İmanlı Gençlikten Kelâmcı Gençliğe!

e-Posta Yazdır PDF

İmam Gazzâlî, el-Mustasfâ’nın başında, kelâmı, ilimlerin en şereflisi olarak zikreder.

Esasen kelâmî kabuller, kişinin bir bütün olarak İslâmî ilimlerle ilgili ana bakış açısını çerçeveler.

Yekdiğerini ehl-i bid’at yapan fikrî inhiraflar da, onun kelâmî perspektifinden beslenmektedir.

Buraya kadar sorun yok. Sorun, işbu kelâm nosyonu sevdasının İslâmî heyecanla meşbu genç nesiller nezdinde de merkezî bir ehemmiyet kazanmaya başlamış olmasındadır.

İman/akide ile kelâm ayrılığının tesirini somut olarak gösterdiği yer de burasıdır. İman; kişiye, istikamet üzere olan, itikadın temel-zarurî öğelerinde sahih bir bakış açısına sahip, amel-i salihle zenginleşen bir hayat tasavvurunu telkin eder. İmanın gereklerini hayata taşıyan kişi, huzur-u İlâhî’de başını öne eğdirecek işler yapma korkusuyla tir tir titrer ve tüm hayatını bu hassasiyeti aşındırmama çabasıyla devam ettiririr. Ana hedefi, çok fazla mâlûmat sahibi olmak değil, amel sahibi olabilmektir. İslâm’ın zaruriyatına bilgi düzeyinde hâkimiyet ve amel boyutunda istikrar tesis edebildiği ölçüde itminan bulacaktır. Dinî nazariyatın girift meseleleri üzerine kafa yormaktansa, temel meseleleri fiiliyata taşımakla meşguldür.

Kelâm, ehlinin elinde kendisine ihtiyaç duyulan bir ilim fonksiyonu ifâ ederken, İslâmî motivasyonu ve dava şuuru öne çıkan genç nesillerin gündemini imana galebe çalacak şekilde işgal etmeye başladığında, çoğu kez Demokles’in kılıcı denen şeye dönüşmektedir. İmanın en sade ve temel gereklerini yapma hususunda ahesterevlik gösteren nice internet mücahidinin, yarım yamalak kelâmî donanımla şunu tekfir edip, bunun üstünü çizdiğini, falanı bid’at ehli olarak yaftalayıp, filanı dalâletle itham ettiğini akıldan çıkarmayalım.

Ama şunu sormak durumundayız: Gerçekten ihtiyacımız olan şey bu mu? Kelâmı bir üst donanım mertebesi olarak göreceksek, daha temel basamaklarda bile tekleyen insanların, her an ayaklarının kayabileceği bir irtifada birbirlerini itekleyip durmasının kime ne faydası var?

Bir gözlemci, yine sosyal medyada herhalde, “Twitter-Facebook âlim kaynıyor ama camiler bomboş!” meyanında birşeyler yazmıştı. Hâl-i pür melâlimizi güzel özetliyor.

Namazda titizlenen, her namaza ‘son namaz’ ehemmiyeti yükleyen; güzelce abdestini alıp rahlesi üzerine koyduğu mushaftan Allah kelâmını tilavet eden; elinden ve dilinden emin olunan bir insan olarak yaşamayı, sosyal medyada din kardeşlerini köşeye sıkıştırmanın enaniyet körükleyici zevkine tercih eden ‘imanlı gençler’imizin sayısı artıyorsa, inşiraha gark olalım.

Üstünkörü edindiği kelâmî formasyonu, önüne çıkan her muhatap üzerinde deneyen; hakikati tümden ihata etmişçesine çalım satarken, bir mü’mine hiç yakışmayacak böbürlenmelere gönül eğdiren; buna mukabil namazlarını geçiştiren, Kur’an’la dostluğu zayıflamış, gündüzünü ‘sosyal atışmalar’la heba ettiği vaktinin, gecesini de fasılasız uykulara kaptıran tiplerin artmasından ise endişe duyalım.

Bu öyle bir şeydir işte: İman, kişiye daima kendisiyle meşgul olmasını, amelini arttırmasını, kalbini tezkiye edip, nefsini dizginlemesini, öteler için burada heybesini doldurmasını telkin eder.

Kulaktan dolma kelâmcılık ise kişiyi sürekli başkalarını tarassut etmeye, iman-küfür çeteleleri tutmaya, üzeri kalın çizgilerle çizilecek adamlar aramaya sevk eder. Kendisini bu tür bir arızalı tutumun ‘İslâmî mücadele’ olduğuna inandırmış ruh durumu problemli tipler, birini yaftalayamadıkları, bir başkasını dışlayamadıkları günü, heba olmuş bir gün telakki ederler.

Problem kelâmda değil, kelâmî bilginin bu ölçüde harcıâlem bir işlerlik kazanmasındadır. İmanı sindirememiş ruhların, bu konudaki eksikliklerine hiç aldırış etmeksizin nazarî meselelerde boğulması ve bu arada başkalarını da boğmaktan haz duyar hale gelmesi, ne yazık ki, ‘kelâmın ayağa düşmeye başladığının’ habercisidir.

Dikkat ettiniz mi, falan cemaate, filan tarikata mensup olan ve bu tür teferruat denecek meseleler üzerinden başkalarını ademe mahkûm eden kimselerin sayısı arttı.

Ama mesela bir dükkâna alışverişe gidenler, artık eskisi kadar sık bir şekilde, esnafın cama astığı “Namazdayım, geleceğim” yazısına rastlayamıyorlar.

Kelâmî merakla imanî kıvam ters orantılı mı seyrediyor?