NE MUTLU O SALİH MÜMİNLERE!

e-Posta Yazdır PDF

SALİHLER MAKAMI ÇOK ŞEREFLİ BİR MAKAMDIR

 “Hiçbir şüpheniz olmasın! Îmân edip sâlih amel işleyenler var ya! Rahmân (olan Allah) onlar için (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.” (19/Meryem,96)

Çevresiyle ve kendisiyle barışık yaşayan insan salih insandır. Sulh, ıslah, salih ve muslih’in arapça aynı kökten türeyen kelime olmaları bu gerçeği anlayabilmemiz için yeterlidir. Tersi, fasid ve müfsid insandır.

Kur’ân-ı Kerim'de salih insan
olmak, mü'minlere ait çok üstün bir özelliktir. Çok şerefli bir makamdır. En yüksek mertebe ve derecelerden biridir. Peygamberler bile bu vasfa
sahip olmak için dua ve temennilerde bulunmuşlar, salih insanlardan olmayı arzu
etmişlerdir.

Örneğin Hz. İbrahim (as), “Rabbim bana hikmet ihsan buyur ve beni Salih kimseler arasına kat!” (26/Şuarâ, 83);

Hz. Yusuf, “Rabbim! Bana mülkten (bir nasib) verdin ve bana rüya tabirinden (bir ilim) öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da ahirette de benim velimsin (gerçek dostumsun). Canımı Müslüman olarak al ve beni salih kimseler arasına kat” (12/Yusuf, 101) ve

Hz.Süleyman “Rabbim! Beni ve ana babamı nimetlendirdiğin nimetine şükretmemi ve razı olacağın salih ameller işlememi bana ilham eyle ve rahmetinle beni salih kullarının arasına kat!”(27/Neml, 19) diye dua ve niyazda bulunmuşlardır.

 

Yine Hz. Âdem babamız ve Havva annemiz’in  O, o zattır ki sizi bir tek nefisten yarattı, eşini de ondan yarattı ki gönlü buna ısınsın. Onun için eşine yaklaşınca o hafif bir yükle hamile kaldı, bir müddet böyle geçti, derken yükü ağırlaştı. O vakit ikisi birden kendilerini terbiye eden Allah'a şöyle dua ettiler: "Bize salih yaraşıklı bir çocuk ihsan edersen, yemin ederiz ki, kesinlikle şükreden kullarından oluruz!" (7/Araf, 189);

Hz. İbrahim'in "Rabbim, bana salihlerden bir
çocuk lutfet" (37/Saffat, 100);

Hz. Zekeriya’nın “Mabedde namaz kılarken melekler ona, "Allah sana, kendisinden gelen bir kelimeyi (İsa'yı) doğrulayıcı, efendi, nefsine hakim ve salihlerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler" diye seslendiler.  (3/Al-i İmran,39);

Hz. Meryem’in "O, beşikte de, yetişkin çağında da insanlarla konuşacak, salihlerden olacaktır." (3/Al-i İmran 46) şeklinde, haklarında nuzûl eden âyetlerden de onların, Allah’tan bir çocuk istediklerinde onun da salihlerden olmasını arzu ettikleri sonucuna varabiliriz. Cenab-ı Hak da onların bu dualarını kabul etmiş ve peygamberlerin salih ve güzel bir kul olduklarını haber vermiştir:

(Hz. İbrahim’e) Bir de onu salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak ile müjdeledik.  (37/Saffat, 112) Ona İshak'ı ve ayrıca da Yakub'u bağışladık ve her birini salih kimseler yaptık.  (21/Enbiya, 72);

Onu (Hz. Lût’u) rahmetimizin içine soktuk. Çünkü o, gerçekten salih kimselerdendi.  (21/Enbiya, 75); “İsmail’i, İdrîs’i, Zülkifl’i de an. Hepsi de sabredenlerdedi. Onları da rahmetimizin içine soktuk. Şüphesiz onlar salih kimselerdendi.  (21/Enbiya, 85-86);

Rabbi onu (Hz. Yunus’u peygamber olarak) seçti ve salih kimselerden kıldı.” (68/Kalem,50);

                        “Allah, inkâr edenlere, Nuh'un karısı ile Lut'un karısını misal verdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kulun (nikahı) altında idiler, onlara hıyanet ettiler. (66/Tahrim,10)

Ve diğerleri…(salavâtullahi ve selâmühû aleyhim ecmaîn)

 

 

SALİH İNSANIN ÖZELLİKLERİ

 

Bir Kur’ân âyetinde Cenab-ı Hakk salih insanlardan şöyle bahsetmektedir:

