Tahâvi Akaidi Tercümesinden

e-Posta Yazdır PDF

Mahlukatın olmasıyla, daha evvel olmayan bir sıfatla sıfatlanarak ziyadeleşmedi (sıfatlarında artma olmadı). Nasıl ki sıfatlarıyla ezeli idi; aynı şekilde o sıfatlarla ebediyyen zail olmaz (tükenmez). Mahlukatı yaratmasından beri (sonra) “Halik” ismini almış değildir. Ezelden beri Haliktır.


Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem), onun seçilmiş kulu, peygamberi ve razı olunmuş Resulüdür. Ve Muhammed (sav) peygamberlerin sonuncusudur, takva sahiplerinin imamıdır, gönderilen Resullerin efendisidir. Alemlerin Rabbisinin sevgilisidir. Ondan sonra yapılacak her nübüvvet iddiası batıl ve nefsanidir.


Kim Allah’ı beşer sıfatlarından bir sıfatla vasıflandırırsa, muhakkak kafir olur.

Ehli İslam’ın, Cennette Allah’ı görmeleri meselesine iman: Vehmi (aslı olmayan düşünceler) ile meseleye bakıp, onu kendi anlayışı ile yorumlayan kişi için sahih (doğru ve isabetli) olmaz. Çünkü Allah’ı görmeyi ve Rabbu’l Alemine nisbet edilen her bir manayı te’vil etmek, te’vili terk etmektir (tevil yapılmamalıdır), meseleyi (olduğu gibi) kabullenmektir. Mü’minlerin dini, bunun üzerine sabittir (üzerindedir, doğruluğu öylece ortadadır)


Mir’ac (Peygamberimizin cismen yükselip Rabbi ile mülaki olması) haktır. Muhakkak Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz gece yürütüldü. (Gece Mekke’den Kudüs’e kadar vasıta ile götürüldü) Uyanık iken şahsı ile göklere yükseltildi. Allah dilediği şeyleri ona ikram etti ve ona dilediğini vahy etti. “Kalb, gördüğü şeyleri yalanlamadı” (Necm Suresi II. Ayet)

Allah Teala’nın Peygamberimizin ümmetine rahmet olarak ikram ettiği havz-ı kevser (Mahşer yerinde bulunan Kevser Havuzu) haktır. Hadis-i şeriflerde rivayet edildiği gibi peygamberimizin ümmeti için sakladığı şefaat haktır. Adem (Aleyhisselam) ve zürriyetinden, Allah’ın aldığı sağlam söz haktır.


Amellerde itibar neticelerinedir. (Son nefesi iman ile tamamlarsa, iyiliklerinin sevabına kavuşur) Cennetlik olan, Allah’ın hükmü ile cennetliktir. Cehennemlik olan da Allah’ın hükmü iledir.


Çünkü Allah Teala, mahlukatından kaderi bilmeyi gizledi ve kullarını, kendi maksadını anlamaktan nehyetti. (Tasdik etmemizi istedi) Kur’an-ı Kerim, Enbiya Suresinde 23. ayette buyurduğu gibi “Allah, yaptığından sorumlu tutulamaz; kullar ise (yaptıklarından) sorguya çekileceklerdir” Kim “Niçin böyle yaptı” diye sorarsa, muhakkak o kitabın hükmünü reddetmiştir. Kim kitabın hükmünü reddederse, kafirlerden olur.


Mahlukatta bulunan ilmi inkar küfürdür. Mahlukatta bulunmayan ilmi bildiğini iddia etmek de küfürdür. İman ancak, mevcud (din) ilimlerini kabul; mahlukatta olmayan (kader gibi) ilimleri talep etmeyi terk ile sabit olur. (Kader konusunu fazla kurcalamak doğru değildir.)

Levh-i mahfuz’a (olmuş ve olacak her şeyin, bütün yaratılmışların yazılı bulunduğu levhaya), kalem’e ve levh-i mahfuz’da yazılanların tamamına iman ederiz. Bütün mahlukat, Allah’ın levh-i mahfuzda “olacağını” yazdığı şeyi değiştirmek için, olmaması için toplaşsalar, buna güç yetiremezler; şayet Allah’ın levhada “olmayacaktır” diye yazdığı şeyi yapmak için bütün mahlukat toplaşsa, buna da kadir olamazlar.

Kul üzerine; Allah’ın ilminin, mahlukundan her olacak şeyleri bilmekle ezelde geçtiği (sabit olduğunu) bilmesi vacibtir ve her şeyi sağlam, muhkem bir ölçü ile taktir ettiğini (bilmek de vacibtir)


Yazıklar olsun o kimseye ki kader meselesinde Allah’a düşman oldu, görüşünü hazır ederek kader meselesinde hasta bir kalp hazırladı. Muhakkak gaybı araştırmada vehmiyle çok gizli, tamamen örtülü sırları araştırmaya girişti ve bu hususta iftiracı günahkara döndü.


