Ey Müslüman Dinini Kıskansana!

e-Posta Yazdır PDF

“İnananların; özür sahibi olmaksızın oturanlarıyla, Allah yolunda malları ve canlarıyla didinip gayret gösterenleri aynı değildir. Allah, malları ve canlarıyla yoğun gayret gösterenleri oturanlara derece bakımından üstün kılmıştır. Allah hepsine güzellik vaat etmiştir ama yoğun gayret gösterenleri, çok büyük bir ödülle, oturanlardan üstün kılmıştır.” (4 Nisa Suresi - 95)

 

En ciddi olmamız gereken alanlardan biri de dini mevzulardır. Dinimiz ve kutsallarımız saldırıya, hakarete, alaya ve hafifliğe alınamayacağı gibi bazen fıkra kabilinden bile olsa eğlenceye de meze olamaz.  Böyle bir durum karşısında sesini çıkarmayan Müslümanın salâbet-i diniyyesi eksik demektir. Şimdi salâbetin ne olduğunu açmamız gerekir.


SALÂBET-İ DİNİYYE


Osmanlı ecdâdımızın (rahmetullahi aleyhim ecmaîn) üzerinde en çok durdukları hususlardan biri olan salâbet-i diniyye, dinini ve dinin emirlerini korumak ve tatbik etmekteki ciddiyet ve sağlamlık demektir. Mukaddesâtını korumak hususunda cesaret, metanet, vakurluk, sebat ve kararlık gibi sıfatlarla bezenmiş olmaktır. Bu kavram içerik olarak da Kur’ân-ı azîmü’ş-şâna dayanmaktadır. Buna göre yüce Allah, “İzzet; Allah’ındır, Rasûlü’nündür ve mü’minlerindir” (el-Münâfıkûn, 63/8) ve “inanıyorsanız üstün olanlar sizlersiniz” ayetleriyle müminlerin haysiyet ve onur sahibi olduklarını ve bunu korumaları gerektiğini istemektedir. 


Cenab-ı Hakk’ın, “Muhammed Allahın Rasulüdür. O’nunla beraber olanlar (ümmet-i Muhammed), kâfirlere karşı sert, kendi aralarında merhametlidirler” (el-Fetih, 48/29) buyurduğu gibi, ümmet-i Muhammed’in özelliklerinden biri de İslâm düşmanlarına karşı sert olmaktır. Buna göre bir müminin dinini ilgilendiren hususlarda da cesur ve gayretli olması gerekir. Çünkü yukarıda mealini verdiğimiz ayette Cenab-ı Hakk’ın buyurduğu gibi üstünlük ve izzet onda ise kimden korksun ve çekinsin! İşte İslam’a veya müslümanlara yapılacak her türlü maddî-manevî, sözlü-fiilî sataşmalar, tecâvüzlerin, usulüne uygun bir surette bertaraf edilmesi için mümini cesaretlendiren, öz güvenini artırıp harekete geçiren bu duygunun adı salâbet-i diniyyedir.


GAYRET-İ DİNİYYE


Salâbet-i diniyye ile irtibatlı olan ve yine ecdadımızın üzerinde en çok durdukları kavramlardan biri de gayret-i diniyye yani din gayretidir. Gayret dilimizde daha çok çaba göstermek şeklinde kullanılır ama aslında kıskanmak demektir. Buna göre dinin hafife alınması emir ve yasaklarının çiğnenmesi ve gavurun ve keferenin saldırmasını görmekten doğan dayanamama ve kayırma duygusudur. 


Şimdi kendimize bakıp bir durum değerlendirmesi yaptığımızda ortaya şöyle bir tablo çıkıyor. Müslümanın dinine bağlanmasını sağlayan duygularının köreltilmesi için stratejik bir plan çok uzun vadeli olarak adım adım uygulanmaktadır. Bu zamana kadar uluslararası hakim güçlerin ortaya koydukları prensipler altında dizayn edilmiş olan İslam dünyasının içinde İslam’a savaş açmış olan bu zihniyet ve işbirliği halinde oldukları odaklar İslam’ı yeryüzünden tamamen silemeyeceklerini görünce içini boşaltmak için stratejik saldırılarını ellerinde bulunan ve çok iyi kullandıkları bir takım enstrümanlarla gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. Bu vaziyetin kurallarını Müslümanlar koyamadıkları için mücadele de her zaman savunma olmuştur. Bozulmadan kurtarabildiğimizi yanımıza kar kalmış saymışızdır. Nihai amaçları ise iddiası olmayan, bir medeniyet perspektifi sunmaktan aciz, cihaddan arındırılmış ve bir İslam oluşturmaktır.  İslam’a ait değerleri basitleştirmek, ve Müslümanların inançlarını şüpheye düşürmektir. 


