Meal Müslümanlığı ve Din’de Zorlama

e-Posta Yazdır PDF

Din ile irtibatını meal okumaya hasretmiş bir mü’minin, mesela el-Bakara 2/256’da geçen “Din’de zorlama yoktur” hükmünden ne anlamasını bekleriz?

Bu âyetle olan ilişkisini âyetin meali ile (daha doğrusu meal yazarının âyeti nasıl anlayıp çevirdiği ile) sınırlayan birinin, söz konusu ‘zorlama’nın Din’in içinde mi, dışında mı; Din’e girmeden önce mi, yoksa Din’e girdikten sonra da mı vs. olduğu hususundaki kanaati nasıl şekillenecektir? Ben söyleyeyim… Tefsire, yani bu âyetin tefsirle ilgilenen ilim ehlince nasıl anlaşıldığına müracaat etmediği müddetçe, ‘zorlama yoktur’un altını büyük ihtimalle yaşadığı devrin yönlendirmesiyle şekillenen kendi zihnî kabulleriyle dolduracaktır.

Ve tahmin edilmesi hiç zor değil; ‘zorlama’ kelimesini duyunca al görmüş boğaya dönecek ölçüde şartlanmış modern bir zihnin, şahsî tecrübe ve gözlemleriyle varacağı sonuç, “Din’e girerken de, girdikten sonra gereklerini yerine getirme hususunda da herhangi bir zorlamanın olamayacağı” yargısıdır.

Bakın problem nasıl dal-budak sararak büyüyor: Evvela, etkisinde olduğu zihnî kuşatma nedeniyle, ‘zorlama’ kelimesine zaten alerjik bir tepkiyle yaklaşıyor. Kafasında, ‘zorlama’nın her türü baştan tukaka edilmiş durumda. İkinci adımda ise şu oluyor: Mealle yetinerek âyete yüklediği indî/keyfî mana sayesinde, kafasında ‘zorlama’ kelimesine karşı muhkemleşmiş olumsuz önyargının Kur’an tarafından da teyid edildiği kanaatine ulaşıyor. (Dikkat edilsin, “Kur’an tarafından” dedim; doğrusu “meal tarafından” olmalıydı ama okuduğu şey meal olduğu halde, okuma sonucunda zihninde şekillenen bilgi, ne yazık ki, çoğu meal okuru tarafından “Kur’an’ın yaklaşımı” olarak takdim ediliyor)

Yani zaten zihinde modern savrulmadan nasibini almış bir ‘ön kabul’ var. Tefsirden sarf-ı nazar ederek meal okumak, bu ön kabulün Kur’an tarafından da teyid edildiği zannına vücut veriyor. Neticede zihnî ‘ön kabul’, Kur’an destekli (!) ‘ön yargı’ya dönüşüyor.

Oysa basit bir tefsir tetebbuatı bile, ilgili âyetteki ‘zorlama’nın Din’e girme konusu ile sınırlı olduğu, Din’e giren birinin ise mükellefiyetleri konusunda pekâla mecbur tutulabileceği gerçeğini keşif için yeterli olacaktır.

İkna olmayanlar, dört mezhebin kaynaklarına bakarlarsa, bu mezâhibin ittifakla, müslümanın çeşitli müeyyidelerle namaz kılmaya ‘zorlanabileceğini’ söylediğini göreceklerdir.

Dolayısıyla “Meal okumama propagandası yaparak insanların Kur’an ile irtibatını törpülüyorsunuz!” tespitinin, ne yazık ki pratikte hiçbir karşılığı yok. Zikrettiğimiz açıdan meallere mesafeli durmak, Kur’an ile irtibatı güdükleştiren değil, tam tersi, Kur’an’la irtibatı daha sahih bir zemine oturtan bir yaklaşımdır.

Kaldı ki ben, soranlara, “mutlak manada meal okumamasını” değil, “mealle yetinecekse meal okumamasını” tavsiye ediyorum.