İçeriden Sorular

e-Posta Yazdır PDF

Müslümanlığımızın yaşanan hayata müdahalesi hangi noktalarda tebarüz ediyor?

İnsanlığın hâlihazırda yaşadığı girift ve güncel problemlere çözüm üretebilecek bir donanıma sahip miyiz?

İçinden geçtiği darboğazdan çıkış adına modern bireye dört başı mâmur ve sadra şifa bir çıkış yolu önerebilecek plan ve projelerimiz var mı?

Müslümanlar olarak insanlığa ne vâdediyoruz?

Yaşadıkları köklü sorunlara bir çözüm getirmeksizin, salt bir itikat dairesinden çıkıp bir diğerine geçmeyi mi teklif ediyoruz?

Adaletsizliğin, haksızlığın, sömürünün, insan haklarına saygısız bir yordamın devam edeceğini bile bile insanlar neden bulundukları konumu terk etsinler?

İslâm dünyası, bilhassa Ehl-i Sünnet çizgi, içine girdiği teolojik kısır çekişmeleri sündürerek ve sair küresel meselelere teğet geçen bir bakışı benimseyerek güzel dinimizi doğru tebliğ ve temsil edebilir mi?

İnsanları tüketim döngüsüne dâhil oldukları ölçüde adamdan sayan, emeği sömürerek korkunç bir gelir dağılımı adaletsizliğine yaslanan kapitalist işleyişe dair dikkate değer ve işlevsel çözümler üretebiliyor muyuz?

Bizim vaziyet ettiğimiz durumda insan haklarına saygılı, adalete dayalı, birilerinin başka birilerine modern köle olmaktan kurtulacağı bir düzen vâdedecek içi dolu program ve projelere sahip miyiz?

İnsanoğlunun tabiatla bağını koparan, ekolojik dengeyi tahrip eden ilerleme diskuruna itirazı içeren alternatif bir modelden söz edebilir miyiz?

Şehir ve medeniyet algısı dendiğinde daha fazla betonarmeleşme diye özetlenebilecek hoyrat büyüme tavrı dışında ortaya koyduğumuz bir vizyon var mıdır?

Açlığa, yoksulluğa, yolsuzluğa, manipülasyona, sömürüye dair ne söylüyoruz?

“Bu problemler bizim eserimiz değil ki, çözümünün bizden beklenmesi mantıklı olsun!” mu diyoruz yoksa?

Tarihî seyir içerisinde hiçbir peygamber, kendi yol açtığı sorunları çözmekle meşgul değildi. Bilakis modern tabirle hepsi birer ‘enkaz devralmıştı’.

Ama yine hiçbiri ‘ben bozmadım ki, ben düzelteyim’ dememişti. Neticede vahiy, ‘ukbada felâh, dünyada salâh’ için nazil oluyordu.

Haber-tartışma programlarında reyting getirici bir içerik olduğu için Mehdi, nüzul-i İsa, kabir azabı vb. konuların tartışıldığı ve İslâm’ın dışa karşı temsil edilen yüzünün bu mevzulara sıkıştırıldığı bir süreci idrak ediyoruz.

Niye âlimlerimiz, hocalarımız, entelektüel kadrolarımız, insanların yaşadığı hayata değen, hamasî ve afakî değil de hakiki meseleleri ciddiyetle masaya yatırmıyorlar?

İslâm dünyasının ve insanlığın hâl-i pürmelâline bakınca bu tartışmaların, eleştirdiğimiz ‘meleklerin cinsiyetlerini tartışma’ durumundan mahiyet itibariyle ne farkı var?

Bir de bu tabloya bakan üçüncü şahısların İslâm’a teveccüh edeceklerine ciddi ciddi inanmalı mıyız?