Küfrün bahsettiğimiz salabet ve gayreti bozmak için kullandığı en etkili silahlar kuşkusuz, soft power yani yumuşak güç olarak tanımlanan medya, eğitim-öğretim-finans unsurlarıdır. Çünkü bunlar kültürü başka bir kültüre taşıyarak dönüştüren en etkili silahlardır. Günümüzde bir ülkeye silahlı unsurlarla girmektense bir yaşam tarzıyla girmek daha kalıcıdır.


Örneğin; önceleri televizyonda dinimize, adabımıza aykırı kabul ettiğimiz bir sahneyi izlemeyen ya da yüzü kızaran ve kapatan insanlar sürekli aynı tazyikin altında kala kala bu günahları, müstehcenlikleri kanıksar bir hale geliyor.  Düşünebiliyor musunuz dini bir mevzu konuşurken ötede açık olan televizyonda müstehcen reklamlar, şarkılar vs yer alıyor, kimsede bir salâbet, gayret yok. Kimse salâbet-i diniyye ve gayretinden, oğluna, kızına, yakınına sevdiklerine vs. nasihat edip doğruları anlatmaya cesaret etmiyor. Reklamların, dizilerin, kliplerin, internetin, modanın, ribalı (faizli) lokmaların vs. tehlikelerini anlatmıyor. Halbuki din nasihattir, tebliğdir. Bu milletin etkili bir nasihat ve tebliğe ihtiyacı vardır. İnanın ki herkes bir boşlukta ve kendisine uzanacak bir eli bekliyor. Hasılı İrşad, tebliğ ve cihad ehlini harekete geçiren güç din gayretidir. Herkesin Allah’ın dininden yüz çevirdiği bir zamanda Allah, dinine sahip çıkanı da yüz üstü bırakmaz, aziz kılar. Allah’ın dinini kıskananı da Allah yarattıklarından kıskanır.


Salâbet ve gayret duyguları imandan doğmaktadır. Din adına hayırlı gayret ve yararlı meşguliyet, imani- ruhi dirilik ve nefsi disiplin alametidir. Bununla birlikte herkesin imanı bir değildir. Kiminin imanı kavi kimini ki zayıf olduğu gibi her şahsın da din gayreti ve salâbeti bir değildir.


Toplumun bütün unsurlarıyla bozulduğu İslam’ın stratejik saldırı ve hamlelerle çözülmeye çalışıldığı bir ortamda her mümin din gayreti ve salâbeti göstermelidir. Bu konuda en önde gidenler din görevlileri ve ilahiyat hocaları – öğretmenler olmalıdır. Onlar hakkı söylemek ve uygulamakta, emir bi’l-ma’ruf ve nehiy ani’l-münker hususunda cesur ve dirayetli olmalıdırlar. Himmetleri ve gayretleri yüksek olmalıdır. Çünkü gayret-i diniyyesi olan din adamları görevlerini ihmal etmez, çevrelerindeki yanlışlara seyirci kalmazlar. Ancak, bunu sadece din görevlilerinden beklemek de yanlıştır. Bir müslüman şahsın şunu asla aklından çıkarmaması gerekir: “Her Müslüman kendi dininin din görevlisidir.”


Medeni cesareti yüksek ve kendinden (dininden) emin bir Müslüman, şahsında topladığı bu âlî duyguyu yerinde ve zamanında usulüne uygun bir şekilde de kullanmasını bilmelidir. Dinî cesaretin ancak, sağlam bir iman ve doğru bir İslâmî bilgiyle sağlanabileceğini de unutmamalıdır. Salâbet-i dîniyye ve gayret-i diniyye yerli yersiz, kaba bir kuvvet kullanma değil, bilakis, zaman ve zemine göre muhataba cevap verebilme, onu ikna veya susturmadır. Mesela, din hakkında yanlış bilgiler vererek ileri geri konuşan birine yapılacak en doğru hareket, onu kırmadan doğruyu anlatabilmektir. Bunu anlamıyorsa, onu ilzam etmek, doğruları söylemek suretiyle susturmaktır. Fakat müslüman, mütecaviz olmamalıdır. Çünkü maksad, İslâma gelecek zararı defetmek ve mümkünse mütecavizi İslam adına kazanmaya çalışmaktır.


İBRETLİK BİR DERS


Bir Mecusi, din gayreti ile bir köprü yaptırmıştı. Gazneli Sultan Mahmud bu köprüyü görünce, yaptıran kişiye dua etmek istedi. Bunun üzerine yakınları, köprüyü yapanın ateşperest olduğunu söylediler. Sultan Mahmud Han masrafının iki katını vererek köprüyü satın almak istedi. Mecusiyi bulup getirdiler. Sultan Mahmud teklifini yaptı. Mecusi, “Padişahım ben bunu satmak için yapmadım, dinim için yaptım, satmam” dedi. Batıl dini için bile yaptığını para ile değişmedi. 


Feridüddîn-i Genc-i Şeker hazretleri bunu anlatırken buyuruyor ki: “Ey Müslüman sen din gayretini Mecusiden mi öğreneceksin, senin gayretin nerede?”