Aileni Seviyorsan...

e-Posta Yazdır PDF

“(Ey habîbim Ahmed, rasûlüm Muhammed!) Ailene namaz kılmayı emret! Kendin de namaza dört elle sarıl!.”   (20/ Tâhâ sûresi , 132)

“Habîbim! Kitâb’da İsmâîl’i de zikret. Çünkü O, sözüne sâdıktı, rasûl ve nebî idi. Ailesine namaz kılmayı ve zekâtı vermeyi emrederdi. Rabbinin katında da rızâya mazhar olmuş bir kimse idi.” (19/ Meryem, 54-55)

Cenab-ı Hakk’ın milyarlaca insan içinden seçip bir araya getirdiği, birbirlerine münâsib gördüğü eşler Allah’ın âyetlerindendir. Meşru bir nikah çatısı altında bir yuva kuran eşleri Allah, maddi ve manevi olarak sukûnete erdirir, kalplerini ve nefislerini yatıştırır, aralarında bir meveddet (sevgi-muhabbet) ve rahmet yaratır. Bütün bunlar çok büyük bir kader planında nasib ve kısmetin insanın iliklerine kadar işlediği nâdir meselelerdendir.

Sekînet, meveddet ve rahmetin sıcaklığıyla kurulan bir aile her cihetiyle saadetler ve faziletler içindedir. Böylesine sıcak bir yuvada eşler her bakımdan birbirlerinin yâr ve yardımcılarıdır. Eşler dünyalık işlerinde nasıl birbirleriyle yardımlaşıyorlarsa Allah’a kullukta da birbirleriyle yardımlaşırlar.

Yüce dinimize göre evin reisi erkek olmakla beraber sorumluluğunun da o nisbette büyük olduğunu beyan eder. Aile reisi bir erkek yuvası içindeki her ferdin maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlü olduğunu hiçbir zaman unutmamalı ve bunu asla ihmal etmemelidir. Zira Allah umursama ve ihmalkar davranan eşleri sevmemektedir.

Bu konuda yüce Rabbimiz bir ayet-i kerimede “Ey iman edenler! Kendilerinizi ve ailenizi, yakıtı insanlarla taşlar olan o müthiş ateşten koruyun. Onun başında kaba yapılı, sert ve şiddetli melekler olup onlar asla Allah’a isyan etmez ve kendilerine verilen bütün emirleri tam yerine getirirler” (66 / Tahrîm – 6) , Resulullah (sav) de “Hepiniz çobansınız; hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Devlet reisi de bir çobandır ve sürüsünden sorumludur. Erkek ailesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Kadın kocasının evinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Hizmetkâr efendisinin malının çobanıdır; o da sürüsünden sorumludur. Netice itibariyle hepiniz çobandır ve güttüğü sürüden sorumludur.” (Buhârî, Cum`a 11, İstikrâz 20, İtk 17, 19, Vesâyâ 9, Nikâh 81, 90, Ahkâm 1; Müslim, İmâre 20. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, İmâre 1, 13; Tirmizî, Cihâd 27) buyurmaktadır.

Maddi cihetini bir tarafa bırakırsak aile reisi bir erkek her şeyden önce 32 farzı ve 54 farzı bilmeli ve bunları hayatında tatbik etmelidir. Eğer eşi bilmiyorsa ona öğretmeli ve sık sık, güzel güzel, tatlı tatlı nasihat ederek onun da uygulamasını temin etmelidir. Mum dibine ışık vermez, terzi kendi söküğünü dikemez sözleriyle anlatılmak istenenlerden biri de bir babadan nadiren iyi bir öğretmenin çıkabileceğidir. Eğer Allah’ın izn u inayetiyle bunu başarabilmişse ne mutlu! Yok eğer bu vazifesini yerine getiremiyorsa (getirememişse) çocuklarının ve emri altındakilerinin dinlerini öğrenebilecekleri uygun ortam şartları da oluşturmalıdır. Yani ehl-sünnet ve’l-cemaat üzere iyi bir din eğitimi aldırmalıdır. Eşler, haramı ve helali kendileri öğrendikleri gibi çocuklarına da öğretmelidirler.

Eşler namaza teşvik ve kaldırmada da birbirleriyle yardımlaşmalıdırlar. Bu konuda da Peygamberimiz (sav)’i örnek almalıyız. Zira Aişe Annemiz’in söylediğine göre Resûl-i Ekrem Efendimiz geceleyin vitir namazını kılınca “Kalk, vitri kıl, Âişe!”  (Müslim, Müsâfirûn, 134) diyerek annemizi uyandırırdı. Sabah namazını kılmak üzere mescide giderken de eşlerini bazen de kızı Fâtıma Annemizi namaza kaldırırdı.

Bu konuda çok titiz olan Efendimiz bir başka hadislerinde de şöyle buyurmaktadırlar: “Geceleyin kalkıp namaz kılan, hanımını da kaldıran, kalkmazsa yüzüne su serperek uyandıran kimseye Allah merhamet etsin. Aynı şekilde geceleyin kalkıp namaz kılan, kocasını da uyandıran, uyanmazsa yüzüne su serperek uykusunu kaçıran kadına da Allah merhamet etsin” (Ebu Davud, Tatavvu 18, Vitir, 13; Nesâî, kıyamü’l-leyl, 5; İbn Mâce, ikâmet, 175)

Bir başka hadîslerinde de “Bir kimse geceleyin karısını uyandırır da beraberce veya her biri kendi başına iki rekat namaz kılarlarsa, Allah’ı çok anan erkekler ve kadınlar arasına yazılırlar” (Ebu Davud, Tatavvu, 18, Vitir,13; İbn Mâce, ikâmet, 175) buyurmaktadırlar.

Burada, Resulullah (sav)’in, hayat yoldaşını namaza kaldıran erkeğin “zâkirîn” (Allah’ı çok anan erkekler )sınıfına, kocasını namaza kaldıran hanımın da “zâkirât” (Allah’ı çok anan kadınlar) sınıfına yazılacaklarını ifade etmesinde Ahzâb suresinin 35. ayetindeki müjdeye işareti vardır: “…Allah’ı çok anan erkekler ve çok anan kadınlar var ya, Allah bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfât hazırlamıştır.”

Bizler eşimize ve çocuklarımıza olan sevgimiz nedeniyle onları tatlı uykularından uyandırıp namaza kaldırmaya kıyamayabiliriz. Bunu onlara duyduğumuz şefkat ve merhametten dolayı biraz daha uyusun uykusunu alsın diye yaparız. Ama hakikatte onlara iyilik mi ediyoruz, yoksa kötülük mü ediyoruz? Bizim merhametimiz Allah’ıın merhametinden daha büyük mü ki O’nun emrini değil de kendi nefsimizi dinleyerek onlara karşı merhametli davrandığımızı düşünüyor ve kıyamıyoruz. Aksine, hakiki manada iyiliklerini düşünüyorsak ahiret günü darda ve sıkıntıda kalmamaları için namaza teşvik etmemiz, namaza kaldırmamız merhametimizin asıl gereği olmalıdır.

Hayat sadece bu dünya hayatından ibaret değilse birbirlerini seven insanlar da ebedi saadetleri için Allah’a kullukta birbirlerine yardımcı olmalıdırlar. Onları gece ibadetine ve özellikle de sabah namazına kaldırmamak için şeytanlar nasıl birbirleriyle işbirliği yapıyorlarsa karı-koca da şeytanları bu oyunda mağlub etmek için el birliği etmelidir.