kullanımındaki artış daha fazla tüketimi tetiklemektedir. Kredi kartlarının sağladığı sözde taksit avantajları ve harcama kolaylığı tasarrufu baskılamaktadır. Bankalar arası Kart Merkezi’nin verilerine göre, 2008 yılında 43.394.025 olan kredi kartı sayısı 2014 yılı ilk iki ayı itibariyle 57.019.319’ a yükselmiştir. Ayrıca tüketici kredileri artması tasarrufu baskılamaktadır. Ak akçe artık bankalarda belirli bir faiz ile kara gün için beklemektedir. Ekonomik istikrar ve faiz oranlarında ki düşüş de hane halkını tüketim konusunda donamlı bir hale getirip cesaretlendirmektedir. Kentleşme olgusu da ülkemiz için diğer bir tasarrufu baskılayıcı bir unsurdur. Kentleşme ile birlikte ak akçe gereksinimi azalmıştır. 


Öte yandan tasarruf sadece az tüketmek değildir. Aynı zamanda tasarruf az tüketimi sağlayacak mal ve hizmet üretimi için gerekli bilgi ve donanıma sahip olmaktır. İktisadi terminoji de bu durum verimlilik olarak adlandırılmaktadır. Verimlilik artışı doğal olarak yurt içi tasarrufu artırıcı bir unsurdur. Nitelikli iş gücünün burada önemi artmaktadır. Örneğin yüksen enerji tasarrufuna sahip teknolojilere haiz olmak tasarruf sonucunu ortaya çıkaracak ve ayrıca ülkenin enerjiye olan bağımlılığını azaltacaktır. Zira Türkiye enerji olarak dışa bağlı bir ülkedir. Enerji verimliliği ile cari açık azalacaktır.


Maalesef, bir zamanlar kültürümüzün önemli bir parçası olan ve her hanenin tasarrufta bulunduğu dönemin çok gerisindeyiz. Borçlanma kolaylığı (kredi kartı ve tüketim kredilerinin yaygınlaşması) ve ekonomik istikrar maalesef Türkiye’de hane halkını daha çok tüketmeye itmiştir. Nitekim tasarruf oranlarına bakıldığında dünya sıralamasında oldukça gerilerdeyiz. Geleneksel olarak dünyanın emanet olduğunu düşünen bir toplumun bireyleri olarak yerinde, yeterince tüketim ölçü alınmaktaydı. Fazla ve aşırıya kaçma yadırganmaktaydı. Günümüzde ise tam aksi bir şekilde çok harcama ile statü arasında sıkı bir bağ kurulmaktadır. Cep telefonu çılgınlığından araç ve giyim aşırılığı statü belirlenmesinde önemli bir yer almış durumdadır. Oysa eskiler elbiselerin yamar ve artık kullanılmayacak hale gelince de o elbiseyi kilim yapımında kullanırlardı. Yine zeytinyağı tenekesi saksı olarak kullanılır ve sofra bezine düşen ekmekler ile tirit yapılırdı. Böylelikle israftan kaçınılırdı. Buna benzer örnekleri çoğaltmak mümkündür. Zira yaşlı generasyon buna benzer derin birikime sahiptir.  Zaten onlar şimdiki tüketen toplumla pek anlaşamazlar. Yokluğu gördüklerinden tavsiyelerde bulunurlar sürekli. 


Sonuç olarak, günümüz de artan tüketim harcamaları ile gelirimizden fazla harcamaktayız. Bu durum cari açığa yol açmaktadır. Cari açık ise iç tasarruf olmayınca dışarıdan gelen dış tasarrufla ve onun maliyeti olan faiziyle finansa edilmektedir. Bu durum ülke ekonomisini daha kırılgan hale getirmekte ve gelecek nesillerin borç yükünü artırmaktadır. Büyüme potansiyeli sahip olan Türkiye büyüme için gerekli olan tasarrufu kendi içinde bulduğu zaman cari açık azalacak ve büyüme ivme kazanacaktır. Bu bağlamda son dönemde artmakta olan özel tüketim harcamalarını kısıtlayıcı,  tasarrufu teşvik edici politika ve kampanyaların oluşturulması önemlidir. Ayrıca kredi genişlemesinin azaltılması, kredi ve kredi kartı düzenlemelerinin amaca yönelik yeniden düzenlenmesi önemlidir. Enerji verimliğine dair düzenlemelerin artırılması ile daha az tüketim sağlanması önemlidir.

............................................

Kaynakça;

1.SETA; Sürdürülebilir Büyüme için Tasarruf, Mayıs 2014 Sayı:2014 

2.Yüksek Büyümenin Sürdürülebilirliği”, TC. Kalkınma Bakanlığı ve Dünya Bankası Türkiye Ülke Ekonomik Raporu.

3. TC. Kalkınma Bakanlığı 2014 Yılı Programı