Bu Hayatın Hesabı Nası Verilir?

e-Posta Yazdır PDF

Büyük bir üniversitenin yemekhanesindeyiz. Akademisyenlerle talebelerin yemek salonları ayrı. Akademik personelin salonuna girip bir masaya oturduğunuzda garsonlar ellerinde yemek tabaklarıyla geliyor, hizmet ediyorlar. Lüks bir restorant standartlarında bir hizmet var.Aancak yemekleri beğenmeyenleri mi, yemeklerin yeteri kadar sıcak olmadığından dem vuranlar mı, hizmetin zamanında yapılmadığından yakınanları mı, menüdeki yemeği gördüğü halde yemeyeceği yemekten alıp bir kaşık aldıktan sonra bırakanları mı, lokmasını  bitirmeden ayrılanarı mı  ararsınız hepsi var. Yemek şirketi değişiyor lakin aynı nakaratlar devam ediyor. Bir tatminsizlik, bir tatminsizlik ki sormayın. Ve bu sorunun sadece burayla sınırlı olmadığını ailemizde, çalıştığımız yerlerde vs. ne kadar yaygın olduğunu müşahede ediyorsunuz.

Yüksek eğitim görmüş koca koca insanların tabaklarında ve masalarında bıraktıklarını görünce içiniz sızlıyor. Yemek saatinden sonra garsonlar ellerinde kocaman bir poşetle geliyor, israf edilen bu yemek ve ekmekleri topluyorlar. Kocaman bir yığın oluşuyor.

Ve düşünüyorsunuz...
Atılanlar sadece yemekten mi ibaret. O yemekle birlikte tarlasından, bağından, mutfağından gelen koca  bir emeğin ve milli servetin de çöpe gittiğine şahit oluyorsunuz. Ve dünyanın dört bir yanında afetlerle, kuraklıklarla, iç savaş ve zulümlerle hayatları kararmış insanlar gözünüzde canlanıyor. içiniz bir kat daha sızlıyoyor.

Ve düşünüyorsunuz...
İsraf sadece cahillerin işi mi? Cahillerden kasıt eğitim almamış kişiler ise yüksek tahsil yapmış, her birisi alanında akademik bir ünvan sahibi olmuş bu insanların yaptıklarını nereye koyacaksınız. Köylü insanı yemeğini bu kadar israf etmiyor.

Ve düşünüyorsunuz...
Demek ki cehalet başka birşeymiş. Bazı cehaletler tahsil edilerek, bazısı da parayla kazanılıyormuş.
Gün görmüş büyüklerimizden, arif insanlarımızdan duyuyoruz: “önceleri nimetler ve imkanlar bu kadar bol değildi lakin şükür ve kanaat vardı. Şimdi ise imkanlar ve nimetler çok lakin kanaat yok.” diye. Allah bu nakörlüğün, bu vefasızlığın hesabını somaz mı?

Ve düşünüyorsunuz...
İsraf hayatımızın her safhasında.
Harama bakmak gözün israfıdır.
Boş, laubali şeyler konuşmak, yalan, iftira ve gıybet için dili kullanmak dilin israfıdır.
Sözlerin en güzelinden başka şeyler dinlemek kulağın israfıdır.
Kötü alışkanlıkların kurbanı olmak bedenin israfıdır.
Allah’ın verdiği zekayı kötü yollarda kullanmak zekanın israfıdır.
Kalp, Mevla’nın dişındakilerle meşgulse kalbin israfıdır.
İlmi layık olmayanlara vermek ilmin israfıdır.
Şükürsüzlük, kanaatkarsızlık nimetin israfıdır.

Ve nefeslerin israfı...
Ve dünyaya geldik gidiyoruz. Bize verilen tek fısatlık bir hayat...
 Mevla’dan razı olmuş ve Mevla’nın razı olduğu bir kul olmadan gidersek koca bir hayatın israfı...


Ve düşünüyorsunuz...
Mevla huzurunda durdurpup sorarsa...
Bu hayatın hesabı nasıl verilir?