Modernite Dayatması Karşısında Eşler Bir Kıyamet Alametine Dönüşebilir mi?

e-Posta Yazdır PDF

Ahir zaman peygamberinin ümmeti olarak yaşanan kıyamet alametlerinin olduğu zor bir çağda yaşıyoruz.  Kuşkusuz bu zaman diliminin kıyametten önceki hangi safhaya tekabül ettiğini Allah bilir, lakin bazı öngörülerde bulunabilir. Örneğin Efendimiz (sav)’in hadislerinde geçen “insanlar öyle bir zamana gelir ki ...” şeklinde geleceğe yönelik bazı ifadeler kıyametin küçük alametlerinin çağı olarak yorumlanabilir.  Okuduğumuz, dinlediğimiz ve görebildiğimiz kadarıyla bu küçük alametlerin çoğu Efendimiz (sav)’in haber verdiği gibi çıkmıştır. Zamanının tanıklarını şaşırtacak ve bir tesbihin imamesi koptuğunda boncukların peş peşe dökülmesi gibi ardı ardına gelecek olan büyük alametler ise çıkış sırasını beklemektedir.


Yaşadığımız bu çağı bu manada diğer çağlardan ayıran bariz farklar vardır. Bunları şöylece sıralayabiliriz:


Birincisi; Bilginin çoğalması, ulaşılabilir olmasının yanında enformatik cehaletin ve kirliliğinin yaşanması yani paradoksal bir şekilde bilginin kendini örterek bilgisizliğe dönüşmesidir. 

Bilgi bir güç olarak kullanılmasının yanında artık zihinleri ve gönülleri manipüle etmek için bir silah halinde kullanılmaktadır. Teknoloji ve medya ise bu silahın araçları haline gelmiştir. İnternet, televizyon ve akıllı mobil telefonlar hayatımızı kolaylaştırmalarının yanında kullanıcılarına, yerleşik devlet düzenine yani otoriteye ve inançlara, dinlere karşı doğrultulmuş en etkili silahlardır. İşte Deccaliyet çağının en bariz özelliği bu noktada ortaya çıkmaktadır: “Hakkı ortadan kaldıramayacaksa şüpheli hale getirmek yani hakkı-gerçeği, batıl-yanlış; batılı ise hak gibi göstermektir. Başka bir deyişle yaşadığımız çağ atalarımızın dediği gibi at izinin it izine karıştırılmaya çalışıldığı bir çağdır. 


Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki artık operasyon çeşitlerine birisi daha eklendi: Bilgiye ve inanca karşı algı operasyonu. Bununla hedeflenen ise bilginin manipüle edilerek insanların ve kitlelerin inançlarının ve güven duygularının yok edilmesi ve tamamıyla her şeyden şüphe eden, hiçbir inanca ve kişiye güvenmeyen başı boş ama kolayca yönlendirilebilen kitlelerin ortaya çıkarılmasıdır. Bu manada hak ile batılın çok büyük bir mücadelesi vardır. Birileri algıları değiştirmek, fitne ve fesat çıkarmak için sürekli ataklar, saldırılar düzenliyor, buna mukabil birileri de bu saldırılara karşı cevaplar ortaya koyuyor, bunları boşa çıkarmaya çalışıyor. Bu da cihadın bir başka çeşididir.


İkinci bariz özelliği ise dünyanın bütün yer altı ve yer üstü nimetlerinin ortaya çıkmasıdır. Artık bilgiyle beraber mala yani kapitale de ulaşmak çok kolay bir hal almıştır. Dolayısıyla yaşadığımız bu zaman dilimine bütün versiyonları ile kapitalizmin çağı diyebiliriz. Eskinin/ilkelliğin karşısına konuşlanmış modernite felsefesi ve medyanın reklamları vasıtasıyla insanlara, -İhtiyacı olmadığı halde-  modern yaşam biçiminde “evinde bunlara da sahip olmalısın” düşüncesi empoze edilerek bir yaşam biçimi dayatılmaktadır. Örneğin evine televizyon sokmayan ya da mobil telefon veya kredi kartı kullanmayanlar ilkel sayılmakta ve ayıplanmaktadır.


Öncelikle bu dayatmayla hedeflenen, birinci aşamada seküler yani dinsizlikle iç içe geçmiş kapitalist bir hayat, bunu başaramazsa ikinci aşamada dindar ama kapitalist bir yaşam biçimi oluşturmak, dindarlığı ya da din gayretini mal ila dünyaya bağlayarak etkisiz hale getirmektir. Batının ve batılın hali ortadadır. Buna mukabiL bir yerde savaş, fakirlik ve yoksulluk nedeniyle perişan müslümanlar öbür tarafta parasını nerede harcayacağını bilemeyen, nerede tatil yapacağına karar veremeyen çok zengin Müslümanlar…


Yazımın başında ifade ettiğim gibi öyle bir zamanda yaşıyoruz ki Allah bizleri bunlarla ve bu dayatmayla imtihan etmektedir.


Her ümmetin bir fitnesinin olduğunu söyleyen Efendimiz (s.a.v.) ahir zaman ümmetinin fitnesinin de mal ve kadınlar olduğunu haber vererek buyurmuşlardır ki: 


“Bir zaman gelecek, kişinin helaki, karısının ve çocuklarının elinden olacaktır. Bunlar onu, fakirlikle ayıplar ve gücünün yetmeyeceği şeyleri kendisinden isterler. Adam bu sebeple, tehlikeli (haram ve gayr-i meşru) işlere girerek dinini harab, kendini ise helak eder.” (Beyhaki; Zühd, 439)


Evet, gerçekten de birçok insan bundan muzdariptir. Mutsuzluluğunun nedeni budur. Eşinin ve çocuklarının kanaatsız olması, sürekli sınırsız isteklerde bulunması ve ayıplanma korkusu; Allah korkusunu, helal-haram düşüncesini ortadan kaldırıyor, aile saadetini-huzurunu yok ediyor ve yiğit adamı daha genç yaşında pîr edip kocaltıyor, hasta ediyor. İşte bu durum da kıyametin yaşayan ve yaşanan küçük alametlerinden biridir.