Medya Karanlığından Hakka Hicret

e-Posta Yazdır PDF

Medya Karanlığından Hakka Hicret



Medya, yazı, ses veya görüntü aracılığı ile iletişim kurmayı sağlayan radyo, televizyon, yazılı basın, kitap, bilgisayar gibi araçların tümünün adıdır.


Bugün pek çok insanın kendinden uzak kalamadığı televizyon ve internet aslında insanlığa sunulmuş nimetlerdendir. Bunları beynimizi ve gönlümüzü aydınlatsın diye kullanabiliriz. Ehil ve emin ellerde medya gücü, hakikatin hizmetinde olabilir, insanlığa doğru, iyi ve güzel şeyler sunabilirdi. Ne var ki bugün medya, yaydığı sağlığa zararlı ışınlarıyla fiziken göz ve beden sağlığımızı bozduğu gibi, ruh ve beyin sağlığımızı da bozmaktadır.


Medyanın esiri olan beyinler, namazda bile ekranda gördüklerini düşünür oldu. Ağızlar, güzelliğine çirkinliğine bakmadan ekranda dinlediklerini söyler oldu. Sonuçta medya beyinleri şekillendirdi, gönülleri yönetti, insanları kendi ölçülerine göre dize getirdi. Artık insanlar medyanın güdümüne girdiler. Medya onları yönetir, gündemlerini belirler oldu.


Dünkü cahiliye dönemi insanını yöneten sihir ve büyü odaklarının yerini bugün, aynı çizgideki medya organları almış durumdadır. Tevhid tarihine baktığımızda tevhid önderi Peygamberlerin, sihre karşı vahiyle mücadele ettiklerini görürüz. Zira şeytan odaklı sihrin uyuşturucu ve uyutucu özelliği karşısında, ilahî merkezli vahyin uyarıcı, uyandırıcı, harekete geçirici ve diri tutucu özelliği vardır.


Şöyle ki şu televizyonu bir düşünelim: Onu cezaevindekiler izliyor ve içerde olduklarını unutup kendilerinden geçiyorlar. Dışarıdakiler de onu izleyip dışarıda olduklarının farkına varamıyorlar çoğu zaman. İnsana kendini unutturuyor, sanalı gerçek, gerçeği sanal olarak gösteriyor. Günahı ve günahkârları cazip ve iyi gösteriyor.


Bir başka medya parçası: Onun adı bilgisayardı, bilgilere kolayca ulaşabilmek için tasarlanmıştı. Ama olmadı, o daha çok oyunsayar olarak kullanıldı ve çoğu insanımızı oyalayan, vaktini çalan, hatta vaktini katleden alet oldu.


İnternet, doğru bilgiye kolayca ulaşma, insanlarla kolayca iletişim kurma amacı için kullanılmaktan daha çok, kötülük yayan, sanal ortamda insanları aldatan, oyalayan, onlara asıl gayelerini unutturan bir alete döndü. Sonuçta gerçek dostluklar gitti, sahte sanal dostluklar(!) geldi.


Hakkın Adamı Olmak İçin Hak İle Meşgul Olmak Gerek!


Bu esaretten kurtulmanın yahut bu aletleri kötü amaçlı kullanmaktan kurtulmanın yolunu şu şekilde açıklayabiliriz: İmam-ı Şafiî, “hak ile meşgul olmayanı batıl istila eder” der. Dolayısıyla batılın esaretinden kurtulmanın yolu, hak ile meşgul olmaktan geçer. Hak ile meşgul olabilmek için, hakkı sevmek, hakkı tanımak, hakkın kaynağı Cenab-ı Hak ile irtibatlı olmak gerekir. Cenab-ı Hak ile irtibatlı olabilmek ise, O’nun hak kelamı Kur’an ile hemdem olmakla mümkündür. Gündemimize Kelamullah oturursa, bizim gündemlerimizi Kur’an belirlerse, her türlü batılın istilasından kurtulmuş olacağız. Hak ile dolmayan gönül ve beyinlerdeki boşluklar, batıl tarafından doldurulacaktır.


Bu konuda Rabbimiz şöyle buyurur:


“Kim Rahmân’ı zikretmekten gafil olursa/zikrullahı görmemezlikten gelirse, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz.  Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.” (Zuhruf, 43/36-37) Demek ki Rahman’dan, O’nu hatırlamaktan gafil olan ve bir adı da zikrullah olan O’nun kelamını görmezden gelen, onun irşatlarına kulaklarını tıkayan kimseye şeytan musallat olur. İnsan yahut cin şeytanları o kimse üzerinde hâkimiyetini kurar ve onu güdümüne alarak istediği gibi yönetmeye başlar. O kimseyi helalleri işlemekten alıkor, haramları işlemeye sevk eder. Şeytanların tasallutundan kurtulmanın yolu, zikrullaha yönelmek, Allah’ın zikri ile hemdem olmaktır.


Ekranların Karşısında İken de 

O, Bizi Görüp Gözetmektedir!


Her nerede olursak olalım, Yüce Allah’ın kontrolünde olduğumuzu hep aklımızda tutarsak, en yalnız olduğumuz zamanlarda bile O’nun bizim her şeyimize muttali olduğunu hatırda tutarsak, bu aletleri kötü amaçlı kullanmaktan, kötülüklere alet etmekten kurtulmuş oluruz.