Arş ve kürsi haktır. Allah Arştan ve daha düşüklerinden ihtiyaçsızdır. Her şeyi ve Arşın üstünü de kuşatıcıdır. İhatadan, halkını aciz bıraktı, (mahlukat bunları ihata edemez, anlayamaz) İman edici, tasdik edici ve kabullenici olduğumuz halde biz deriz ki “Allah Teala İbrahim (Aleyhisselamı) halil (dost) edindi, Musa (Aleyhisselam) ile bir çeşit konuşmakla konuştu.”


Meleklerin varlığına, peygamberlere ve peygamberlere indirilen kitaplara iman ederiz. Şahidlik ederiz ki o peygamberler aşikare hak üzeredirler.


Kıble ehlini, peygamberimizin (Sallallahu aleyhi ve sellemin) getirdiği hükümleri itiraf ettiği müddetçe, söylediklerini, haber verdiklerini tasdik ettikleri (onlara inandıkları) müddetçe (kıble ehlini) “Müslüman”, “Mü’min” diye isimlendiririz.


Allah’ın Zatı hakkında derine dalıp konuşmayız. Allah’ın dininde çekişme yapmayız. Kuran hakkında birbirimizle mücadele etmeyiz.

Müslümanların cemaatine muhalefet etmeyiz. Günahı helal kabul etmediği müddetçe ehli kıbleden hiçbir kimseyi, günah işlemesi sebebiyle küfre nisbet etmeyiz. ‘Bilerek günah işleyene, günah zarar vermez’ demeyiz.


İman dil ile ikrar (söylemek) kalb ile (bunları) tasdiktir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellemden) sahih rivayetlerle şeriattan ve açıklanarak gelenlerin tamamı haktır. İman: Allah’a, meleklerine, kitaplarına. Peygamberlerine, ahiret gününe, kaderin hayırlısının şerlisinin, tatlısının ve acısının Allah tarafından olduğuna inanmaktır. Biz bu sayılanların tamamına inanırız. Peygamberlerinin hiçbirisinin arasını ayırmayız. (Hepsine inanırız) Tamamını getirdikleri haberlerde tasdik ederiz. (Hepsi Allah tarafından vazifeli idiler)


Ümmet-i Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellemden) büyük günah işleyenler; tevhid ehli oldukları halde ölünce, tevbe etmeseler bile, iman edici ve Allah’ı bildikleri halde Allah’a kavuştuktan sonra; Cehennemde ebedi kalmazlar.


Büyük günah işleyenler, Allah’ın dilemesinde ve hükmündedir. Dilerse onları mağfiret eder (bağışlar) ve onları fazl-u keremiyle affeder.


Ehli kıbleden günahkar ve iyi kişilerin peşinde namaz kılmayı ve bu kişilerin üzerine cenaze namazı kılmayı caiz görürüz. Ehli kıbleden hiçbir kimseyi Cennete ve Cehenneme indirmeyiz. (Girdirmekte kesin konuşmayız) Küfür, şirk ve nifaktan bir şey onlarda zahir olmadıkça bunların aleyhine küfürle, şirkle, nifakla şahidlik etmeyiz. Onların gizli hallerini Allah’a havale ederiz.


Ümmeti Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellemden) hiçbir kimseye silah çekmeyi caiz görmeyiz, ancak kılıç çekilmesi vacib olanlar müstesnadır. (İslam’a karşı savaşanlar, dinden çıkanlar, v.s.)


İdareciler ve işlerimizi yürüten (Din ehli) valilere karşı isyan edip çıkmayı, onlar zulmedici olsalar bile caiz görmeyiz. Onların aleyhine beddua etmeyiz. (Ehli İslam olan idarecilerin ıslahına çalışılır, kargaşalık çıkarılmaz.)


O idarecilerin taatından elimizi çekip almayız (onlara itaat etmeye devam ederiz.) Allah’a itaatten ötürü onlara itaati; bize günahı emretmedikleri müddetçe, farz görürüz. Onlara salah (iyilik) ve afiyet içinde bulunmalarıyla dua ederiz. Sünnet ve cemaate tabi oluruz. Dağılmak, ihtilaf ve parçalanmaktan çekiniriz. Adalet ve emanet ehlini severiz. Zulüm ve hıyanet ehline buğz ederiz (onları sevmeyiz).


