Hz. Peygamber (s.a.v) Neyimiz Olur?

e-Posta Yazdır PDF

Kabul ediyorum. Bu da nereden çıktı. Ne kadar saçma bir soru diyenleri duyabiliyorum. Ama bana peygamberimizdir cevabının dışında bir cevap vermenizi istiyorum.

Bu soruya hep bir ağızdan O bizim liderimiz, önderimiz, rehberimiz, örnek alacağımız tek insandır diyebiliriz.

Ama hiç düşündük mü gerçekten, peygamberlerin sonuncusu kime, niçin denir, neyi temsil eder, nasıl birisidir diye. O bizden iman etmemizi istiyor. İman ettiğimizi söylüyor ve peygamberliğini tasdik ediyoruz. Ama bir şey daha istiyor: itaat.  Ve ardından şu soru geliyor: Peygamber’e (s.a.v) iman edip de itaat etmemek olur mu? Ona itaat etmek ne demektir ve sözde, fiilde, düşüncede itaat nasıl olur? 

Bunun üzerine düşünelim.

İsmini çok duysak da, sözlerimiz ve konuşmalarımız arasında çok tekrar etsek de itaat ettiğimiz önderimizi, liderimizi yani Peygamberimiz’i (s.a.v) yeteri kadar tanıyor muyuz? Çok fazla geriye gitmeyelim, daha yakın tarihimizde çok önemli görülen şahsiyetlerin hayatları hakkında kalın sis perdeleri var. Doğumlarını, çocukluklarını, gençliklerini, aile hayatlarını, iş hayatlarını vs. ayrıntılı bir surette bilemiyoruz. Buna mukabil 1443 sene önce doğmuş en son Peygamber’in (s.a.v) hayatı ve yaşamı hakkında daha çok ve ayrıntılı bilgi elimizde var ve bu bir mucize iken acaba bu malumatın kaçına vakıfız. Ne kadarını okuduk ve öğrendik. 

Evet, bizler Peygamberimiz’i (s.a.v) çok iyi bilmiyoruz. Çünkü hayatını başından sonuna kadar okumadık ve okumuyoruz. Halbuki, onun hayatında başından geçen öyle hadiseler var ki geçmişimize, günümüze ve geleceğimize ışık tutan. 

Bir hadise mi yaşadık, Peygamberimiz’in (s.a.v) ve sahabelerinin yaşadıklarıyla bir irtibatını kurabilmeliyiz bocalamamak için. Hak ile batılın birbirinden ayırt edilmesinin güçleştiği bu çağda çoğu zaman ne şekilde tepki vereceğimizi, nasıl duracağımızı kestiremeyeceğimiz şeylerle karşılaşıyoruz. Ama Peygamber (s.a.v) ve ashabı böyle bir durumla karşı karşıya kaldıklarında şöyle davranmışlardı diye bilir ve ona göre tavrımızı takınırsak duruşumuz da yerinde olur. 

Allah peygamberini tanınsın, anlaşılsın, itaat edilsin ve model alınsın diye göndermiştir. Onu bırakıp da başkaları gibi olmaya çalışmak bir insanın hayatında kendisine yapabileceği en büyük hatadır, kötülüktür. Onu örnek alan bir mümin cansız bir bedene ruh gibi olur. Karanlık, cehalet, bozulmuşluk, bozgunculuk, iblis ve iblisleşmiş insanlar onun en büyük düşmanı olur.

“Seni düşündükçe gül dikiyorum ellerimin değdiği yere” diyor ya İlhan Berk bir şiirinde, aslında bu tam da son Peygamberi (s.a.v) örnek alan bir müslüman-mümin tanımıdır. Hakikaten salih bir insan kimdir sorusuna verilebilecek en güzel cevaptır bu. Rabbini ve resulünü düşündükçe bozulanı ıslah eden, kötüyü iyileştiren, çirkini güzelleştiren bir salih mümin, ellerinin değdiği her yere gül diken Peygamberi’nin (s.a.v) işini yapıyor demektir. Yani O’nun varisidir.