Zihin Hicretinin Neresindeyiz?

e-Posta Yazdır PDF

Mevcut gidişata ve akışa itiraz yönelttiğimizde, daha çok da müslümanların işbu akışla aynîleşmesine muhalefet ettiğimizde karşılaştığımız ‘kontra’ bir soru var: “Tamam da senin çözüm önerin ne!?”

Bu kontra soruya cevap vermek öyle kolay da değil sahiden…

Bir kere, çevrenizdeki hemen herkesin, içinde neşet ettiği zihinsel iklimin dayattığı kodlara mahkûm düşünme biçimlerinin dışına çıkamaması gibi bir realiteyi yok sayamıyorsunuz. Bu realitenin lazımeleri sadece etrafımızdakileri değil, bizi de kuşatmış durumda…

Elimiz kalem tutmaya, aklımız birşeylere kesmeye başladığından itibaren, bize belletilen zihnî çerçevenin dışında bir çıkış yolu olamayacağı konusunda bir hayli şartlan(dırıl)mış bulunuyoruz.

Cari akışı yadsınamaz bir veri olarak kabul etmeye yanaşmayan düşünce yollarını daha emekleme evresindeyken türlü manevralarla köşeye sıkıştırıp boğma konusunda gösterdiğimiz tehâlük de, bununla ilintili…

Ezberlerimiz o kadar değerli ki, onlara atfettiğimiz bu müzakere bile edilemez kıymet, onları kurgulanmış ‘ezberler’ olarak kabul etmemize bile engel oluyor!

Zihin konforumuza da, fiilî konforumuza da ilişilsin istemiyoruz.

Muhkemleştirilmiş ve otorite haline getirilmiş değer yargılarına uyumu esas alan kokmaz-bulaşmaz bir çizgiyi en elverişli bakış olarak kodluyor oluşumuzu da burayla irtibatlandırmalıyız.

Düşünsenize, bu topraklarda ‘kanaat önderi’ etiketiyle öne çık(arıl)mış bir çok ‘figür’, yıllardır müslümanlara “ite dalaşmaktansa çalıyı dolaşmanın ne kadar akıllıca olduğunun” propagandasını yapıyor. Bu oportünizm bize nasıl ârız oldu dersiniz!?

Yıllardır bir o yana bir bu yana yaptıkları manevralar ve sistem içi atraksiyonlarla iyice kördüğüm haline getirdikleri problemleri, kendi oportünist çizgilerine itiraza yeltenenlere “Al çöz o zaman!” diyerek ‘itelemelerinde’ ifadesini bulan zekâvet de, onların kurnazlık hanelerine yaldızlı harflerle işlenmeli!

Çözüm mü!? Evet, çözümün ne olduğu belki net değil ama -kanaatimce- nereden başlanacağı net…

Öncelikle ‘zihinsel hicret’ diye bir olguyu gündemimize sokarak işe başlamalıyız.

Efendimiz (sav) ve kutlu ashabı, İslâm adına bir imkân arayışı olarak -aslâ bir kaçış olarak değil- Hicret’i hayata geçirmişlerdi.

Belki zihin haritamızın şimdiye kadar pek de iltifat etmediğimiz bölgelerinde, bizi özümüze ve kendi değerlerimize, kendi düşünme yollarımıza avdet ettirecek bâkir bir coğrafya vardır.

Mâruz kaldığımız sıkışmışlıktan kurtulmak için zihin coğrafyamızda yapacağımız böyle bir hicret, dayatılan anlam çerçevesinin sınırlarını zorlama adına hiç umulmadık imkânlara dâyelik yapabilir.