Hadis-i şeriflerde geldiği gibi yolculukta ve ikamet halinde mestler üzerine mesh etmeyi caiz görürüz. (Şiiler çıplak ayak derisine mesh ederek sapmışlardır)


Kıyamet vaktine kadar, Mü’minlerin iyi kötü sultanlarıyla birlikte hac ve cihad devam eder. Bu ikisini hiçbir şey iptal edemez ve kaldıramaz.


Kiramen katibin (sevap ve günahları yazıcı) meleklerine inanırız. Muhakkak Allah onları bizim üzerimizde (amellerimizi) koruyucu yaptı. Alemdeki canlıların ruhlarını almakla görevli ölüm meleğine (Azrail aleyhisselama) inanırız.


Hak edene kabirde azab olacağına inanırız. Kabirde münker ve nekir diye isimlendirilen iki meleğin, kişiye Rabbisinden, dininden, Peygamberinden sorgusunun hak olduğuna inanırız. Bu hallerin hepsi Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellemden) gelen hadisi şerifler ve Ashabtan (Allah hepsinden olsun) gelen haberlere göre (sabit) olduğuna inanırız.

Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçe veya Cehennem çukurlarından bir çukurdur. (Hadisi şerif bunu böyle beyan etmiştir.)


Cennet ve cehennem yaratılmışlardır; ebediyyen yok olmazlar, zail olmazlar. Allah Teala mahlukatı (canlıları) yaratmadan evvel Cennet ve Cehennemi yarattı. Cennet ve Cehennem ehlini yarattı. Kimin Cennete girmesini dilerse bu, Allanın fazlındandır. Kimin Cehenneme girmesini dilerse bu, Allah’ın adaletindendir.


Allah kullara ancak takatları yeteni teklif etti. Kullar ancak Allah’ın teklif ettiği (vazifelere) güç getirirler. Bu açıklama “Günahtan dönüş, ibadete takat ettirmek, ancak Allah’ın yardımıyladır” sözünün izahıdır.


Her şey Allah’ın iradesiyle, ilmi ile, hükmü ve kudretiyle cereyan eder. Allah’ın dilemesi diğer bütün meşiyyetlere (istemelere) galib geldi. Allah’ın hükmü diğer bütün çarelere üstün geldi. Dilediğini yapar, asla zalim değildir. Her türlü çirkinlik ve zararlardan paktır (temizdir). Her türlü ayıp ve noksanlıklardan temizdir. “Allah yaptığından sorulmaz. Halbuki kullar mes’uldür.”


Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellemin) Ashabını severiz. Onlardan hiç birinin sevgisi hususunda aşırı gitmeyiz, onlardan hiç birinden uzak olmayız. (Hepsini Allah’ın razı oldukları Ashab olarak kabul ederiz. Hz. Ali ile Hz Muaviye’yi ayırmayız.) Onlara buğz edene buğz ederiz, onları hayırsız şekilde söyleyene de buğz ederiz. Onları ancak hayırla anarız. Onları sevmek dindir, imandır. İyiliktir. Onlara buğz küfür, nifak ve tuğyandır. (Onları seven, Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellemi sevdiği için sever. Onlara buğz eden Resulullah Sallallahu aleyhi ve selleme buğz ettiği için buğz eder.)


Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellemin) isimlerini söyleyip kendilerini müjdelediği on kişi için, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellemin) onlar üzerine olan şahidliğine dayanarak bizde onların Cennetlik olduğuna şahidlik ederiz.


Kim sözünü, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Ashabı ve her türlü kirden tertemiz olan Zevceleri ve her türlü pislikten pak olan Sülalesi hakkında güzel söylerse, o kişi nifaktan beri olur.


Sabıkinden (evvel olan) olan ilk alimler, tabiinden olan ve onlardan sonra gelen hayır ve eser (hadis, haber) ehli olan, fıkıh ve rivayet ehli olan alimler, ancak güzellikle anılırlar. Onları kötülükle zikreden kişi, hak yolun dışındadır.


Velilerden hiç birini, Peygamberlerden hiçbiri üzerine “üstün” saymayız. “Bir peygamber bütün velilerden üstündür” deriz.


Kıyamet alametlerine inanırız. Onlar: Deccalın çıkması, Meryemoğlu İsa’nın Aleyhisselamın gökten inmesi, güneşin battığı yerden doğması, Dabbetül arzın yerden çıkmasıdır. (Üç tane de yer batması haber verilmiştir) Kahin, müneccim ve Kitap, Sünnet ve İcma-ı Ümmete zıt bir şey iddia eden şahısları tasdik etmeyiz.


Cemaatı hak ve doğru buluruz. Parçalanmayı eğrilik ve azab görürüz. (Allah’ın rahmeti cemaat üzerindedir.)