Kibârı Kelam (Ehlullâh’ın Dilinden…) 22

e-Posta Yazdır PDF

En Güzel Nimet “Sabır”

عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الخُدْرِيِّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: إِنَّ نَاسًا مِنَ الأَنْصَارِ سَأَلُوا رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَأَعْطَاهُمْ، ثُمَّ سَأَلُوهُ، فَأَعْطَاهُمْ، ثُمَّ سَأَلُوهُ، فَأَعْطَاهُمْ حَتَّى نَفِدَ مَا عِنْدَهُ، فَقَالَ: مَا يَكُونُ عِنْدِي مِنْ خَيْرٍ فَلَنْ أَدَّخِرَهُ عَنْكُمْ، وَمَنْ يَسْتَعْفِفْ يُعِفَّهُ اللَّهُ، وَمَنْ يَسْتَغْنِ يُغْنِهِ اللَّهُ وَمَنْ يَتَصَبَّرْ يُصَبِّرْهُ اللَّهُ، وَمَا أُعْطِيَ أَحَدٌ عَطَاءً خَيْرًا وَأَوْسَعَ مِنَ الصَّبْرِ

Ebu Saîd el-Hudrî (radiyallahu anh)’den rivayete göre: Ensar-ı Kiram’dan bir grup insan Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem)’den (yardım) istediler, Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) onlara (bir şeyler) verdi. Daha sonra tekrar istediler, tekrar verdi. Tekrar istediler tekrar verdi. Bu hal Efendimizin yanındaki şeyler tükeninceye kadar devam etti. Tekrar istediklerinde buyurdular ki: “Yanımda hayırdan bir şey varda onu asla sizden saklıyor değilim. Kim iffetli olmayı dilerse Allah onu iffetli kılar. Kim (insanlardan) müstağni olmak isterse Allah onu muhtaç olmaktan kurtarır. Kim de sabretmek isterse Allah ona sabrı verir. Hiç kimse (kendisine verilenler arasında) sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir nimet verilmemiştir.”

 

Sabır ve İman İlişkisi

قَالَ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: أَلَا إِنَّ الصَّبْرَ مِنَ الْإِيمَانِ بِمَنْزِلَةِ الرَّأْسِ مِنَ الْجَسَدِ، فَإِذَا قُطِعَ الرَّأْسُ بَادَ الْجَسَدُ، ثُمَّ رَفَعَ صَوْتَهُ فَقَالَ: أَلَا إِنَّهُ لَا إِيمَانَ لِمَنْ لَا صَبْرَ لَهُ

Hz. Ali b. Ebi Talip (radiyallahu anh) buyurdular ki: “Dikkat edin! Muhakkak ki sabır, iman hususunda cesetteki baş gibidir. Baş kesilince cesed ölür, yok olur.” Daha sonra sesini yükseltti ve şöyle buyurdu: “Dikkat edin! Hiç şüphesiz sabrı olmayanın imanı da yoktur.”

 

Doymak ve Tokluk

قَالَتْ عَائِشَةُ: إِنَّ أَوَّلَ بَلَاءٍ حَدَّثَ فِي هَذِهِ الْأُمَّةِ بَعْدَ ذِهَابِ نَبِيِّهَا صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: الشِّبَعُ، فَإِنَّ الْقَوْمَ لَمَّا شَبِعَتْ بُطُونَهُمْ سَمِنَتْ أَبْدَانُهُمْ، فَتَصَعَّبَتْ قُلُوبُهُمْ، وَجَمَحَتْ شَهَوَاتُهُمْ

Hz. Aişe (radiyallahu anha) annemiz buyurdular ki: “Peygamberleri (sallallahu aleyhi vesellem) gittikten sonra bu ümmetin başına gelen ilk bela, doyana kadar yemek ve tokluk olmuştur. Hiç şüphesiz! Bir kavim karınları doyunca bedenleri şişmanlamaya ve yağlanmaya başlar. Bunun üzerine kalpleri katılaşır ve şehvetleri azar.”

 

Dünyayı ve Karnını Önemsiyenler

عَنْ قَيْسِ بْنِ رَافِعٍ، قَالَ: وَيْلٌ لِمَنْ كَانَ دِينُهُ دُنْيَاهُ، وَهَمُّهُ بَطْنَهُ

Kays ibni Rafi‘ (radiyallahu anh) buyurdu ki: “Dini dünyası olan ve derdi tasası karnı olan kişiye yazıklar olsun.”

