Kibâr-ı Kelâm (Ehlullahın Dilinden...) 7

e-Posta Yazdır PDF

Vesveseden Kurtulmaya Güzel Bir Çare


وَعَنْ حَاتَمِ الْأَصَمِّ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ: مَامِنْ صَبَاحٍ إِلَّا وَيَقُولُ الشَّيطَانُ لِى مَاتَأْكُلُ وَمَا تَلْبِسُ وَأيْنَ تَسْكُنُ فَأَقُولُ لَهُ آكُلُ الْمَوْتَ وَأَلْبِسُ الْكَفَنَ وَأَسْكُنُ الْقَبْرَ


Hâtem-i Esam1 (r.a) buyurmuştur ki; “Hiçbir sabah yoktur ki şeytan bana: (bugün) ne yiyeceksin? Ne giyineceksin? Nereyi mesken edip (geceleyeceksin?) diye (vesvese veriyor) olmasın.” 


Bende ona: “Ölümü yiyeceğim! Kefeni giyeceğim! Kabri mesken tutacağım! diye cevap verir (vesveselerinden kurtulurum).”2


1 Tebe-i Tabiinden meşâyih-i kirâmın büyüklerinden

2  İbn-i Hacer El-Askalani Münebbihat: sayfa 7


Hakiki Mü’min Olmanın Alameti


وَرُوِيَ أَنَّهُ عَلَيْهِ السَّلَامُ خَرَجَ ذَاتَ يَوْمٍ عَلَى أَصْحَابِهِ فَقَالَ: كَيْفَ أَصْبَحْتُمْ فَقَالُوا أَصْبَحْنَا مُؤْمِنِينَ بِاللّٰهِ فَقَالَ وَمَاعَلَامَةُ إِيمَانِكُمْ فَقَالُوا نَصْبِرُ عَلَى الْبَلَاءِ وَنَشْكُرُعَلَى الرَّخَاءِ وَنَرْضٰى بِالْقَضَاءِ فَقَالَ عَلَيْهِ السَّلَامُ أَنْتُمْ مُؤْمِنُونَ حَقًّا وَرَبِّ الْكَعْبَةِ


Rivayet olunduğuna göre; “Rasulüllah (a.s) Efendimiz bir gün ashabının yanına çıkageldi ve “Nasıl sabahladınız?” Diye sordu. 


Ashâb-ı Kirâm: Allah’u Teâlâ’ya iman edenler olarak (mü’min olduğumuz halde) sabahladık diye cevap verdiler. 


Efendimiz (s.a.v): “Peki, İmanınızın alameti nedir?” diye sordu. 


Ashâb-ı Kirâm da: Bizler; (Allah’u Teâlâ’dan gelen) bela ve musibetlere karşı sabırlı oluruz. (Allah’u Teâlâ hazretleri bize) bolluk ve bereket nasip ettiği zaman şükrederiz. (Rabbimizin bizim hakkımızda takdir buyurmuş olduğu kader’in hükmü olan) kaza’ya da razı oluruz. 


Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v): “Kabe’nin rabbi (olan Allah’a) yemin olsun ki; sizler gerçek mü’minlersiniz.”1                                                                                           1 İbn-i Hacer El-Askalani Münebbihat: sayfa 8

وَرُوِيَ أَنَّهُ عَلَيْهِ السَّلَامُ خَرَجَ ذَاتَ يَوْمٍ عَلَى أَصْحَابِهِ فَقَالَ: كَيْفَ أَصْبَحْتُمْ فَقَالُوا أَصْبَحْنَا مُؤْمِنِينَ بِاللّٰهِ فَقَالَ وَمَاعَلَامَةُ إِيمَانِكُمْ فَقَالُوا نَصْبِرُ عَلَى الْبَلَاءِ وَنَشْكُرُعَلَى الرَّخَاءِ وَنَرْضٰى بِالْقَضَاءِ فَقَالَ عَلَيْهِ السَّلَامُ أَنْتُمْ مُؤْمِنُونَ حَقًّا وَرَبِّ الْكَعْبَةِ


Rivayet olunduğuna göre; “Rasulüllah (a.s) Efendimiz bir gün ashabının yanına çıkageldi ve “Nasıl sabahladınız?” Diye sordu. 


Ashâb-ı Kirâm: Allah’u Teâlâ’ya iman edenler olarak (mü’min olduğumuz halde) sabahladık diye cevap verdiler. 


Efendimiz (s.a.v): “Peki, İmanınızın alameti nedir?” diye sordu. 


Ashâb-ı Kirâm da: Bizler; (Allah’u Teâlâ’dan gelen) bela ve musibetlere karşı sabırlı oluruz. (Allah’u Teâlâ hazretleri bize) bolluk ve bereket nasip ettiği zaman şükrederiz. (Rabbimizin bizim hakkımızda takdir buyurmuş olduğu kader’in hükmü olan) kaza’ya da razı oluruz. 


Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v): “Kabe’nin rabbi (olan Allah’a) yemin olsun ki; sizler gerçek mü’minlersiniz.”1                                                                                           1 İbn-i Hacer El-Askalani Münebbihat: sayfa 8


Zenginlik Ve İzzet Allah’u Teâlâ’ya İtaattedir


وَعَنِ النَّبِيِّ صّلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ خَرَجَ مِنْ ذُلِّ الْمَعْصِيَّةِ إِلٰى عِزِّ الطَّاعَةِ أَغْنَاهُ اللّٰهُ تَعَالَى مِنْ غَيْرِمَالٍ وَأَيَّدَهُ مِنْ غَيْرِ جُنْدٍ وَأَعَزَّهُ مِنْ غَيْرِ عَشِيرَةٍ


Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur; “Her kim günah işlemenin (Allah’u Teâlâ’ya karşı hor ve hakir kılan) zilletinden kurtulup, (Allah’u Teâlâ’nın emir ve yasaklarına) taatin izzet ve şerefine ererse, Allah’u Teâlâ hazretleri o kişiyi; mal (mülk) olmadan (da) zengin kılar, asker (ve ordusu) olmadan (da) güçlü kılar, aşiret (ve akrabaları) olmadan (da) aziz eder.1”


Allah’a isyan ile günah işlemeyi terk edeni, Allah’u zülcelal zilletten kurtarıp, itaatkâr ve izzetli kılar. İtaatkâr olan: kalbi zengin gözü tok, nefis ve şeytana karşı kuvvetli olur. İzzet ise Allah katındadır. Kavim ve kabile ile olmaz. 


1. İbn-i Hacer El-Askalani Münebbihat: sayfa 7



İnsanın Yanına Kalan Tek Şey


وَعَنْ صَالِحِ الْمَرْقَدِىِّ أَنَّهُ مَرَّ بِبَعْضِ الدِّيَارِ فَقَالَ: يَادِيَارُ أَيْنَ أَهْلُكَ الْأَوَّلُونَ وَأَيْنَ عُمَّارُكَ الْمَاضُونَ وَأَيْنَ سُكَّانُكَ الْأَقْدَمُونَ فَهَتَفَ بِهِ هَائِفٌ اِنْقَطَعَتْ آثَارُهُمْ وَبَلِيَتْ تَحْتَ التُّرَابِ أَجْسَامُهُمْ وَبَقِيَتْ أَعْمَالُهُم قَلَائِدَ فِى أَعْنَاقِهِمْ


Salih el-Mergadî (r.h) bir keresinde (öncekilerin vatan tutup yaşamış olduğu) bir diyardan geçerken şöyle seslendi; “Ey diyar! Nerede? Senin (üzerinde gezip tozan) önceki ahâli! Nerede? Geçmişte seni imar eden o mimarlar! Nerede? Seni mesken tutup hayat süren öncekiler!”


Bu nidaya, nereden geldiği belli olmayan bir hâtif şöyle cevap verdi; “Onların eserleri ve izleri kesildi, toprak altındaki cesetleri çürüdü, (ancak) amelleri boyunlarında bir gerdanlık gibi (asılı olarak) baki kaldı.” 1


1. İbn-i Hacer El-Askalani Münebbihat: sayfa 8



 Dünyada Allah’tan Hayâ Edenin Mükafatı


أوْحَى اللّٰهُ تَعَالٰى إِلٰى بَعْضِ الْأَنْبِيَاءِ مَنْ لَقِيَنِى وَهُوَ يُحِبُّنِى أَدْخَلْتُهُ جَنَّتِى وَمَنْ لَقِيَنِى وَهُوَ يَخَافُنِى جَنَّبْتُهُ نَارِى وَمَنْ لَقِيَنِى وَهُوَ يَسْتَحْيِى مِنِّى أَنْسَيْتُ الْحَفَظَةَ ذُنوُبَهُ


Allah’u Teâlâ bazı peygamberlere vahyetti ki; “Beni seviyor olduğu halde bana kavuşan kulumu cennetime koyarım.” (hiç şüphe yok ki; sevmenin alameti salih amel işlemektir.)


“Benden korkuyor olduğu halde bana kavuşan kulumu cehennemimden uzaklaştırırım.” (hiç şüphe yok ki; korkmanın alameti masiyetten sakınmaktır.)


“Benden hayâ ediyor olduğu halde bana kavuşan kulumun günahlarını (onlara şahit olmuş olup yevmi kıyamette o kişinin aleyhine şahitlikte bulunacak olan) hafaza meleklerine unuttururum.”1

1. İbn-i Hacer El-Askalani Münebbihat: sayfa 8



Hayat Düstûru Üç Nasihat


وَعَنْ عَبْدِاللّٰهِ بْنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ: أَدِّ مَاافْتَرَضَ اللّٰهُ عَلَيْكَ تَكُنْ أَعْبَدَالنَّاسِ وَاجْتَنِبْ مَحَارِمَ اللّٰهِ تَكُنْ أَزْهَدَالنَّاسِ وَارْضَ بِمَا قَسَمَ اللّٰهُ لَكَ تَكُنْ أَغْنَى النَّاسِ


Abdullah İbni Mes‘ud (r.a) buyurmuştur ki; “Allah’u Teâlâ hazretlerinin sana farz kılmış olduğu şeyleri yerine getir ki, kulluğunu en güzel bir şekilde yerine getirenlerden olasın. Allah’u Teâlâ hazretlerinin haram kılmış olduğu şeylerden sakın ki; dünyaya rağbet etmeyen zahit kullardan olasın. Allah’u Teâlâ’nın sana dünyadan vermiş olduğu kadarına razı ol ki; (insanlara muhtaç olmaktan kurtulup, Allah’u Teâlâ’nın kalplerine kanaat) zengin (liğini yerleştirmiş olduğu) kullardan olasın.1” 


1.İbn-i Hacer El-Askalani Münebbihat: sayfa 8