"...Onlardan geceleri secdeye
kapanarak Allah'ın âyetlerini okuyanlar vardır. Bunlar Allah'a ve ahiret gününe
inanır, iyiliği emreder, kötülükten yasaklar ve hayır işlerine koşarlar (hayırda yarışırlar). İşte
onlar salih insanlardır." (3/Âl-i İmran, 114)
Bu ayet-i kerîmeden yola çıkarak salih insanın temel özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:

1.       Onlar Allah’ın âyetlerini okumak suretiyle bilgi ve tefekkürlerini artırırlar. İlim, zikir, ahlak ve tefekkür dünyasında gezinirler, secdelere kapanmak suretiyle de Allah’a olan aşk ve iştiyaklarını amel ve ibadet ile taçlandırırlar. Kuru bir Müslümanlık davasında bulunmazlar;

2.       Ahiret gününe inanırlar yani sarsılmaz bir iman ve itikad sahibidirler. Onlar gabya sanki onu görüyormuş gibi inanırlar;

3.       Emir bi’l-ma’rûf ve nehiy ani’l-münker üzere bulunmak suretiyle önce kendi nefislerini ıslah edicidirler. Bunda şahış, idare, toplum ve cemiyet hayatında üstlendikleri ağır mesuliyete işaret vardır;

4.       Salih ameller işler, hayır işlerinde koşar. Hizmet eridir. Aksiyon adamıdır. İslam’a ve insanlara yararlı olan faaliyetlerde bulunur;  yıkıcı, bölücü, fitne ve fesat çıkarıcı faaliyet ve organizasyonlarda bulunmazlar. Aksine bunların düşmanıdırlar.

 

Buna göre salih insan önce sağlam bir iman sahibi ve sonra bu imanının gereği olan işleri yapan aktif bir müslümandır. Onun biri dünyaya diğeri ahirete dönük iki yönlü çalışması vardır. Kısaca bunlara Cenâb-ı Hakk’ın da ifade ettiği gibi salih ameller diyoruz. İç dünyasında iman, ibadet ve ahlak olarak salih amelin uhrevî buûdunu yaşarken dış dünyasında da içtimai, idari/siyasi ve ekonomik faaliyetlerde ıslah vazifesini yerine getirir. Esasen birbirinden ayrı düşünülemeyecek olan bu çift yönlü eylemlerinde tek bir amacı vardır: “Rızâ-yı Bârî” yani “Allah’ın rızâsı”.

Onu harakate geçiren muharrik güç mehâfetullah ve mehabbetullah’tır.

Salih insan (kadın yada erkek fark etmez) her şeyden evvel iyi bir okuyucudur. Evvela Kur’ân’ı okur. İbadetlerini yerine getirecek kadar fıkhî malûmat sahibidir. Efâl-i mükellefîni iyi bilir ve ibadetlerine düşkündür. Öğrenme ve öğretme azmi içindedir. İyi bir dinleyicidir. Ya öğrenir ya öğretir ya dinler yada bu vasıftakileri sever. Beşincisi olmaz. Olursa helak olacağını bilir. O, irfan sahibidir. Hikmet kimin kabındaysa onu almasını bilir. Tarih, kültür, sanat bilgisi vardır. Akl-ı selim, zevk-i selim, kalb-i selim sahibidir. Nerede ne zaman ne konuşacağını çok iyi bilir. Cahillerden yüz çevirir. Onlarla tartışmaya girmez.

Antisosyal değildir. Bilakis sosyaldir. Cemiyetin aradığı insandır. Yokluğu, büyük bir boşluk meydana getirir. Müfsid kimseler için “Ceneazesi çok kalabalıktı. Zira herkes öldüğüne emin olmak istiyordu / Ne kendi etti rahat ne millete verdi huzur, yıkıldı gitti dayansın ehl-i kubûr”  diye söylenir. Salih bir insan ebedî âleme uğurlandığında ise “ne iyi bir insan, salih, müttaki bir mümindi, Allah rahmet etsin” dedirtir Cenab- Hak. Fatihalarla, Yasinlerle, hatimlerle anılır.

 Emir bil-ma’rûf ve nehiy anil-müker sorumluluğunun idrakinde islah edicidir. Hayrı yaşar ve yayar. Âtıl kalanı, bâtılın istilâ, ibtilâ  ve ifsâd edeceğini bilir. Güzel, salih işler yapanları Allah için sever ve tebrik eder. Kötü işler yapanları tenkit eder. Gücü yetiyorsa engel olur. Buna da gücü yetmiyorsa yapılan o işe Allah için buğzeder.

Her ne iş yapıyorsa yapsın mesleğinde güçlü ve liderdir. Bir öğretmen, doktor, bilim adamı, imam, mühendis, siyasetçi vs. olsun sahasında aranılan kişidir. Meslek ve iş ahlakında model şahsiyettir. İlkelidir. Saygı duymasını ve kendini saydırmasını bilir. En değer verdiği şeylerin başında randevulara saatinde titizlikle riâyet gelir. Onun en önemli randevuları beş vakit namazıdır. Muamelat hayatında da buna çok dikkat eder.

