İSTİÂZE VE FELCE KARŞI MÜHİM BİR DUA

e-Posta Yazdır PDF

Akşama ve sabaha eren Mümin bir kulun üzerinde bir hamd ve şükür borcu vardır. Farz namazların dışında bu şükür borcunun ödenmesi hususunda Rasûlullah’ın bize okunmasını tavsiye ettiği dualar gösteriyor ki şükür ve hamd,  mazhar olunan nimetlerin Hak’tan geldiğini bilmekten ve bunu lisânen de ifade etmekten ibarettir. Her hareket ve sözü kuranın bir tefsiri olan Rasûlullah’ın bu uygulama ve tavsiyeleri de şu ayetlere müsteniddir:


“Sabah akşam tevazu içinde yalvararak, ürpererek ve sesini yükseltmeden Rabbini an. Sakın gafillerden olma!” (A’raf,7/205)

“Güneş doğmadan ve batmadan önce Rabbini uluhiyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih et ve O’na hamd et!” (Taha, 20/130) 


“Akşam ve sabah Rabbini hamd ile tesbih et!” (Mü’min,40/55)


“Allah’ın adını anmak  için O’nun iradesiyle bina edilen mabedlerde sabah akşam Allah’ı tesbih eden adamlar vardır.” (Nur, 24/36-37)


“Biz dağları onun (Davud’un) emrine verdik. Bu dağlar sabah akşam onunla birlikte Allah’ı tesbih ederlerdi.” (Sad, 38/18)


Rasûlullah Efendimiz’in sabah akşam okuduğu bu dualarının içinde “sığınma, korunma talab etmek” manasına gelen istiâze önemli bir yer tutmaktaydı. Çünkü sabah ve akşam vakitleri günün iki önemli parçasıdır. Hatta biri gündüze diğeri geceye istiâre ile teşbihtir. Yani sabah ve akşamdan kasıt günün tamamıdır. Kuşkusuz, insanın günü bu ikisi arasında geçiyor ve husûsen her insanın hayatında önemli bir yere sahiptir. Sabahla birlikte yoğun bir gün temposu başlar. Sabahla başlayan her yeni gün boyunca, bir geçim mücadelesinin içine gireriz. Akşama kadar işlerimizi, görevlerimizi sürdürürken imtihanlardan geçer, çeşit çeşit insanlarla muhatap olur, türlü türlü hadiselerle karşılaşırız. Bunların bir kısmı da bize maddi ve manevi zarar veren olaylar olabiliyor. Her ne kadar cüzî irademizi kullanıyor olsak da kaderin bir cilvesi olarak biz istemesek de bütün bunların muhatabı olabiliyoruz. İşte bu noktada her türlü kötülüklerden, şerlerden, şerli insanlar ve cinnîlerden, günahlardan, Allah’ın yasaklarından, hastalıklardan, afetlerden, bela ve musibetlerden, vesveselerden vs. O’nun korumasını taleb etmek ubudiyetin en mühim ve en parlak şubelerinden biri haline geliyor. Bundan dolayı Resulullah Efendimiz de aşağıda görüleceği üzere birçok şeyden Allah’a sığınmıştır.


RASÛLULLAH EFENDİMİZ’İN İSTİÂZE DUALARINDAN BAZILARI


1. Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle istiâze ederlerdi: "Allah'ım! Acizlikden, tembellikten, korkaklıktan, düşkünlük derecesine varan ihtiyarlıktan, cimrilikten sana sığınırım. Keza, kabir azabından sana sığınırım. Hayat ve ölüm fitnesinden sana sığınırım." [Buhâri, Da'avât 38, 40, 42, Cihâd 25; Müslim, Zikr 52, (2706); Tirmizî, Da'avât 71, (3480, 3481); Ebû Dâvud, Salât 367, (1540, 1541); Hurûf 1, (3972); Nesâî, İstiâze 6, (8, 257, 258).]


2. Yine Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şu duayı okurlardı: "Allah'ım! Cüzzâmdan, barastan (alaten), delilikten ve hastalıkların kötüsünden sana sığınırım." [Ebû Dâvud, Salât 367, (1554); Nesâî, İstiâze 36, (8, 271).]


3. Abdullah İbnu Amr İbni'l-As (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şu duayı okurlardı: "Allah'ım, huşû duymaz bir kalbten sana sığınırım, dinlenmeyen bir duadan sana sığınırım, doymak bilmeyen bir nefisten, faydası olmayan bir ilimden, bu dört şeyden sana sığınırım." [Tirmizî, Da'avât 69, (3478); Nesâî, İstiâze 2, (8, 255).]


4. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Belanın ezmesinden, helâkın gelmesinden, kötü kazadan, düşmanların şamatasından Allah'a istiâze edin." [Buhârî, Kader 13, Da'avât 28; Müslim, Zikr 53, (2707); Nesâî, İstiâze 34, (8, 269, 270).]


5. Yine Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle dua ederdi: "Allahım, şikak ve nifaktan ve kötü ahlâktan sana sığınırım." [Ebû Dâvud, Salât 367, (1546); Nesâî, İstiâze 21, (8, 264).]

6. “Allah’ım! Tembellikten, düşkünlük derecesinde yaşlılıktan, günahtan ve borç yükünden, kabir fitnesinden ve kabir azabından, cehennem fitnesinden ve cehennem azabından, zenginlik ve fakirlik şerrinden sana sığınırım. Fakirlik fitnesinden Sana sığınırım. Deccal Mesih’in fitnesinden sanasığınırım.” (Buhari, De’avat, 38; Nesai, İstiaze, 26–27)


7. “Allah’ım! Kederden ve üzüntüden, acizlikten ve tembellikten, korkaklıktan ve cimrilikten, borç yükünden ve düşmanların galip gelmesinden Sana sığınırım.” Buhari, De’avat,39; Nesai, İstiaze, 7, 25)


8. “Allah’ım! Cehennem azabından Sana sığınırım. Kabir azabından Sana sığınırım. Hayat ve ölüm fitnesinden Sana sığınırım.  Mesih Deccal’in şerrinden Sana sığınırım.” (İbn Hıbban, İstiaze, No: 999; Nesai, İstiaze, 27, 47; Buhari, De’avat, 37)


9. “Allah’ım! Fakirlikten, yokluktan, zilletten Sana sığınırım. Zulmetmekten  ve zulme uğramaktan Sana sığınırım.”(Ebu Davud, Salat, 367; Nesai, İstiaze, 14; İbn Hıbban, İstiaze, No: 1030)


10. “Allah’ım! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, düşkünlük derecesinde yaşlılıktan, katı kalplilikten, gafletten, yokluktan, zilletten, miskinlikten sana sığınırım. (Allah’ım!) Fakirlikten, küfre düşmekten, itaatsizlikten, düşmanlık etmekten, münafıklıktan, yaptığım amelleri başkalarına süm’a ve riyadan (amelleri başkalarına gostermek ve duyurmak icin yapmaktan) Sana sığınırım. (Allah’ım!) Sağırlıktan, dilsizlikten, delilikten, cüzamdan, alaca hastalığından ve her türlü kötü hastalıktan Sana sığınırım.” (Hakim, De’avat, No: 1944, I, 530; İbn Hıbban, İstiaze, No: 1023; İbn Ebi Şeybe, Dua, 1, No: 29115)


11. “Allah’ım! Kulağımın şerrinden, gözümün şerrinden, dilimin şerrinden, kalbimin şerrinden ve tenasül uzvumun şerrinden Sana sığınırım.” (Tirmizi, De’avat, 76; Nesai, İstiaze, 4, 27)


12. “Allah’ım! Nimetinin yok olmasından, sağlık ve âfiyetin bozulmasından, ansızın belaya uğramaktan ve hertürlü gazabından Sana sığınırım.” (Ebu Davud, Salat, 367)

13. “Allah’ım! Düşmanlıktan, iki yüzlülükten ve kötü ahlâktan Sana sığınırım.” (Ebu Davud, Salat, 367; Nesai, İsti’aze,21)


14. “Allah’ım! Kesin imandan sonra şüpheye düşmekten Sana sığınırım. Şeytanlara yakın olmaktan sana sığınırım ve din gününün azabından sana sığınırım.” (İbn Ebi Şeybe, Dua, 1, No: 29135)


15. “Allah’ım! Açlıktan Sana sığınırım. Çünkü açlık, ne kötü bir arkadaştır. Hainlikten Sana sığınırım. Çünkü hainlik, ne kötü bir sırdaştır.” (Ebu Davud, Salat, 367; Nesai, İstiaze, 19)


16. “Allah’ım! Alaca hastalığından, delilikten, cüzzam hastalığından ve her türlü kötü hastalıklardan Sana sığınırım.” (Ebu Davud, Salat, 367)


17. “Allah’ım! Kuyuya düşmekten Sana sığınırım. Yüksekten düşmekten Sana sığınırım. Boğulmaktan ve yangından Sana sığınırım. Ölüm esnasında şeytana çarpılmaktan Sana sığınırım. Senin yolundan yüz çevirmiş bir hâlde ölmekten Sana sığınırım. Zehirli hayvan sokması ile ölmekten Sana sığınırım.” (Nesai, İstiaze, 61; Ebu Davud, Salat, 367)