Söylediğimiz her sözden, eylediğimiz her işten sorgulanacağımız gibi; gönlümüzden ve beynimizden geçirdiklerimizden de hesaba çekileceğimizi düşünüp, bunların hepsini kontrol altında tutmamız gerekir. Belki de bilgisayarlarımızın ekranlarının bir köşesine “nerede olursan ol, Allah’tan kork, O’nu hesaba katarak yaşa” hadisini yazmamız, hatta bu hadisi beyin duvarlarımızın tam ortasına asmamız gerekir. Rabbimizin şu uyarılarını hiçbir zaman unutmamız gerekir:


Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür. (Hadîd, 57/4)


O gün Allah onların hepsini diriltecek ve yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah onları bir bir saymıştır. Onlar ise unutmuşlardır. Allah her şeye şahittir. Göklerde ve yerde olanları Allah’ın bildiğini görmüyor musun? Üç kişinin gizli konuştuğu yerde dördüncüsü mutlaka O’dur. Beş kişinin gizli konuştuğu yerde altıncısı mutlaka O’dur. Bunlardan az veya çok olsunlar ve nerede bulunurlarsa bulunsunlar mutlaka O, onlarla beraberdir. Sonra kıyamet günü onlara yaptıklarını haber verecektir. Doğrusu Allah, her şeyi bilendir. (Mücadele, 58/6-7) Ayetlerin iniş sebebi ile ilgili olarak kaynaklarımızda şu bilgiler vardır: Rivayete göre üç arkadaş bir araya gelmiş ve kendi aralarında şöyle konuşuyorlardı: Ne dersiniz, acaba Allah bizim konuştuklarımızı biliyor mudur? Gizli saklı konuştuklarımızı da biliyor mudur?Arkadaşlarının bu sorularına üçüncü arkadaş şöyle cevap vermişti: Şayet Yüce Allah, konuştuklarımızın bir kısmını biliyorsa, mutlaka hepsini de biliyordur. O, aşikâr söylediklerimizi biliyorsa, gizli konuşmalarımızı da bilir…


Yüce Allah’ın gizli açık her şeyi bilmesi, kuru bir bilme değildir. Evet, O gizli açık her şeyi bilir ve o bilginin gereğini yapar. Dolayısıyla hiç kimsenin yaptığı yanına kalmaz. Hiçbir şey zayi olmaz. İşlenen her kötülük insanın gönlünde, beyninde bir iz bırakır. İşlenen her iyilik de öyle. Biri olumlu, diğeri olumsuz izler bırakır.


İçinizdekileri açığa vursanız da gizleseniz de Allah ondan dolayı sizi hesaba çekecektir, sonra dilediğini affeder, dilediğine de azap eder. Allah her şeye kadirdir. (Bakara, 2/284) Buna göre Müslümanlar olarak bizler, gönül dünyamızı da başıboş bırakamayız. Zira insanın dış dünyaya yansıyan söylem ve eylemlerinin alt yapısı iç dünyasında kurulur/kurgulanır. Bunun için “dervişin fikri neyse, zikri de o olur” denilmiştir. Gönül ve beyin dünyamızı tamamen başıboş bırakırsak, şeytanın vesveselerinin istilası altında kalır ve günah kurgularının arenası haline gelir. Bunun için gönüllerimize hakikatin sevdasını nakşetmemiz, beyinlerimizi de sürekli olarak hakikati, iyiyi, güzeli düşünmeye alıştırmamız gerekir. İnsan olmamız hasebiyle ve şeytanların dürtüsüyle, kötülükler aklımıza gelince, hemen Yüce Rabbimizi hatırlayıp, O’na sığınmalı ve iyi-güzel şeyler düşünmeye yönelmeliyiz.

Artık bugün, insanımızı kuşatmış olan medya unsurlarını yasaklamak çözüm değildir. Kuru kuruya yasaklama, özellikle çocuk ve gençlerimizde etkili olmamaktadır. O halde yapılması gereken, internet gerçeğini kabullenip ölçülü ve bilinçli kullanma alışkanlığı kazandırma yanında, insanımızın gönül rahatlığı ile kullanacağı alternatif faydalı sayfalar sunmak gerekir. Aynı şekilde her yaşta ve her seviyede insanımızın gönül rahatlığı ile seyredebileceği televizyon programları hazırlayıp sunmak gerekir. Bunları cazip hale getirmek için yapılması gerekenlerin yapılması şarttır. Film sektörü, reklam sektörü, çizgi film sektörü bu doğrultuda hazırlayacakları programlarını İslamî kriterler süzgecinden geçirerek hazırlamalıdır.


Bugün çoğu programlar hak-batıl karmaşık bir şekilde sunulmaktadır. Dini programların içerisindeki yanlış bilgiler yanında, o programların önünde, arasında yahut sonunda sunulan reklam ve benzeri programlarla sunulan hakikatler, batıl görüntü ve fikirlerle bulandırılmaktadır. Bu yüzden salt hakikati terennüm eden programlar hazırlanıncaya kadar bu karmaşık programları izlemek zorunda kalan çocuklarımıza ve gençlerimize ekranda görülen yanlışları gösteren ve o yanlışları düzelten açıklamalar anında yapılmalıdır.


Unutmayalım ki şer odakları şerlerini sunarken teknolojinin bütün imkânlarını kullanmakta, şeytanların tarihi birikim ve tecrübelerinden faydalanarak kötülükleri cazip hale getirerek insanımıza sunmaktadırlar. Hakkın taraftarları da insanın fıtratına uygun olan hakikati sunarken, meşru bütün imkânları kullanmalı, peygamberler ve diğer hak yolunun yolcularının tecrübe ve birikimlerinden faydalanarak hakikati cazip bir şekilde, asrın idrakine sunmalıdırlar.