Kibâr-ı Kelâm (Ehlullahın Dilinden...) 13

e-Posta Yazdır PDF

Susmanın Ne Kadar Faziletli Olduğu


وَعَنِ النَّبِىِّ عَلَيْهِ السَّلَامُ، اَنَّهُ قَالَ: اَلصَّلَوٰاةُ عِمَادُ الدِّينِ، والصَّمْتُ اَفْضَلُ، وَالصَّدَقَةُ تَطْفِي غَضَبَ الرَّبِ وَالصَّمْتُ اَفْضَلُ، وَالصَّوْمُ جُنَّةٌ مِنَ النَّارِ وَالصَّمْتُ اَفْضَلُ، وَالْجِهَادُ سِنَامُ الدِّينِ وَالصَّمْتُ اَفْضَلُ


Hz. Peygamber (aleyhisselam) şöyle buyurmuştur: “Beş vakit namaz, dinin direğidir, Susmak ise pek faziletlidir; Sadaka, Rabbin gazabını dindirir, Susmak ise pek faziletlidir; Oruç, cehenneme bir kalkandır, Susmak ise pek faziletlidir; Cihad, dinin zirvesidir, Susmak ise pek faziletlidir.”


İmanın Şiarları


وَعَنْ بَعْضِ الْحُكَمَاءِ اَنَّ شَعَائِرِ الْاِيمَانِ اَرْبَعَةٌ: اَلتَّقْوٰى وَالْحَيَاءُ وَالشُّكْرُ وَالصَّبْرُ


Hikmet ehli bazı Zâtlar buyurmuşlardır ki: “Hiç şüphesiz! İmân’ın şiârı (nişan ve alametleri) dörttür. (İnsanı gerçek manada Allah korkusuna ulaştıracak olan) Takva, (iffetsizliği ve fuhşiyyatı önleyecek olan) Hayâ, (Allah’ın vermiş olduğu nimetlere) Şükür, (başa gelen bela ve musibete) Sabır.”


İddia ettiği davasında yalancı olanlar


وَعَنْ خَاتِمِ الْاَصَمِّ رَحْمَةُ اللّٰهِ عَلَيهِ اَنَّهُ قَالَ: مَنِ ادَّعٰى اَرْبَعَةً بِلَا اَرْبَعَةٍ فَدَعْوَاهُ كَذِبٌ. مَنِ ادَّعٰى حُبَّ اللّٰهِ وَلَمْ يَنْتَهِ عَنْ مَحَارِمِ اللّٰهِ تَعَالٰى، فَدَعْوَاهُ كَذِبٌ؛ وَمَنِ ادَّعٰى حُبَّ النَّبِىِّ عَلَيْهِ السَّلَامُ وَكَرِهَ الْفُقَرَاءَ وَالْمَسَاكِينَ، فَدَعْوَاهُ كَذِبٌ؛ وَمَنِ ادَّعٰى حُبَّ الْجَنَّةِ وَلَمْ يَتَصَدَّقْ، فَدَعْوَاهُ كَذِبٌ؛ وَمَنِ ادَّعٰى خَوْفَ النَّارِ وَلَمْ يَنْتَهِ عَنِ الذُّنُوبِ، فَدَعْوَاهُ كَذِبٌ


Hâtim-i Esam1 (rahimehullah) buyurdu ki: “Kim dört şey olmadan (şu) dört şeyi iddia ederse, onun bu davası yalandır. Allah’u Teâlâ’nın haram kıldığı şeyleri bırakmadan kesmeden Allah’u Teâlâ’yı sevdiğini iddia edenin davası yalandır; Fakirleri ve miskinleri sevmediği halde Allah Rasûlünü sevdiğini iddia edenin davası yalandır; Malını Allah (c.c.) yolunda harcamadığı halde cenneti sevdiğini iddia edenin davası yalandır; Günahlardan yüz çevirmeden cehennemden korktuğunu iddia edenin davası yalandır.”


Evliyanın büyüklerinden, Şakîki belhî’nin talebesi. 852 (H.237) senesinde Belh’in bir nahiyesi olan Mâhcer’de vefât etmiştir.


Allah Rızası İçin Yapılan Amellerin Karşılıkları 


قِيلَ: اَوْحَى اللّٰهُ تَعَالٰى اِلَى نَبِيٍّ مِنَ الْاَنْبِيَاءِ مِنْ بَنِى اِسْرَائِيلَ، وَقَالَ: صَمْتُكَ عَنِ الْبَاطِلِ لِى صَوْمٌ، وَحِفْظُكَ الْجَوَارِحَ عَنِ الْمَحَارِمِ لِى صَلٰوةٌ، وَاِيَاسُكَ عَنِ الْخَلْقِ لِى صَدَقَةٌ، وَكَفُّكَ الْاَذٰى عَنِ الْمُسْلِمِينَ لِى جِهَادٌ


Denildi ki: “Allah’u Teâlâ, Benî İsrail’in peygamberlerinden birine vahyetti ve buyurdu ki: “Benim rızam için batıl sözü söylemekten susman, oruçtur; Benim rızam için azalarını haram olan şeylerden muhafaza etmen, namazdır; Benim rızam için mahlukattan ümit kesip (onlara bel bağlamaman) sadakadır; Eziyet veren şeyleri benim rızam için Müslümanlardan engellemen, cihattır.”