18. “Allah’ım! Düşkün bir vaziyette veya kederli iken veya boğularak veya ölüm anında şeytanın çarpması ile veya yılan sokması ile ölmekten sana sığınırım.” (Nesai, es-Sünenü’l-Kübrâ, İstiaze, 74)



19. “Allah’ım! Kötü bir ömür sürmekten Sana sığınırım. Kalp fitnesinden Sana sığınırım.Kabir azabından Sana sığınırım.” (İbn Hıbban, İstiaze, No: 1024)


20. “Allah’ım! Kabir azabından, nefsin vesvesesinden ve işlerin dağınıklığından Sana sığınırım. Allah’ım! Rüzgârın getirdiği âfetin şerrinden Sana sığınırım.”(Tirmizi, De’avat, 88)


21. “Allah’ım! İşlediklerimin şerrinden ve işlemediklerimin şerrinden Sana sığınırım.” (Muslim, Zikir ve Dua, 65; Nesai, İstiaze, 58)

22. “Allah’ım! Azametin ile bilmediğim bir yerden bir belaya uğramaktan Sana sığınırım.” (Nesai, İstiaze, 60)


23. “Allah’ım! Azabından affına sığınırım. Gazabından rızana sığınırım. Senden yine Sana sığınırım.” (Nesai, İstiaze, 62)


24. “Allah’ım! Gazabından rızana, azabından affına, senden Sana sığınırım. Senin kendi nefsini övdüğün gibi ben Seni övemiyorum.” (Malik, Dua, No: 497; İbn Ebi Şeybe, Dua, 1, No: 29131)


25. “Allah’ım! Kötü komşudan Sana sığınırım.” (İbn Hıbban, İstiaze, No: 1033; Hakim, De’avat, No: 1951)


26. “Ey görünen ve görünmeyeni bilen, gökleri ve yeri yaratan, her şeyin Rabbi ve sahibi olan Allah’ım! Ben tanıklık ederim ki Senden başka ilâh yoktur. Nefsimin şerrinden, şeytanın ve ortaklarının şerrinden sana sığınırım.” (İbn Hıbban, Ed’ıye, No: 962; İbn Ebi Şeybe, Dua, 22, No: 29265) 


27. “Allah’ım! Şeytandan, onun çarpmasından, kötülük telkininden ve vesvese vermesinden sana sığınırım.” (İbn Ebi Şeybe, Dua, No: 29114)


28. “Ey yerleri ve gökleri yaratan, Rabbim ve her şeyin Rabbi olan, çekirdeği ve taneyi yaran, Tevrat’ı, İncil’i ve Fürkân’ı indiren Allah’ım! Perçeminden tuttuğun her şeyin şerrinden Sana sığınırım. Sen evvelsin, Senden önce hiçbir şey yoktur. Sen âhirsin, Senden sonraya hiçbir şey kalmayacaktır. Sen zahirsin, Senin üstünde hiçbir şey yoktur. Sen batınsın, Senin dûnünde hiçbir şey yoktur. Bana borçlarımı ödemeyi nasip eyle ve beni fakirlikten müstağnî kıl.” (İbn Ebi Şeybe, Dua, 23, No: 29304; İbn Hıbban, Ed’ıye, No: 966)


29. “Perçeminden tuttuğun şeylerin şerrinden kerim olan zatına ve tam kelimelerine sığınırım. Allah’ım! Günahları ve borç yükünü ancak Sen kaldırırsın. Allah’ım! Senin va’dinde dönme yoktur, askerlerin yenilmez, bana şan ve şeref, güç ve kuvvet sahibinin hiçbir faydası olmaz, şan ve şeref, güç ve kuvvet Senin vergindir. Seni noksan sıfatlardan tenzih eder ve Sana hamd ederim.” (İbn Ebi Şeybe, Dua, 23, No: 29308)


30. İbn Ebi Şeybe’nin rivayeti, “Ona, ne gece ne gündüz hiçbir şey isabet etmez” şeklinde sona ermektedir. Kendisini akrep soktuğunu, bu sebeple uyuyamadığını soyleyen Ebu Hureyre’ye Peygamberimiz (s.a.s.) akşam üç defa; “Yarattıklarının şerrinden Allah’ın eksiksiz kelimelerine sığınırım’ diye dua edersen, inşallah hicbir şey sana zarar vermez” buyurmuştur. (İbn Hıbban, İstiaze, No: 1021–1022)


