Kaya Gazı: Enerji Merkezi Ortadoğu’dan Kayıyor Mu?

e-Posta Yazdır PDF

Dünyada meydana gelen nüfus artışı ve hızlı ekonomik büyüme daha yüksek enerji talebi sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Klasik enerji anlayışına göre, geleneksel enerji tedarikçi bölge ve ülkelerin bu çerçevede önemimin artacağı yönündeydi. Çünkü AB ve ABD’nin artan enerji talebiyle birlikte, zaten enerji bağımlısı olan bu bölgelerin enerji bağımlılığı artacaktı. Fakat son 20 yılda meydana gelen enerji alanındaki sessiz devrim bu klasik enerji arz-talep algısında derinden ve oldukça somut bir şekilde değiştiriyordu. Peki, bu son dönemde Suriye ile savaşın eşiğine gelen dünya’da enerji fiyatlarının dalgalanmaması ve batının artık Ortadoğu’yu sadece dünyanın yegâne enerji merkezi olarak görmemesini etkileyen bu gelişme nedir? Enerji dengeleri ve bu dengelere bağlı olarak Ülkelerin ulusal güvenliklerini etkileyen politika yapım süreci değişiyor mu? Artık Batı için Ortadoğu sadece İsrail’inin güvenliği mi?  Dünya enerji arz ve talebini derinden etkileyen yeni enerji kaynağı kaya gazı yenidünya eko-politiğine olan etkisi nedir?

İnsanlığın en önemli ve vazgeçilmez saydığı ihtiyaçlardan birisi şüphesiz ki enerjidir. Enerji, ülkelerin ekonomik gelişmişliklerini ve ulusal güvenliklerini derinden etkileyen temel bir olgudur. Şöyle ki ülkelerin refah düzeyleri bir yandan kişi başına düşen milli gelirle değerlendirilmekle beraber, öte yandan aynı zamanda kişi başına enerji tüketimiyle de değerlendirilmekte ve enerji, ekonomik bir gelişme aracı olarak görülmektedir. Tarihte enerjiye ulaşmak ile ekonomi arasında sıkı bir ilişki vardır. Nitekim İngiltere kömürü enerji kaynağı olarak kullanarak,  insan gücüne dayalı üretim modelini terk etmiştir. Kitle üretim imkânlarıyla diğer ülkelere göre üretim maliyetlerinde mukayeseli üstünlük elde etmiştir. Şöyle ki İngiltere’de meydana gelen sanayi devrimi Osmanlı sanayisini olumsuz yönde etkilemiştir. 19. yüzyılda Sanayi Devriminin sonuçlarının Osmanlı dünyasına etkisi ile birlikte dokumacılık gerilemeye başlamıştır. Osmanlı imalatının büyük çoğunluğunu küçük ölçekli zanaatkârlar tezgâhlardan sağlamıştır.  XVIII. yüzyılın son otuz yılında ve XIX. yüzyılın ilk yıllarında Osmanlı pamuklu tekstil üretimi yaklaşık 12 milyon nüfusun oluşturduğu iç pazarın ihtiyacını karşılayabilmekteydi. Fakat XIX. yüzyıl başlarında bu alanda da gerileme başlamıştır. Sanayi Devrimi’nin sonuçlarının ortaya çıkmaya başlaması ile birlikte Avrupa’da makine ile üretilen mallar Osmanlı pazarlarına girmeye başlamıştır. Bu malların fiyatları ucuzluğu ile Osmanlı iç tüketiminde önemli bir yer almaya başlamıştır. 1812 senesinde İşkodra’da 200, Tırnova’da 2000 tezgah çalışmaktayken 1831 senesinde tezgah sayısı İşkodra’da 40’a, Tırnova’da ise 200’e düşmüştür. Bu düşüş eğilimi yüzyıl boyunca sürmüş fakat yine de tam anlamıyla ortadan kaybolmamıştır.

