Sen ve Ben, Bura ve Öte…

Yazdır

Sen zaferle ilgilisin, bense seferle…

Sen başarıyla meşgulsün, ben başarıya götüren yolun meşruiyetiyle…

Sen amaca odaklanmışsın, ben araçların sıhhatine…

Sen muvafakkiyetten taviz vermek istemiyorsun, ben adaletten…

Sen güçlüsün, ben zayıfım…

Sen görkemlisin, ben sönüğüm…

Sen cesursun, bense ürkek…

Senin yanlışın benim doğrumdan evlâdır…

Senin yanlışın tevil, benim doğrum tezyif edilir…

Senin çevren kalabalık, benimkisi tenhadır…

Sen herkesin önünde ağlarsın, bense gizli gizli…

Sen büyüme hesapları yaparsın, ben hesap yapmasını bilmem.

Senin gözün yükseklerde, benim başım öndedir.

Sen havayı koklarsın, benim burnum koku almaz.

Sen tribünlere oynarsın, benim seyredenim yoktur.

Sen doğruyu söylemeden önce işine yarayıp yaramayacağını ölçersin, ben samimi olup olmadığımı…

Senin büyük projelerin vardır, benim küçücük umutlarım…

Sen davaya feda olacak adamlar ararsın, ben omuz omuza vereceğim yoldaşlar…

Sen albenili cümleler kurarsın, ben kırık dökük laflar ederim.

Sen yapmadan söylersin, ben yapınca bile söyleyemem.

Sen onca insanı evirir çevirirsin, ben kendimi zor taşırım.

Senin etrafında dönen dünya, benim üstüme üstüme gelir.

Senin rutin saydığın acılar, benim yüreğimi kavurur.

Senin gülüp geçtiğin detaylar, benim can damarımı keser.


Sen ve ben…

Dünya menzilinin iki yolcusuyuz.

İkimiz de soluk alıp vermedeyiz, ikimiz de emaneti taşımadayız.

Bu şarkı burada bitmeyecek, öteye uzanacak…

‘Huzur’a çıkacağız…

Belki mesrûr olacağız, belki de amellerimiz yüzümüze çarpılacak.

Burada insanların büyük saydıkları, orada küçülecek de küçülecek belki…

Burada ağır çeken, terazide bir tüy kadar hafif gelecek…

Buradaki varlık orada yokluğa dönüşecek…

Burada ayağımıza serilen imkânlar, orada mahrumiyetlere sebep olacak..

Nimetin gerçekte nikmet olduğunu anlayacağız belki de…

Hak ve adaleti en üstte tutamamanın hesabı muhtemelen çok çetin olacak.

Kırdığımız kalplerin, incittiğimiz gönüllerin, harcadığımız hayatların hesabını vereceğiz, belki de veremeyeceğiz.

Yaptıklarımızın yıktıklarımızdan az olduğu gerçeğiyle yüzleşeceğiz.

Dünyada en kaba kantarlarla bile tartmaya yanaşmadığımız amellerin, en ince terazilerde mizana vurulduğunu müşahede edeceğiz.

Belki kopkoyu bir pişmanlığın acısı çökecek üzerimize…

Dünyadayken çalımla yürüyen ayaklarımız taşıyamaz olacak bedenimizi…

Dünyadayken sırt çevirdiğimiz merhametin dilencisi olacağız.

Bura ve öte…

Yalan ve gerçek…

Kolay ve zor…

Geçici ve ebedî…

Süflî ve ulvî…

Madde ve mânâ…

Beden ve ruh…