31. “Herhangi bir musluman her akşam, her sabah ve her gece üç defa; “Allah’ın adı ile ki ne yerde ne gökte O’nun adı ile birlikte hiçbir şey zarar vermez, O her sözü işitendir, herşeyi bilendir” diye dua ederse ona hiçbir şey zarar vermez.” (Ebu Davud, Edeb 101; Tirmizi, De’avat 13; Hakim, De’avat, No: 1895, I,514; İbn Ebi Şeybe, Dua, 22, No: 29266)


FELÇTEN ALLAH’A SIĞINMA


Rasûlullah Efendimiz’in bu duaları “me’surat”tandır. Yani Rasûlullah’tan sahabeler vasıtasıyla naklolunmuş tesirli dualardır. Hepsiyle ya da kolayımıza gelen, gönül telimize dokunan herhangi bir tanesiyle de Allah’a sığınabiliriz. Yalnız son ikisi Efendimiz’in genel olarak dua ve tesbîhâtında izlemiş olduğu bir yola işaret ediyor ki şâyân-ı dikkattir: Efendimiz  az sözle çok mana ifade etme yani veciz konuşma özelliğine sahipti. “Cevâmiu’l-kelim” denen bu özelliğin Cenâb-ı Hak tarafından kendisine verildiğini söylerdi (Buhari, Cihad122; Müslim, Mesacid 5-8). Bundan dolayı duaları da özlüydü. Bu iki duada ihtiyacını Allah’a arz ederken yakarışının uslubunu kısa ve öz tutmuş ancak kapsamını diğer duaların hepsini ihtiva edecek şekilde şeçmiştir. Örneğin sıralamamızdaki en son duada; 


Allah’ın nam-ı celîl-i sübhânîsini zikrederek başlamakta; sonra da “O’nun nâm-ı celîlinin anıldığı yerde, ne arz ne de semadaki hiçbir şey insana zarar vermez.” diyerek, maddî-mânevî, dünyevî-uhrevî bütün tehlikelere karşı Allah’ın (celle celâluhu) sıyanetine sığınmaktadır. En sonunda ise, Cenâb-ı Hakk’a ait iki ismi zikrederek duasını tamamlamaktadır. Allah ile başlıyor,  Allah ile bitiyor ve aklınıza gelebilecek ve gelemeyecek her şeyi de kapsıyor.


Bu dua belli maksatlar gözetilerek bütün şerlerden, kaygılardan, değişik emrâz ve arazdan sıyânet yani korunmak için okunabilir; Cenâb-ı Hak da hangi niyetle okunmuşsa talep edilen o hususu kuluna ihsan edip is’af buyurabilir. Bu duanın fevkalade önemli olmasının bir diğer nedeni de me’suriyetinin bir ikrâm-ı ilâhî ve Rasûlullah Efendimiz’in nübüvvetini tasdik edici mütemâdî bir mu’cizesinin eseri olarak sahabe hayatında bizzat tecrübe edilmesidir. Şöyle ki ; bu hadis-i şerifi Ebân b. Osman, babası Hz. Osman b. Affan’dan (radıyallâhu anhüma) rivayet etmiştir. Bir gün Ebân’a hafif bir felç gelmişti. Bu hadisi ondan duyan bir zat sokakta yarı felçli yürüyen Ebân’ı görünce yüzüne bakmaya başladılar. Ebân’a ve onun şahsında Resulullah’ın duasına karşı insanların zihninde uyanan istifhamı sezen Ebân durumu hemen kavradı ve adama şöyle dedi: “Hadis rivayet ettiğim şekildedir. Fakat ben, bu musibetin bana isabet ettiği gün onu okumamıştım. Allah da (celle celâluhu) hakkımda bu şekilde takdir buyurdu.” (Tirmizî, Daavât 13)


Din adına duyup öğrendikleri her şeyi hemen hayata geçirmek sahabe efendilerimizin önemli bir hayat felsefesi ve hususiyeti olduğundan, onlar bu duayı sabah akşam okuyor ve felç olmamaya karşı da tavsiye ediyorlardı. Buna yürekten inanıyorlardı. Evet, onlar, Kur’ân’dan bir âyet nazil olduğu veya Peygamber Efendimiz’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadis işittikleri zaman hemen o âyet veya hadisi kendi aralarında müzakere edip anlamaya ve hayatlarında uygulamaya çalışıyorlardı. Muhaddis ve fakih tâbiî ve yedi yıl süreyle Medine valisi olan Ebân’ın bu duayı her gün muntazaman okuması, o mübarek neslin buna ne kadar önem verdiğine canlı bir şahittir.


Bizler de ifadesi öz ve kapsamlı bu duayı ezberleyip mütemadiyen sabah ve akşam en az üçer defa okumalıyız.