Dolayısıyla, enerjiye ulaşmak ve enerjiyi kullanma teknolojisine haiz olmak bir ülkenin ekonomik kalkınması için en önemli unsurlardan biridir. Ekonomik gelişmişlikle birlikte artan enerji talebi ülkeleri sürdürülebilir enerji arzı sağlamaya bu kaynakları çeşitlendirmeye ve verimli kullanılır bir hale getirmeye itmiştir. Bununla birlikte enerji teknolojisi ya ithal edilmiş veyahut ülkeler kendi bilgi ve deneyimleriyle gerekli teknolojiyi üretmişlerdir.  Teknolojiye sahip gelişmiş ekonomilerin tersine, enerji zengini ülke ve bölgeler yapısal politik ve ekonomik sorunlar ile karşı karşıyadırlar. Enerji zengin ülke ve bölgelere bakıldığında politik ve ekonomik istikrardan bahsetmek oldukça güçtür. Bu Ülke ve bölgeler; Ortadoğu, Kuzey Afrika, Hazar bölgesi, Orta Asya, Rusya, İran ve Latin Amerika dır. Bu ülkelerin birçoğu son yüzyılda istikrarlı ekonomik ve politik bir yapıya sahip olamadılar. Önemli nedenlerden bir tanesi ise Enerji bağımlısı Ülkelerin bu bölgeler üzerinde ki emperyalist baskılarıdır. Manidardır ki, dünya fosil enerji kaynaklarına sahip ülke ve bölgeler ekonomik ve politik istikrardan uzakken enerji bağımlısı Batı ekonomik açıdan gelişmiştir.

Özellikle Batılı Devletler bu yaşamsal ihtiyaçları sağlamak amacıyla özellikle son yüzyılda enerji kaynaklarına sahip olmak, olamadığı takdirde de bu enerji kaynaklarının dağıldığı veya yoğunlaştığı bölgelerde kontrole sahip olmak, kaynakların üretilmesinde, farklı amaçlı kullanımlara dönüştürülmesinde ve dağıtımında söz sahibi olmak istemişlerdir. Bu talepler her devletin günümüzde en stratejik hedefi haline gelmiştir. Nitekim ABD’nin Irak müdahalesinin altında yatan en önemli sebeplerden birinin yoğun enerji kaynaklarına sahip olan bu bölgeyi kontrol altına almak olarak iddia edilmektedir. Çünkü ABD enerji bağımlısı bir ülkedir. Amacı ise bu bağımlılığı azaltmak veya enerji arzını kontrol ederek enerji güvenliğini sağlamaktır. Dolayısıyla, enerji bağımsızlığı ile siyasi bağımsızlık ve ekonomik istikrar arasında güçlü bir ilişki bulunmaktadır. Özellikle ekonomik gelişmişlik açısında oldukça ileri bir noktada olan Avrupa Birliği, Rusya’ya olan enerji bağımlılığından dolayı hayli tedirgin olmakta ve enerji arzını çeşitlendirmenin yollarını aramaktadır. 

Etnik, dinsel ve mezhepsel farklılıklarıyla, ticaret yollarının kesiştiği, dünya fosil enerji kaynaklarının yaklaşık %70’ine sahip olan Ortadoğu günümüzde bölgesel ve küresel güç odaklarının merkezinde yer almaktadır. Bu merkez I. Dünya savaşından itibaren kaynamaktadır. Ortadoğu, Osmanlı Devleti’nin çöküşünden sonra sürekli adını siyasi istikrarsızlıklar ve çatışmalar ile duyurmuştur. Son yüzyılda yaşanan bu siyasi istikrasızlığın altında ise bölgenin sahip olduğu zengin fosil rezerv zenginlikleri ve İsrail’inin güvenliği yatmaktadır. Fakat 2000’li yılların başında Kuzey Amerika’da gerekli teknolojik yeniliklerin elde edilmesiyle üretilmeye başlayan kaya gazı pek çok dengeyi değiştireceği gibi Orta Doğu’ya duyulan enerji bağımlılığını azaltacak bir  etkiye sahiptir.

Önceden var olduğu bilinen bu gaz formu yeterli ve feasible üretim tekniklerinin yokluğundan üretilemiyordu. Fakat Kuzey Amerika’da geliştirilen sistemle artık üretimi mümkündür. 2000’li yılların başından itibaren ABD geliştirdiği teknoloji ile kaya gazı üretimine başlanmıştır. Kaya gazı, yatay sondaj ile hidrolik kırma yöntemleri ile elde edilen ve yeryüzüne taşınabilen ana kayayı terk etmeyen bir gazdır. 2011 yılda ABD’nin toplam kaya gazı üretimi 17 milyar metreküp olmuştur.  Yapılan tahminlere göre 2030 yılına kadar ABD toplam doğal gaz ihtiyacının yarısını kaya gazından elde edecektir. Üretilen bu doğal gaz miktarı ile ABD dünyanın en büyük doğalgaz üretici ülkesi durumuna gelmiştir. IEA tarafından yayınlanan World Energy Outlook’a göre petrol ve doğal gaz üretimde ABD, 2017 ile 2035 yılları arasında dünya global enerji üretiminde ilk sıraya yükselecektir. Öngörülen bu enerji üretimi gerçekleştirildiği taktide  ABD enerji  ithalatı kalmayacak ve toplam doğal gaz ihtiyacının %55’ini kaya gazından elde edecektir. 

