Kibâr-ı Kelâm (Ehlullahın Dilinden...) 10

e-Posta Yazdır PDF

Allah’u Teâlâ’yı Ve Onun İçin Olan Şeyleri Sevmek


وَعَنْ سُفْيَانَ بْنِ عُيَيْنَةَ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: مَنْ اَحَبَّ اللّٰهَ اَحَبَّ مَنْ اَحَبَّهُ اللّٰهُ تَعَالٰى وَمَنْ اَحَبَّ مَنْ اَحَبَّهُ اللّٰهُ تَعَالٰى اَحَبَّ مَااَحَبَّ فِى اللّٰهِ تَعَالٰى وَمَنْ اَحَبَّ مَا اَحَبَّ فِى اللّٰهِ تَعَالٰى اَحَبَّ اَنْ لَايَعْرِفَهُ النَّاسُ


Süfyan bin Uyeyne1 (radiyallahu anh) buyurmuştur ki; “Her kim Allah’u Teâlâ’yı severse Allah’u Teâlâ’nın sevdiklerini de sever. Ve her kim Allah’u Teâlâ’nın sevdiklerini severse Allah’u Teâlâ katında sevilenleri de sever. Ve her kim Allah’u Teâlâ katında sevilenleri severse insanların onu bilmemesini de sever”2

1. Fıkıh ve hadîs âlimi. Tebe-i tâbiînin büyüklerindendir.

2.  İbn-i Hacer El-Askalani Münebbihat: sayfa 11




Marifetullah ve Yakîn Nasıl Kazanılır?

وَعَنِ النَّبِيِّ عَلَيْهِ السَّلَامُ اَنَّهُ قَالَ: اَلْمُحَبَّةُ اَسَاسُ الْمَعْرِفَةِ وَالْعِفَّةُ عَلَامَةُ الْيَقِينِ وَرَأْسُ الْيَقِينِ التَّقْوٰى وَالرِّضٰى بِتَقْدِيرِ اللّٰهِ تَعَالٰى

Peygamber (aleyhisselam) şöyle buyurmuştur; “(Allah’u Teâlâ’yı gerçekten) sevmek Marifetullahın temelidir. İffetli olmak (Allah’u Teâlâ’ya olan) yakîn’in alametidir. Yakîn’in başlangıcı ise takva ve Allah’u Teâlâ’nın takdirine razı olmaktır.”1 (İbn-i Hacer El-Askalani Münebbihat: sayfa 11)




Gerçek Sevginin Üç Alameti

وَعَنِ النَّبِيِّ عَلَيْهِ الصَّلٰوةُ وَالسَّلَامُ اَنَّهُ قَالَ: صِدْقُ الْمَحَبَّةِ فِى ثَلَاثِ خِصَالٍ اَنْ يَخْتَارَ الْكَلَامَ حَبِيبِهِ عَلٰى كَلَامِ غَيْرِهِ وَيَخْتَارَ مُجَالَسَةَ حَبِيبِهِ عَلٰى مُجَالَسَةِ غَيْرِهِ وَيَخْتَارَ رِضٰى حَبِيبِهِ عَلٰى رِضٰى غَيْرِهِ

Peygamber (aleyhisselam) şöyle buyurmuştur; “Gerçek sevgi ve muhabbetin (dostluğun) alameti şu üç haslettir: Sevdiği kişinin sözünü başkalarının sözüne tercih eder, Sevdiği kişiyle bir arada bulunmayı başkalarının meclisine tercih eder, Sevdiği kişinin (kendisinden) razı olmasını başkalarının (kendisinden) razı olmasına tercih eder.”1 (İbn-i Hacer El-Askalani Münebbihat: sayfa 11)




Günlerin, Ayların Ve Amellerin En Hayırlısı

وَعَنْ وَهْبِ بنِ مُنَبِّهِ الْيَمَانِى رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ مَكْتُوبٌ فِى التَّوْرَاةِ: اَلْحَرِيصُ فَقِيرٌ وَاِنْ كَانَ مَلِكَ الدُّنْيَا والْمُطِيعُ مُطَاعٌ وَاِنْ كَانَ مَمْلُوكاً وَالْقَانِعُ غَنِيٌّ وَاِنْ كاَنَ جَائِعًا

Vehb bin Münebbih el-Yemânî (radiyallahu anh) buyurdu ki; “Tevrat’ta yazılıdır ki; Hırslı olan kimse dünyanın sahibi de olsa fakir (hükmünde)dir. İtaatkar olan kişi, köle bile olsa kendisine itaat edilir. Kanaatkar olan kişi, aç bile olsa zengin (hükmünde)dir.”1 (İbn-i Hacer El-Askalani Münebbihat: sayfa 10)




Hayat Düsturları

وَعَنْ رَسُولِ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ اَنَّهُ قَالَ حُبِّبَ اِلَىَّ مِنْ د ُنْيَاكُمْ ثَلَاثٌ: اَلطِّيبُ وَالنِّسَاءُ وَجُعِلَتْ قُرَّةُ عَيْنِى فِى الصَّلٰوةِ

Rasûlüllah (sallallahu aleyhi vesellem) ashabıyla beraber otururlarken (bir ara) şöyle buyurdu; “Sizin dünyanızdan üç şey bana sevdirildi: Güzel koku (sürünmek), kadın(larla evlenmek), gözümün nuru kılınan namaz.”
وَكَانَ مَعَهُ اَصْحَابُهُ جُلُوسًا فَقَالَ اَبُو بَكْرٍ الصِّدِّيقُ رَضِىَ اللّٰهُ تَعَالٰي عَنْهُ صَد َقْتَ يَارَسُولَ اللّٰهِ وَحُبِّبَ اِلَيَّ مِنَ الدُّنْيَا ثَلَاثٌ: اَلنَّظَرُ اِلٰى وَجْهِ رَسُولِ اللّٰهِ وَاِنْفَاقُ مَالِى عَلٰى رَسُولِ اللّٰهِ وَاَنْ يَكُونَ ابْنَتِى تَحْتَ رَسُولِ اللّٰهِ