Onun en büyük sermayesi vaktidir. Nefeslerinin birini bile boşa harcamaz. Allah için nefes alır, Allah için nefes tüketir. Beş vakit namaz ibadetiyle vaktini nasıl kullanacağını öğrenmiş, böylece bir disiplin kazanmış ve programlı olmayı öğrenmiştir. O hoş vakit geçirmesini bilir ama lügatinde boş vakit deyimi yoktur.

Onun en büyük silahı duasıdır. Rabbini her şeyden çok çok över.

 İbadet niyetiyle infakta bulunur. Bir hizmet programı vardır. Hediye verir hediye alır, güler yüz gösterir gönüller fetheder. Onun gönlünde herkesin oturabileceği bir sandalye vardır. Bunları yaparken hasbîdir, derviş gönülsüz olmak gerektir hesabı gönülsüzdür. Bir şeyin husûlü ile adem-i husûlü onun nezdinde birdir. Yani eline geçene sevinmez, elinden gidene üzülmez, hayıflanmaz. Kimsenin kınamasından çekinmez. Müminlere karşı alçak gönüllü ve şefkatli; inançsızlara ve münafıklara, ifsad edicilere karşı da sert ve çetindir. Zalimlerin karşısında susan dilsiz bir şeytan değildir. Hikmet, güzel öğüt ve en iyi mücadele yöntemleriyle onları Hak ve hakîkate davet eder.

Tevhîd ehli olması hasebiyle hep yapıcı ve birleştiricidir. Birlikten başka hiçibir şey düşünemez. En büyük eğlencesi tevhîddir. Dolayısıyla yine onun lügatinde ayrıştırma, ötekileştirme, bölücülük, fitne, fesat, terör vb. asla yoktur.

Çevresini oluştururken yine salihleri, sadıkları seçer. Özü ve sözü bir olan insanlarla dostluk kurar. Onlarla oturup, kalkar. Onların ehliyetli ve liyakatli olanlarını iş başına geçirir.

Cennet bahçelerinin müdâvimidir. Meyvelerinden devşirmeyi çok sever.

***          ***

Son model hatta postmodern teknolojiyle donatılmış okullarda her biri birer google, birer herkül olan bir sürü insan yetiştirebilirsiniz. Öğretimi en iyi şekilde yapabilirsiniz. Ancak çocuklarımızı, okullardaki gençlerimizi, insanımızı eğitebildiğimizi iddia edebilir miyiz?

Yukarıda ayırıcı vasıflarını vermiş olduğumuz salih insanı bu okullarda yetiştirebildiğimizi kim savunabilir? Ahlak ve maneviyâtı, milli ve manevi değerlerin aşılanmasını ve fıtrata uygun eğitim-öğretimi öncelemeyen bir eğitim sistemi salih bir insan yetiştirebilir mi?

 Ülkemizde kronikleşmiş birçok ana problem salih insan yoksunluğundan, yetiştirilememesinden kaynaklanmaktadır. Sözgelimi terör; siyasete ve spora vs. çöreklenmiş çeteler, mafyalar milli ve manevi bir eğitim almamış insanların başımıza açtığı belalardır. Şu âyet-i kerîmeyi kulağımıza küpe edelim: Rabbin, halkları salih ve ıslah edici kimseler iken memleketleri zulümle helak etmez. (11/Hud,117)

Bireyler her ne kadar masum olarak dünyaya gelseler de günahların alenen işlendiği, ahlak ve maneviyatın öncelenmediği bir ortamda yetişir ve yaşarlarsa çirkin işleri kanıksama ve bir zaman sonra da işlemeleri sıradan bir hal alır. İşlenen her günah gönülleri/vicdanları karartır. Nesilleri bozar. Salgın bir hastalık gibi yayılır. Kalbinde Yüce Allah’a ve son peygamberine yer vermeyen onu ya nefsiyle, ya şeytanla yada başka bir şeyle mutlaka doldurur. Tabiat boşluk kabul etmez.

Salih insanlar, salih bir toplumda yaşar. Salih bir toplum salih bir idare çatısı altında barınır. Salih bireylerden oluşan bir toplumda terör olmaz. Çocuklarını terörizme, çetelere, mafyalara, şerli politikacılara (binbir suratlara) kaptırmaz. Ne kadar zor şartlar altında olursa olsun din derdi, din gayreti çeker, karşılığını Ulu Allah’tan bekleyeceği insanlığa hizmet faaliyetlerine girişir.

Salihlerden olmamız ve neslimizin de salihlerden olması için Rabbimiz’e çok dua edelim. Zira çoluğumuzun çocuğumuzun tahtını yapabiliriz ama bahtını yapamayız. Ne mutlu o bahtiyar salih müminlere!