Global Kaya Gazı Rezerv Alanları                                                                   Kaynak: U.S Energy Information Administration After Advances Resources: http://www.ogj.com/articles/print/volume-111/issue-12/exploration-development/shale-gas-and-oil-fundamentally-changing-global-energy-markets.html

Şekilde, kırmızı ile gösterilen alanlar kaynak tahminli kaya gazı rezervlerini göstermektedir. Sarı bölgelerler ise kaynak tahmini olmayan rezerv bölgeleri göstermektedir. Şekilden de anlaşılacağı gibi klasik fosil yakıtların tersine, kaya gazı dünyada daha dengeli bir dağılıma sahiptir. 2013 Uluslararası Enerji Ajansı verilerine gore, Dünyada 43 ülke teknik olarak çıkarılabilir kaya gazına sahiptir. Toplam kaya gazı rezervlerinin %15’i Çin, %11 Arjantin, %10 Cezayir, % 9 ABD, %8 Kanada, %7 Meksika, %6 Avustralya, %5 Güney Afrika ve %4, Brezilya, Venezüella, Polonya, Ukrayna, Fransa ve Libya’ya aittir. 

Veriler ışığında dikkat   edilmesi gereken önemli bir nokta ise Çin’in dünya kaya gazı rezervlerinin yaklaşık olarak %15’ine sahip olmasıdır. Ekonomik gelişime bağlı olarak son 10 yılda Çin’in enerji tüketimi %150 oranında artmıştır. 2010 yılında Çin dünyanın en çok enerji tüketim ülkesi durumuna gelmiştir. Bu bağlamda enerji bağımlılığı artmış ve dışa olan petrol bağımlılığı                    % 40’a yükselmiştir. Enerji güvenliği açısından kaynakları çeşitlendirme ihtiyacı artmış ve bir yenilenebilir enerji kaynağı olan güneş enerjisi yatırım oranları ciddi ölçüde artmıştır. Fakat dünya enerji ajandasında meydana gelen son değişmeler Çin’i de çok yakından etkilemiştir. Çevresel olumsuz etkileri  sınırlı olan bu enerji kaynağı türü de olan kaya gazı Çin’ de bolca bulunmaktadır. Fakat sahip olduğu bu enerji türünün bolluğuna rağmen Çin’de henüz yeterince çalışma yapılmamaktadır. Çin bu yeni enerji formunu çıkarmak için yeterli teknolojiye sahip değildir. Bu bağlamda dış desteğe ihtiyaç duymaktadır.

Dünya enerji talebinin ağır taşları bugün artık dengeleri değiştirecek olan zengin kaya gazı rezervlerine sahipler. Sadece çıkarımı için ileri teknoloji ihtiyacı gereksimi olan kaya gazı üretiminin 2020 yılına kadar dünya’da birçok ülkede üretimine başlanılacağı tahmin edilmektedir. Ortaya çıkacak yeni resim en çok klasik rezerv ülkelerini etkileyecektir.  

Dünya fosil enerji kaynaklarının çoğuna sahip ülkeler İslam ülkeleridir. Bu ülkeler şimdiye dek enerjiyi kalkınma aracı olarak değil sadece bir ihraç kalemi ve gelir getirici bir kalem olarak gördüler. Ekonomik kalkınma için dünyanın  diğer tüm bölgelerinden daha fazla enerjiye sahip Ortadoğu ve OPEC ülkeleri bu avantajlarını şuana kadar üretim sürecine katamadılar. Çünkü sanayileşme son derece zayıf bu bölgelerde. Oysa yazının başında bahsedildiği gibi enerjiye sahip olmak ve üretim sürecine ucuz girdi olarak katmak bilmek bugün ki sanayileşmenin anahtarıdır.

Globalleşen dünya’da bilgi toplumu olma özeliğini daha artırmaktadır. Yeterli bilgi ve teknolojiye sahip toplumlar bir zamanlar ekonomik olmayan enerji formlarını dahi günümüzde yüksek teknolojik imkânlar ile ekonomik hale getirebilmektedirler. Kaya gazı devrimi ile birlikte 2030’lu yıllarda Orta Doğuya olan doğal gaz enerji bağımlılığının %20’nin altına düşmesi beklenilmektedir. Dünya enerji üretiminde ABD, Çin ve AB’nin ilk üç sırada olması tahmin edilmektedir. Ucuz enerji girdisi ayrıca bu ülkelere rekabet üstünlüğü sağlayıp Ortadoğu, Rusya, İran, Kuzey Afrika ve Latin Amerika’ya olan bağımlılığı azaltacaktır. Böylece, enerji fiyatlarında ki dalgalanmalar azalacaktır. Ayrıca, Rusya ve İran’ın enerjiyi siyasi bir güç olarak kullanma kabiliyetleri düşürülüp elde edilen yeni enerji kazanımıyla AB ve ABD dünya üzerinde kendi çıkarları doğrultusunda ortak politika belirlemede daha rahat olacaklardır. Örneğin, Ortadoğu’  da artık İsrail’in güvenliğine dair daha somut politikalar görmek mümkün olacaktır.  

