Karamsarın Duası

Yazdır

Mısır’daki katliamı ‘izlerken’ çaresizliğin verdiği ızdırabı da yürekte derinlemesine hissediyoruz.


Kanın hep müslümanların yaşadığı coğrafyada dökülmesi; manipülasyonların, masabaşı siyaset kurgularının hep bu coğrafya üzerinde hayata geçirilmesi; ihtilafların, kaosun en çok bu topraklarda zemin bulması karşısında ne diyebiliriz?


Ümmetin kendi ayakları üzerinde durmasını, öz değerleri çerçevesinde yol almasını istemeyenler aramıza hayalî sınırlar çizeli beri, fitne içimizde kol geziyor; masabaşında tezgâhlanan oyunlar içimizde prim yapıyor ve biz her defasında çözümü, ateşimize odun taşıyanların ajandalarında aramaya devam ediyoruz.


İçimizden biraz öne çıkanlar, ‘iktidarın nimetleri’ ile ‘yola çıkarken sahip oldukları idealler’ arasında muhayyer kalınca, idealizmlerini kabasaba bir realizmle değiştirmekte tereddüt etmiyorlar.


Ümmetin fikir ikliminde göze çarpan edilgenlik, idbarımıza, çöküşümüze hız veriyor. Kurdukları zulüm tezgâhına ilişebilecek yegâne itiraz modeli olan İslâm’a nefes aldırmamaya azmetmiş odakların manipülatif planlarına teorik düzeyde cevap üretmeye çalışmaktan, kendi dinamiklerimizle şekillenmeye fırsat bulamıyoruz. Üstelik bu cevabı da sahih bir tarzda üretemiyoruz.


Aslî değerlerimize atıf yapmanın, bu değerler çerçevesinde bir yol haritası belirlemeyi önermenin fikrî düzeyde iyiden iyiye marjinalleştiğini müşahede ediyoruz. Yaşadığımız dünyanın işleyişi o ölçüde değiştirilemez bir veri olarak kodlanmış durumda ki, bırakınız yola revan olmayı, yola çıkmadan önce neden yola çıkılamayacağı üzerinde binbir türlü teorik gerekçe üretmekten başka bir iş yapamayacak durumdayız.


Karamsarız…


Zahirî ve maddî yenilgiden kaynaklanmayan karamsarlığımız, değerler planında da bileğimizin büküldüğüne şahitlik ediyor oluşumuzla izah edilsin. Yenilmekle kalmadık; yenilgimizin inanç ve iman umdelerimizi bu çağa taşıma konusundaki ısrarımızdan kaynaklandığına da ikna edildik.


Kimliğimizi o ölçüde kaybettik ki; her türlü oyuna, provakasyona ve yönlendirmeye açık hale geldik. Bilincimiz o ölçüde bulandı ki, hayır nerede, şer kiminle ayırt edemez durumdayız. Müslümanların ikbalini dert ettiği propagandasıyla sahaya inen tiplerin ne kadarı samimi, ne kadarı bir planın parçası bunu da bilmiyoruz. Salt İslâmî mesajlar verdiği halde İslâm’ın altını oymakla meşgul olanları tanıyamaz durumdayız.


Kimin eli kimin cebinde, bilemiyoruz!


İzlediğimiz; İslâm’ın hayrı ve tesisi için bir mücadele mi, yoksa iktidar imkânlarına tez elden sahip olmanın kavgası mı, seçemiyoruz.


Herkes konuşuyor, yazıyor, birşeyler söylüyor. Teorik malzeme olarak fevkalade zenginiz ama aynı zenginliği insan unsurunda müşahede edemiyoruz. “Ahlâkı ve duruşu ne kadar da Efendimiz’e benziyor” diyebileceğimiz ve parmakla gösterebileceğimiz insanların azlığı belimizi büküyor.


Müslümanlık adına ortaya çıkan bu kadar yapı, kişi, grup vs. olduğu halde dünya müslümanlarının içinde olduğu durumu gördükçe, “acaba çokları kendi tezgâhını devam ettirmenin derdinde mi?” sorusundan vareste olamıyoruz.


Kimin gerçekten çalıştığını, kimin ‘kullanıldığını’ ve kimin -iyi niyetle ve çıkar birlikteliği ile de olsa- İslâm’a cephe alanlarla aynı kulvarı paylaştığını ayırt edemiyoruz.


Ve dillerimiz duaya duruyor. Nebi’nin (asm) duasına iştirak ediyoruz: “Allahumme erina’l-hakka hakkan ve’rzuknâ’l-ittibâehu. Ve erinâ’l-bâtıle bâtılen ve’rzuknâ-l ictinâbehu / Ey Allah’ım, bize hakkı hak olarak göster ve hakka ittibâ etmeyi nasip et. Bâtılı bâtıl olarak görmeyi ve bâtıllardan kaçınmayı nasip et.”


Ve yolundan, râzı olduğu çizgiden gayrısına iltifat etmemekle bizi nimetlendirmesini; bizi, geçici dünya menfaati için Dinine yüz çevirenlerden eylememesini Rabbimizden niyaz ediyor ve diyoruz:


Rabbimiz! Yüreklerimiz paramparça, zihinlerimiz karmakarışık…


Yolunda yürüyeceğimiz ayaklarımızda derman, iman nuruyla bakacağımız gözlerimizde fer yok.


Dağınıklığımızı, çaresizliğimizi, güçsüzlüğümüzü, basiretsizliğimizi ve parçalanmışlığımızı Sana şikâyet ediyoruz.


Bitkiniz. Kurtuluşu Senin razı olduğun yolların dışında aramaktan, kanımızı ve gözyaşımızı akıtanlardan medet ummaktan, bir o yana bir bu yana yalpa yapmaktan yorgunuz.


Bizi sahil-i selamete çıkar ey Rabbimiz! İçimizden çıkan söz ve güç sahiplerine istikamet ver.  Onları yoluna tevcih et. Yolu şaşırmış olanlara tekrar hakikati görecek gözler lutfet.


Bizi düşmanın gadrinden, dostun veya dost görünenin hıyanetinden muhafaza et.


Bizi aziz eyle, zelil eyleme.

Sen herşeye kâdirsin. Amin.