 

Akıllı ve Ahmak Kimse

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اَلْكَيِّسُ مَنْ دَانَ نَفْسَهُ وَعَمِلَ لِمَا بَعْدَ الْمَوْتِ وَالْعَاجِزُ مَنِ أَتْبَعَ نَفْسَهُ هَوَاهَا وَتَمَنَّى عَلَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ

Rasûlüllah (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdular ki: “Akıllı kimse nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için amel edendir. Aciz (ve akılsız) kimse ise nefsini hevasına tabi kılan ve Allah (azze ve celle)’den temenni edendir.”

 

Nefis Muhasebesi

قَالَ: الْحَسَنُ: إِنَّ الْعَبْدَ لَا يَزَالُ بِخَيْرٍ مَا كَانَ لَهُ وَاعِظٌ مِنْ نَفْسِهِ وَكَانَتِ الْمُحَاسَبَةُ مِنْ هِمَّتِهِ

Hasan-ı Basrî (radiyallahu anh) buyurdu ki: “Bir kul kendi nefsine vaaz ettiği ve onu hesaba çekmeye gayret ettiği müddetçe hayır içinde olmaktan ayrılmaz.

 

Takvaya Ulaşmanın Yolu

عَنْ مَيْمُونِ بْنِ مِهْرَانَ، قَالَ: لَا يَكُونُ الرَّجُلُ تَقِيًّا حَتَّى يَكُونَ لِنَفْسِهِ أَشَدَّ مُحَاسَبَةً مِنَ الشَّرِيكِ لِشَرِيكِهِ

Meymun bin Mihran (radiyallahu anh) buyurdu ki: “Bir kişi ortaklaşa iş yaptığı ortağıyla hesaplaşmasından daha şiddetli ve dikkatli bir şekilde nefsini hesaba çekmedikçe takva sahibi bir kul olamaz.”

 

Günahların Azlığı

عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ: إِنَّكُمْ لَنْ تَلْقُوا اللَّهَ بِشَيْءٍ هُوَ أَفْضَلُ مِنْ قِلَّةِ الذُّنُوبِ

Hz. Aişe (radiyallahu anha) annemiz buyurdu ki: “Muhakkak ki sizler, günahların azlığından daha güzel bir şeyle Allah’u Teâlâ’nın huzuruna çıkmayacaksınız.”

 

En Kıymetli İbadet

عَنِ الْحَسَنِ قَالَ: مَا عَبَدَ الْعَابِدُونَ بِشَيْءٍ أَفْضَلَ مِنْ تَرْكِ مَا نَهَاهُمُ اللَّهُ عَنْهُ

Hasan-ı Basrî (radiyallahu anh) buyurdu ki: “İbadet ehli olan kullar arasında Allah’u Teâlâ’nın yasakladıklarını terk edenden daha faziletlisi yoktur.”

 

İslam’ı Kuşatan Dört Hudut

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: حُدُودُ الْإِسْلَامِ الْمُحِيطَةُ بِهِ أَرْبَعَةٌ: الْوَرَعُ وَهُوَ مِلَاكُ الْأَمْرِ، وَالشُّكْرُ فِي الرَّخَاءِ، وَهُوَ الْفَوْزُ بِالْجَنَّةِ، وَالصَّبْرُ عَلَى الشِّدَّةِ، وَهُوَ النَّجَاةُ مِنَ النَّارِ، وَالتَّوَاضُعُ، وَهُوَ شَرَفُ الْمُؤْمِنِ

Rasûlüllah (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdular ki: “İslam’ın kendileriyle kuşatıldığı dört hudut sınırı vardır. (Bunlar:) Vera‘: kendine sahip olmaktır. Rahatlık ve bollukta şükür: cennetle kurtuluşa ermektir. Zorluğa sabır: cehennemden kurtulmaktır. Tevazu: mü’minin şerefidir.”

 

 

 

……………………………………………

Kaynak: İbni Ebi’d-Dünya, Kitab’u Riyazet’ün-Nüfus ve Tehzib’ül-Halk.