En’am 148 Üzerinden Kader İnancını Tenkit Etmek

Yazdır

Erzurum’da yayın yapan Kardelen TV’deki bir programa misafir olan Abdülaziz Bayındır, programda ilginç tespitler yapmış.


Kader inancının konuşulduğu sözün bir yerinde, “Abdülaziz Bayındır konuşmasın, Cenab-ı Hakk’ın ayetine bakalım” diyerek başladığı söze En’am Suresi 148-149. ayetleri okuyarak devam ediyor Bayındır…


Ayetler mealen şöyle:

“Puta tapanlar, ‘Allah dileseydi babalarımız ve biz puta tapmaz ve hiçbir şeyi haram kılmazdık’ diyecekler; onlardan öncekiler de, Bizim şiddetli azabımızı tadana kadar böyle demişlerdi. Onlara ‘Bize karşı çıkarabileceğiniz bir bilginiz var mı? Siz ancak zanna uyuyorsunuz ve sadece tahminde bulunuyorsunuz’ de. ‘Üstün delil Allah’ın delilidir. O dileseydi hepinizi doğru yola eriştirirdi’ de.”


Bayındır devam ediyor:

“ ‘Allah dileseydi babalarımız ve biz puta tapmaz ve hiçbir şeyi haram kılmazdık’ diyorlar müşrikler, yani ‘kaderimiz bu’ diyorlar. Allah Teala da diyor ki, ‘Bundan öncekiler de böyle yalana sarıldılar’. Şimdi Allah ne diyor buna? ‘Yalan’ diyor değil mi? ‘Hatta bizim baskınımızı yiyene kadar, ölene kadar bunu söyleyip durdular’ diyor. ‘Onlara de ki, elinizde bir bilgi var mı çıkarıp bize gösteresiniz?’  Yani diyor ki, neye dayanarak bunu söylüyorsunuz, Allah bizi müşrik yaptı diyorsunuz!? ‘Siz sadece kendi zannınızın peşinden koşuyorsunuz ve siz sadece atıyorsunuz’ diyor.  O zaman geleneksel kader anlayışı bu değil mi, burada anlatılan değil mi?”


Orada bulunan zatlardan biri soruyor: “Yani Hocam, Allah, sizin biraz sonraki durumunuzu biliyor mu, bilmiyor mu?”


“Biraz sonra ortaya çıkacak zaten bunun cevabı…” diyor Bayındır. Muhatap, “Kısaca cevap verin Hocam biliyor mu, bilmiyor mu?”


Bayındır: “İmtihanla ilgili fiilleri bilmediğini Allah kendi söylüyor”

*

Evet, bu malûm “Allah’ın bilgisi” tartışmasını tekrar gündeme taşımak değil niyetim. Ancak Bayındır’ın adeta kelime cambazlığı yaparak, Kur’an tarafından tenkid edilen müşriklere ait bir tavrı, ‘İşte geleneksel kader anlayışı da bu değil mi?’ diyerek yutturmaya çalışmasına ne demeli!?


Kur’an, müşriklerin “Allah dilemeseydi biz müşrik olmazdık” diyerek suçu Allah’a yüklemeye çalışmalarını zemmetme sadedinde onların iftiralarını bir ibret vesikası olarak nazara veriyor; Bayındır da, ümmetin icmasına konu olan kader anlayışını –uzaktan yakından ilgisi olmadığı halde- bu zihnî arıza ile aynîleştirerek önümüze koyuyor.


Gerçekten ümmetin benimsediği kader telakkisi, Bayındır’ın ima ettiği gibi Cebrî düşünceden beslenen bir anlayış mıdır?


Kadere iman ettiğini söyleyenler içerisinde bir tane aklı başında adam çıkıp da, “Ben günah işliyorum, işlediğim bu günahlarda benim hiçbir dahlim, dolayısıyla sorumluluğum olamaz. Çünkü bunu Allah istiyor, ben de iradesi tamamen Allah tarafından ilga edilen bir kul olarak bu yazgıya boyun eğiyorum” demiş midir? Hadi diyen bazı istisnanın da istisnası tipler olmuşsa, bu arızalı tavra ulema iltifat etmiş midir?


Değilse, müşriklerin söz konusu tavrıyla kader anlayışını özdeşleştirerek, kelime oyunlarına müracaat ederek, bir taşla kuş katliamı yapmaya çalışan Bayındır’ın söz konusu tespitinin ilmî ahlâkla örtüşen yanı nedir?


Bayındır, En’am 148’de ifade edilen müşriklerin söylemiyle kader inancının aynı şey olduğuna inanmamızı bekliyorsa, bunu öyle cımbızlama ayet seçmeciliğiyle değil, ulemanın çerçevesini çizdiği kader telakkisi ile mezkûr müşriklerin jargonu arasında ciddi paralellikler olduğunu ortaya koyarak yapmak zorundadır. (Kaldı ki, seçtiği ayet de onu kesinlikle teyid etmiyor)


Cebriyeyi ümmetin tamamı gibi gösterip, buradan enikonu bir kader inancı tenkidine girişmek, şık durmuyor.


NOT 1: Bayındır’ı ilmî çalışmalarından dolayı kınamak doğru olmayabilir. Kur’an’ı sadece veya çok büyük bir oranda Kur’an üzerinden anlamaya çalıştığı görülüyor. Çok aykırı görüşleri de olabilir. Bu bir yere kadar normaldir ve bilimsel çalışmalarda rastlanabilen bir durumdur.  Ancak burada çok ama çok mühim bir sorun var: Bayındır, maalesef bunu halkın önünde yapıyor. [O kadar ki, Kardelen TV’deki söz konusu konuşmaya stüdyoda katılanlardan biri, (ki bu kişi dinî bilgisinin yüzeysel olduğunu kendisi de ifade ediyor) programın 1. Bölümünün sonunda, Bayındır’ın o ana kadar çizdiği mezhep tablosundan çok etkilenmiş olacak ki, “Hadi hocam siz bunları tespit ettiniz, peki, biz nasıl bu mezheplerin bize yüklediği bu olumsuzlukların farkına varıp da kurtulacağız!” mealinde serzenişte bulunuyordu.]


Demem o ki, Bayındır, bu ‘aykırı’ görüşlerini, önce kendisiyle aynı düşüncede olmayan âlimlerle, mesela bir toplantıda, ilmî bir ortamda, bir kongrede konuşsa, orada mesele enine boyuna tartışılsa, karşıt argümanlar ortaya konsa, Bayındır buna rağmen aynı kanaati sürdürüyorsa, bunu kamuoyuna deklare etse daha ilmî ve ahireti adına da daha selametli bir yol olmaz mı?


14 asırdır hiç seslendirilmemiş bir görüşü seslendiren kişi, en azından kendisi gibi düşünmeyen yüzlerce-binlerce âlimden birkaçını adam akıllı bir şekilde dinleyip, tezini onlarla müzakere ederek test etme ihtiyacı duymaz mı!?


NOT 2: Yukarıda bahsettiğim programın kaydına ben Youtube’dan ulaşmıştım. İnternette aranarak ulaşılabilir. (Erzurum Kardelen TV-Soru Yorum)