Baklavadan Daha Tatlı!

e-Posta Yazdır PDF

Meşhur ve çok büyük bir bisküvi-çikolata-gıda şirketinin sahibinin (ki kendisi, bildiğim kadarıyla firmanın kurucusu olan babasının ardından 2. kuşak yöneticidir) İslâm karşıtı duruşuyla maruf bir ressamın boş çerçevesini bilmem kaç bin dolar vererek satın aldığını okudum dün internette…


Haber, bir söylenti şeklindeydi, net bir bilgi yoktu. Aslında doğru olup olmadığı da beni çok ilgilendirmiyordu. Mezkûr şirket hakkında beni kanaat sahibi kılacak daha önceki bazı malî tasarruflarına, ortaklıklarına vakıftım.

Benim için ciddi bir haber değeri taşımayan bu meseleyi yazı konusu yapmam, başka bir ticarî duruş örneğiyle birlikte değerlendirdiğimde karşıma çıkan tabloyu netleştirmesi sebebiyledir.


Kapitalizmin vahşi döngüsüne, dindarlığı, en azından muhafazakârlığı ile öne çıkan ticaret ehlinin de dâhil olmaya başladığı tespiti, üzerinde epeyce bir süredir durulan bir konuydu.


Ticaretin, ekonominin kendisine göre kuralları olduğu; orada takvadan çok fetvanın kriter olacağı; dindar bilinseler de büyük işler kovalayan insanlardan kılı kırk yaran bir hassasiyet beklemenin haklı bir talep olmadığı vs. üzerinden bir tartışma yürüyüp gidiyordu.


Biraz âmiyane ifadeyle “Bekâra karı boşamak kolay!” tepkisine muhatap olacağımı bilsem de, benim, işbu ‘yeşil kapitalizm’ diye anılan olguya bakışım netti: Bir Müslüman tüccarın, ‘ayakta kalmak’ için, ‘piyasa koşullarına’ uymak zorunda olduğu ve iş hayatında yol alabilmek adına, ‘istemeden de olsa’ ilkelerinden bir takım tavizler vermesinin doğal karşılanması gerektiği tezine hiç iltifat etmedim, edemedim.


Hatta işbu ‘araziye uymayı meşrulaştırıcı’ yaklaşımı, yani “Ne yapalım kardeşim, piyasa böyle!” algısını, ‘Müslümanlık bilincinin can çekiştiğinin göstergesi’ saydım.


Çünkü takvanın değil fetvanın merkeze alınması savunusu, bir yerde gidip fetva dairesinin de sınırlarının zorlandığı bir savrulmayla buluşuyordu.


Her ne ise lafı fazla uzatmadan sadede geleyim. Dindar kapitalistleşmenin tezahürlerini gördükçe hepten karamsarlığa düşen ruhuma, okuyunca, acaba yanlış mı okudum, bir daha bakayım diye gözlerimi ovuşturduğum bir haber, teneffüs penceresi açtı. O an, ruhumu sıkan hafakan ve darlığın bir nebze de olsa ferahladığını hissettim.


Böyle bir mantığın kendisine değil, izlerine bile hasret olduğumdan, kayda geçsin istedim; ümitvâr kalmamız için hala sebeplerimiz olduğu bilinsin arzu ettim.


Mustafa Güllü…


Bu haberi okuyana kadar, kendisini tanımıyordum, 2012 yılında vefat etmiş olduğundan da habersizdim.

Sadece herkes gibi, sahibi ve kurucusu olduğu meşhur baklava şirketini biliyordum. Meğer vefatından sonra oğulları arasında, ‘markayı sahiplenme’ mücadelesi başlamış ve zamanla kızışan bu mücadele neredeyse adliye koridorlarına taşınacakmış.


Bizim meselemiz değil…


Bizim meselemiz, daha kendisi hayattayken alâmetleri ortaya çıkan bu rekabete, merhum Mustafa Bey’in nasıl baktığı…


Sadece bu rekabete değil, ‘ticarî büyüme’ olgusuna da nasıl sıra dışı bir perspektiften baktığını, vefatından önce Hürriyet gazetesine verdiği röportajdaki şu sözlerinden anlıyoruz:


”Biz ince düşünen bir nesiliz, öyle yetiştik. Bir dükkân açarken, ’yakınında Seyidoğlu, Hacıbozanoğlu ya da bir başka baklavacı var mı? Ben açarsam işini bozar mıyım?’ diye düşünürüz. Bizim esnaflık ahlakımız böyledir. O yüzden ’bütün oğullarım yanımda kalsın. Karaköy’de çalışalım, kazandığımız Allah’a şükürler olsun hepimize yeter’ diyorum. Ama iki oğlum bunu dinlemedi. Şimdi duyuyorum; Faruk bir yere dükkan açmış oradaki filanca zarar etmiş. Bu beni çok üzüyor. Şu anda bana deseler ki ’tamam baba artık şube açmayacağız’ o zaman dünyanın en mutlu insanı ben olurum.”


Şu sözler de Hürriyet’in röportajı aktarırken seçtiği spot cümleler:


“Mustafa Güllü, hızlı büyüyen iki oğluna ‘Her yere Güllüoğlu açıyorsunuz, başkalarının ekmeğine mani olmak var mı? Öteki baklavacılar ne olacak? Böyle büyümeye son verin’ diyor.”


Evet, işte böyle…


‘Birinci kuşaktan ikinci kuşağa’, marka ile birlikte intikal etmesi gereken bazı değerler de olduğunu hatırlatan ve ‘baklavadan daha tatlı’ bu duruşu sergileyen Mustafa Güllü’ye Allah’tan rahmet dilerim.