İslam ülkeleri bugün halen cari olarak tüketilen fosil yakıtların merkezi durumundadır. Bu avantajın bir an önce üretimle buluşması oldukça önemlidir. Enerji aynı zamanda bu ülkeler için ekonomik ve politik entegrasyon için bir araç olma özelliğine de sahiptir. Fakat bilindiği gibi ekonomik büyüme ve istikrar aynı zamanda politik istikrardan ve kararlılıktan geçmektedir. Bu ise mevcut yapısı ile birçok İslam ülkesinde yoktur. Bilgi toplumu olma ve üretme İslam ülkelerinin sahip olması gereken oldukça hayati konulardır.

Tıpkı kendini en kötü senaryo göre hazırlayan ve enerjinin suyunun suyunu çıkaran ve enerji verimliliğini en üst düzeyde  tutan Japonya bu yönüyle İslam toplumuna  örnek olmalıdır. İslam dini tasarrufu emrediyor. Bugün sadece tasarruf klasik olarak algıladığımız az tüketme değil aynı zamanda daha az tüketmenin teknolojik olarak elde edilmesi ve mevcut kaynakların üretim ve tüketim verimliliğinin artırılmasıdır. Bu durum İslam toplumuna aynı zamanda bilgi toplumu olma özelliğini de yüklemektedir. Batı toplumu enerji yoksunu olmasına rağmen gerekli bilgi ve donanımla bu eksikliğini enerji zengin ülke ve bölgelere teknoloji transferi ile telafi etmiştir. Hatta kaya gazı gibi yeni enerji formlarıyla gelecekte ki enerji bağımlılığını tersine çevirme ihtimalini güçlendirmektedir. 

Ortadoğu sahip olduğu enerji kaynaklarıyla bulunduğu bölgedeki ülkelerin gelirlerini artırmaktadır. Fakat şuana kadar ucuz enerji girdi olarak sanayileşmenin düşük olmasından dolayı üretim sürecine etkin bir şekilde katılamamıştır. 40-50 yıl kadar ömür biçilen petrolün aksine doğal gazın ömrü Amerika başlayan kaya gazı devrimi ile daha da artmıştır. Sadece kaya gazının ABD’nin iç enerji üretimine 100 yıllık katkısı olasıdır. Bu durum enerji yoğunluğunu Ortadoğu’dan Amerika kıtasına kadar götürmekte ve Çin ve ABD’ye tarihi bir fırsat sunmaktadır. 

KAYNAKÇA

An HIS Report (20129, ‘ America’s New Energy Future: The Unconventional Oil and Gas Revolution and the US Economy’ Volume 1: National Economic Contributions.

CHIROL, Valentına, The Middle East Question or Some Problems of Indian Defence, London, John Murray, Albemarle Street 1903.

DEMİRBAŞ, Ayhan, 2003, Fuelwood Characteristics of Olive Husk and Walout, Sunflower and Almound Shells, Energy Sources, No 25.

IEA (2013), Annual Energy Outlook, http://www.eia.gov/energy_in_brief/article/about_shale_gas.cfm

EIA (2013), ‘Technically Recoverable Shale Oil and Shale Gas Resources: An Assessment of 137 Shale Formations in 41 Countries Outside the United States, U.S.’Energy Information Administration, June, 2013. http://www.eia.gov/analysis/studies/worldshalegas/

Mehmet Seyitdanlıoğlu, “Tanzimat Dönemi Osmanlı Sanayii” Ankara Üniv.  DTCF Tarih Araştırmaları Dergisi, Cilt:26 Sayı: 46 s.56

F. J. Moberly, Irak Seferi 1914-1918, C. 1, Osmanlıcaya Çeviren: Binbaşı Mehmed Cemal, Matbaa-i Askeriye, İstanbul 1928 (Ekli Haritalar).

Şevket Pamuk, Osmanlı Ekonomisinde Bağımlılık ve Büyüme 1820-1913 İstanbul: Tarih Vakfı 2005. s. 127.