Şekâvet ve Saadetin Alametleri


وَعَنِ النَّبِىِّ عَلَيْهِ السَّلِامُ اَنَّهُ قَالَ: عَلَامَةُ الشَّقَاوَةِ اَرْبَعَةٌ، نِسْيَانُ الذُّنُوبِ الْمَاضِيَةِ وَهِىَ عِنْدَاللّٰهِ تَعَالٰى مَحْفُوظَةٌ؛ وَذِكْرُ الْحَسَنَاتِ الْمَاضِيَةِ وَلَايَدْرِى اَقُبِلَتْ اَمْ رُدَّتْ؛ وَنَظَرُهُ اِلٰى مَنْ فَوْقَهُ فِي الدُّنْيَا؛ وَنَظَرُهُ اِلٰى مَنْ دُونَهُ فِى الدِّينِ. يَقُولُ اللّٰهُ تَعَالٰى: اَرَدْتُهُ وَلَمْ يُرِدْنِى، فَتَرَكْتُهُ


Hz. Peygamber (aleyhisselam) şöyle buyurmuştur: “Dört şey bedbahtlığın alametidir, Geçmişte işlediği günahları unutup (onlara tövbe etmemek), hâlbuki o günahları (kıyamet günü karşısına çıkarılmak üzere) Allah katında muhafaza edilmektedir; Yapmış olduğu iyilikleri anlatmak, hâlbuki onların kabul mu edildiğini veya red mi edildiğini bilmemektedir; Dünya (hayatı ve yaşantısı) hususunda kendisinden yukarıda olana bakarak (ona imrenmek); Dini (hayat ve yaşantı) hususunda kendisinden aşağıda olana bakarak (kendisini iyi bir konumda sanarak amelini beğenmek). 

(Bu durumda olan kişi hakkında) Allah’u Teâlâ hazretleri buyurur ki: “Ben o kulumu (sevmek, ona rahmet etmek, onu bağışlamak) istedim, o ise beni istemedi, bende onu terk ettim.”


وَعَلَامَةُالسَّعَادَةِ اَرْبَعَةٌ، ذِكْرُ الذُّنُوبِ الْمَاضِيَةِ؛ وَنِسْيَانُ الْحَسَنَاتِ الْمَاضِيَةِ؛ وَنَظَرُهُ اِلٰى مَنْ فَوْقَهُ فِى الدِّينِ؛ وَنَظَرُهُ اِلٰى مَنْ دُونَهُ فِى الدُّنْيَا


(bu hadis-i şerifin devamında) Hz. Peygamber (aleyhisselam) şöyle buyurmuştur: “Dört şey de mutluluğun alametidir, Geçmişte işlediği günahları hatırlayıp (onlara tövbe ve istiğfar etmek); Yapmış olduğu iyilikleri unutmak; Dini (hayat ve yaşantı) hususunda kendisinden yukarıda olana bakarak (amelinin az ve riyakarane olduğunun farkına vararak amele ve ihlasa sarılmak); Dünya (hayatı ve yaşantısı) hususunda kendisinden aşağıda olana bakarak (Allah’u Teâlâ’nın kendisine vermiş olduğu nimetlere şükretmek).”



Kalbi Nurlandıran ve Karartan Şeyler


وَعَنْ عَبْدِاللّٰهِ بْنِ مَسْعُودٍ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: اَرْبَعَةٌ مِنْ ظُلْمَةِ الْقَلْبِ؛ بَطْنٌ شَبْعَانُ مِنْ غَيْرِ مُبَالَاتٍ، وَصُحْبَةُ الظَّالِمِينَ، وَنِسْيَانُ الذُّنُوبِ الْمَاضِيَةِ، وَطُولُ الْاَمَلِ. وَاَرْبَعَةٌ مِنْ نُورِ الْقَلْبِ؛ بَطْنٌ جَائِعٌ مِنْ حَذَرٍ، وَصُحْبَةُ الصَّالِحِينَ، وَحِفْظُ الذُّنُوبِ الْمَاضِيَةِ، وَقَصْرُالْاَمَلِ


Abdullah ibni Mes‘ud (radiyallahu anh) buyurmuştur ki: “Dört şey vardır ki: (onlar) kalbin zulümâtındandır1: (Çevresindeki yoksulları, Dünyadaki aç din kardeşlerini veya kendi düşeceği kötü durumu) umursamaksızın, dolu mide”, zalimlerle arkadaşlık yapmak, geçmişte işlediği günahları unutmak, (dünyaya yönelik) uzun emel sahibi olmak.”

“Dört şey de vardır ki: (onlar da) kalbin nurundandır2: (Çevresindeki yoksulları, Dünyadaki aç din kardeşlerini düşünmekten veya kendi düşeceği kötü durumdan) sakınarak (o endişe ve tasa ile) aç mide, Salihlerin sohbeti, geçmiş günahlarını hatırla(yarak daima nadim ol)mak, kısa emel sahibi olmak.”

1.  Kalbi karartan veya kalbi kara olanların işlediği şeylerdendir.

2. Kalbi nurlandıran veya kalbi nurlu olanların işlediği şeylerdendir