Bunun üzerine Hz. Ebubekir-i Sıddîk (radiyallahu anh) dedi ki; “Doğru söyledin Ya Rasûlallah! Bana da dünyada üç şey sevdirildi: Rasûlüllah (s.a.v.)’in yüzüne bakmak, malımı Rasûlüllah (s.a.v.)’in yoluna harcamak, Kızımın Rasûlüllah (s.a.v.)’in nikahında olması.
فَقَالَ عُمَرُ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ صَد َقْتَ يَااَبَا بَكْرٍ وَحُبِّبَ اِلَيَّ مِنَ الدُّنْيَا ثَلَاثُ: اَلْاَمْرُ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّهْيُ عَنِ الْمُنْكَرِ وَالثَّوْبُ الْخَلِقُ

(Bunu duyan) Hz. Ömer (radiyallahu anh) dedi ki; “Doğru söyledin Ya Ebâbekir! Bana da dünyada üç şey sevdirildi: Emr-i bil-maruf yapmak (iyiliği emretmek), Nehy-i anil-münker yapmak (kötülükten sakındırmak), eski ve yamalı elbise giymek.”
فَقَالَ عُثْمَانُ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ صَد َقْتَ يَاعُمَرُ وَحُبِّبَ اِلَيَّ مِنَ الدُّنْيَا ثَلَاثٌ: اِشْبَاعُ الْجِيعَانِ وَكِسْوَةُ الْعُرْيَانِ وَتِلَاوَةُ الْقُرْآنِ

(Bundan sonra) Hz. Osman (radiyallahu anh) dedi ki; “Doğru söyledin Ya Ömer! Bana da dünyada üç şey sevdirildi: Açları doyurmak, çıplakları giydirmek, Kur’ân-ı Kerîm okumak.”
فَقَالَ عَلِيٌّ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ صَد َقْتَ يَاعُثْمَانُ وَحُبِّبَ اِلَيَّ مِنَ الدُّنْيَا ثَلَاثٌ: اَلْخِدْمَةُ لِلضَّيْفِ وَالصَّوْمُ فِى الصَّيْفِ وَالضَّرْبُ بِالسَّيْفِ

(Bundan sonra da) Hz. Ali (radiyallahu anh) dedi ki; “Doğru söyledin Ya Osman! Bana da dünyada üç şey sevdirildi: Misafire hizmet etmek, Yazın oruç tutmak, (Allah yolunda) kılıç sallamak.”
فَبَيْنَاهُمْ كَذَالِكَ اِذْ جَاءَ جَبْرَائِيلُ عَلَيْهِ السَّلَامُ وَقَالَ اَرْسَلَنِى اللّٰهُ تَبَارَكَ وَتَعَالٰى لَمَّا سَمِعَ مَقَالَتَكُمْ وَاَمَرَكَ اَنْ تَسْئَلَنِى عَمَّا اُحِبُّ اِنْ كُنْتُ مِنْ اَهْلِ الدُّنْيَا، فَقَالَ مَا تُحِبُّ اِنْ كُنْتَ مِنْ اَهْلِ الدُّنْيَا؟ فَقَالَ: اِرْشَادُ الضَّالِّينَ وَمُوَانَسَةُ الْغُرَبَاءِ الْقَانِتِينَ وَمُعَاوَنَةُ اَهْلِ الْعِيَالِ الْمُعْسِرِينَ.
Onlar bu hal üzere iken bir ara Cebrail (aleyhisselam) geldi ve dedi ki; “Allah’u Tebareke ve Teâlâ hazretleri sizin bu konuşmalarınızı işitince beni gönderdi ve (Ya Rasûlallah) sana, “Eğer ben dünya ehlinden olsaydım neyi severdim” diye sormanı emretti.” Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.v.) “Eğer dünya ehlinden olsaydın neyi severdin?” diye sordu. Cebrâil (aleyhisselam): “Yanlış yola saparak delalete düşenleri irşad etmeyi, Allah’u Teâlâ hazretlerine itaatkar olan yalnız ve kimsesi olmayan gariplere dost ve arkadaş olmayı, çoluk çocuk sahibi olup geçimi dar olan fakirlere yardım etmek.”
وَقَالَ جَبْرَائِيلُ عَلَيْهِ السَّلَامُ يُحِبُّ رَبُّ الْعِزَّةِ جَلَّ جَلَالُهُ مِنْ عِبَادِهِ ثَلَاثُ خِصَالٍ: بَذْلُ الْاِسْتِطَاعَةِ وَالْبُكَاءُ عِنْدَ النَّدَامَةِ وَالصَّبْرُ عِنْدَ الْفَاقَةِ
Ve Cebrâil (a.s.) devamla buyurdu ki; “İzzet sahibi Allah (celle celâlühü) kullarından şu üç hasleti sever: “Allah’u Teâlâ’nın emirlerine karşı İtaatkar olma noktasında elinden geleni yapmasını, (pişmanlığı gerektirecek bir iş yaptıktan sonra o yaptığına) pişmanlık anında ağlamasını, yokluk ve darlık anında sabretmesini”