KARDEŞİN KARDEŞE NASİHATİ

e-Posta Yazdır PDF

Azîzim!


Şu fenâ yurdunun fiyatı nedir? Ariflerin nazarında bir pul kadar bile kıymeti yoktur. Onun sıfatı fenâdır. Baki olan Allah tarafından “O her an bir işte yaratmadadır” (Rahmân, 55/29) ve “O’nun vechinden başka her şey helak olucudur” (Kasas, 28 / 70) âyet-i celileri mucibince bu süfli alem, celal tecellileri ile her an yok olmakta ve ilahi feyz ve rahmetin eseri cemal tecellileri ile her an yeniden yaratılmaktadır. Fena halini sürekli yaşıyoruz da fark edemiyoruz. O farkındalık halinde olanlar ise gerçekten çok azdır.


“Çün harab ola cihan-ı fani

Bir pula verirlerse alma anı”


Fani olanın baki olana nisbetle ne değeri olabilir ki!


Sevgili kardeşim!


Bu fena yurdunun diğer adı da şehadet alemidir. Biliyorsun, bir gayb alemi, bir de şehadet alemi var.  “Görülürler âlemi” adını alan şu içinde bulunduğumuz maddî varlık planı bir özün, bir mananın bir biçime, enfüsün âfâk ile, için dış ile, dikeyin yatay ile buluştuğu, vuslatın, firkatin, çürümenin, zıtlıkların bulunduğu yerdir. İlahi takdir bir imtihan gereği olarak kusurlar yaratmıştır onda. Kusursuz hiçbir şey bulamazsın burada. Tarif ederlerken küre şeklindedir derler ama mükemmel bir küre şeklinde değildir.  Kutuplarından basık, ortasından şişkin bir küre. Arkasından ne kadar koşarsan koş yakalayamazsın. Saniyede 467 km hızla dönen bir felektir. Güzellikleri de izafidir. Güzelliği de kusurla verirler burada. Kusurlunun içindekiler de kusurludur çünkü. Saf bir aşk ararsın, ama yeryüzünde aşkın bir karşılığı yoktur.  Sevgi tecrübeleri vardır. O’na gidecek yolda sevgiyi, sevmeyi tecrübe edersin. Zira sevmeye, senâ edilmeye layık olan yalnızca O’dur. O’ndan başkasına gönül verdin mi ister karşılıklı olsun ister karşılıksız; ister vuslat, ister firkat olsun hicrana mahkûmsun. Çünkü o Gayûr’dur. Çok çok kıskançtır. Seni kendi haline koymaz. Türlü türlü şeylerle imtihan eder. Çemberinden geçirir feleğin.


“Çemberinden geçirir bilahere,

Haline kor mu bu çerh insanı”


Ne liderler gördü şu gökyüzü, ne kibirlilere sırt verdi şu yeryüzü. Dile else konuşsa şu ulu çınar, kaç yolcuya sâyebân oldu. Her akşam camlarında yangınlar çıkan şu hâneler, ocaklarında incir biten kâşâneler, yerinde yellerin estiği, baykuşun tünediği saraylar, güzellerin testi doldurduğu çeşmeler…Ah dile gelse de anlatsalar birer birer, nelere şâhid olmuş iseler. Vazgeçilemez sanılanlarla doludur türâbın bağrı deseler. İyi fehmet, toprağın altındaki nüfüs üstündekinden daha fazla.


“indirir şahları tahtından,

Kasr-ı fevkanî olur tehtânî”


Temsildir. Dillere dâsitân, mülkü anlatılır hem nebî hem hâkan Süleyman alyhisselam’ın. O’nu da aldı götürdü ecel.


“Bu serîr-i vücud olur berbad,

Bak ecel neyledi Süleyman’ı”


Herkesin başına gelenin kendi başına da geldiğini ne güzel anlatmış mezar taşında sâhib-i hikmet:


“Ben de bir zamanlar Süleyman idim,

Ateşe ve rüzgara hükümran idim,

Sanmayın sultan Süleyman idim, 

Tersanede körükçü Süleyman idim”


Rivayettir, Allah, Ebu’l-beşer Adem Aleyhisselam’ın toprağını yaratınca yağmur yağdırdı üzerine kırk sene. Bir senesi sürûr, mutluluk yağmuru geri kalanı hüzün yağmuru. Toplasan ömründen bütün sürûr anlarını bir – iki seneyi geçmez. Geçmişi hatırlar hüzünlenirsin, geleceği düşünür kaygılanırsın.  Hüzün ve kaygıyla, şu dünya meclisinde murâd kadehini içemeden, gözün açıp yummuş gibi bir âh ile geçer ömrünün devrânı.


“İçmeden meclisinde câm-ı murâd,

Âh-ı vâhidde geçer devrânı”


Buna rağmen bu dâr-ı gurûr / aldanma yurdu (Âl-i İmrân, 3/185) önemsiz de değildir. Ahirete nisbetle önemsizdir, ancak ahiretin tarlası olması cihetiyle fevkalade önemlidir. Ahiretini dünyayı kullanarak satın alırsın. Orada geçerli akçe salih ameldir. Salih amel alırlar, salih amel tartarlar. Çarşı pazarı salih ameldir, salih amel. Ne yaparsan burada yaparsın sana bir defaya mahsus verilen bir can fırsatıyla. Çalış, çabala, koştur ama gönlünde Allah olsun, mâsivâ olmasın. Düşün ki “Allah hiçbir kimsenin göğsünde iki kalp yaratmamıştır.” (Ahzâb, 33/4) Bütün işlerini O’nun rızası için yap, aldığın her nefesini Allah için tüket ki İsâ nefesli olasın. Fikrin Allah, zikrin Allah olursa dünyalık işlerin de ahiret işi olur.


Sîretten sûrete in, sûretten sîrete çık. Bundaki manayı gör. Kimlik, kürk, etiket, lüks ve şehvet fikrin-zikrin olursa ahiret işin de dünya işi olur, alâyık ehlinin elinde oyuncağı olursun mâsivânın.


Azizim!


Evvelâ benlik iddiasını terk etmek gerek. Allah’a şirkten sonra en büyük günahtır benlik davası. “Ben yaptım, ben ettim. Ben şuyum, ben buyum”… hepsi birer etiket. Etiket adamı olma ahiret adamı olmaya çalış. Ne kadar makam, mevki, mansıb sahibi olmaya çalışırsan çalış, ulaşabileceğin en yüce makam kulluk makamıdır. Kulum diye yâd edilmektir en büyük hüner ve servet, O’nun dostluğudur en büyük devlet.


Günahlarını terk edip O’na bir adım atmanı ilk hamleyi senin yapmanı istiyor. Gayretini, cahdini görmek istiyor. Sen O’na bir adım atarsan O, sana yürüyerek gelir. Sen O’na yürüyerek gidersen O, sana koşarak gelir. Senin elinden tutar ve hiç bırakmaz. Elin, ayağın, gözün olur. O’nun dostluğu gibi vefalı bir dostluk yoktur. O’nun dostluğunda vefasızlık ve hainlik yoktur. Sen O’nu terk etsen de O seni terk etmez.


Kulak ver hulâsa ediyor Şeyh İsmail Hakkı Bursevî Hazretleri (ö. 1725):


“Tâc-ı terki giyersen ey Hakkı, 

Olursun ahiretin sultanı.”