Müceddid-i elfissânî İmam-ı Rabbanî (k.s) den

e-Posta Yazdır PDF

Ey oğul!

Yalan söylediği defalarca tecrübe ve tespit edilmiş bir şahıs, bir topluluğu işgal etmek amacıyla geceleyin düşmanın hücum edeceğini haber verse, o toplumdaki akıllı insanlar, söyleyen kişinin yalancılığına rağmen gerekli tedbirleri alırlar ve belayı def etme konusunda kafa yorarlar.


Muhbir-i Sadık (hep doğruyu haber veren) Rasulullah (s.a.v.) ahiret azabını bütün açıklığıyla haber vermiş olduğu halde, insanlar bundan hiçbir şekilde etkilenmediler. Etkilenmi ş olsalardı rahatsız olurlar ve ahiret azabından korunmak için ellerinden geleni yaparlardı. Üstelik yine Muhbir-i Sadık’ın bildirmesiyle o azaptan kurtulmanın yollarını da bilmekteler.


Muhbir-i Sadık olan Rasulullah (s.a.v.)’in getirmiş olduğu habere bir yalancının getirdiği haber kadar değer vermeyen bir insanın imanı ne kötü bir imandır! Şekilde kalan bir İslâm’ın insanın kurtuluşuna hiçbir faydası yoktur. Kurtuluş için yakîni elde etmek şarttır. Ama bırakın yakîni, zannın hatta vehmin bile yeri kalmadı…


Akıllı insanlar, içinde tehlike ve korku ihtimali söz konusu olan durumlarda vehme de itibar edip tedbir alırlar.





Ey oğul!

Allah Tealâ Yüce Kitabı’nda şöyle buyurur: “Allah yaptıklarınızı görmektedir.” Buna rağmen insanlar çirkin işler yapıyorlar. Halbuki onlar herhangi bir şahsın kendilerini gördüğünü hissetseler o çirkin işlerini yapmaktan hemen vazgeçerler.


Bu halin iki sebebi yardır: Ya Hak Sübhanehu’nun verdiği haberi yalanlıyorlar, ya da yaptıkları işleri Allah Tealâ’nın gördüğünü kabul etmiyorlar.


Öyleyse bu tür bir tutum iman mıdır, yoksa küfür müdür? O halde, “Lâ ilâhe illallah sözüyle imanınızı yenileyiniz” hadis-i şerifinden hareketle imanı tazelemeli. Allah Sübhanehu’nun razı olmadığı işlerden dolayı da tekrar bir tevbeyle haram ve yasak olan davranışlardan kaçınmalıdır.


(Mektubat-ı Rabbanî, 73. mektuptan kısaltılarak alınmıştır.)