Konuşmalarında Kur’an’la İstihad Edenler

e-Posta Yazdır PDF

Peygamberimiz (S.A.V) bir hadislerinde bize, Kur’an’ı tanıtırken şöyle buyurur: “... Kur’an ile konuşan doğru söylemiş olur, onunla amel eden sevap kazanır. onunla hüküm veren adalet/i davranmış olur, ona çağıran dosdoğru yolu göstermiş olur.”1 Hadisdeki “Kur’an ile konuşan...” ifadesi, “Kur’an’ın haber verdiğini söyleyen. O’nun haberlerini kabullenip doğrulayan ve O’nun ölçüleri doğrultusunda söz söyleyen” diye anlaşılmıştır2.


Başta Hz. Peygamber(S.A.V) kendisi ve tarih boyunca müslümanlar Kur’an ile hemhal olmuşlar, onu çokça okumuşlar ve sonuçta Kur’an onların hayatlarını kuşatmış: artık onlar Kur’an ayetleriyle konuşur olmuşlar ve ona göre yaşamışlardır. Allah Kelamı onların yaşayış ve konuşmalarının alt yapısını oluşturmuştur. Kur’an’ın konu zenginliği, eşsiz güzellikteki uslübü Kur’an ayetleri ile konuşma sanatını kolaylaştırmış ve yaygınlaştırmıştır.

İlim adamlarımız, konuşma ve yazı alanında Kur’an ayetlerini kullanmayı caiz görmüşlerdir. Takdim, tehir, hareke ve i’rab gibi ufak bazı değişiklikler yaparak ayet parçalarını, şiirde kullanmakta da bir sakınca görmemişlerdir. İlk dönem ilim adamları. Kur’an ayetlerini, yahut hadisleri “Allah Teala Kur’an’da şöyle buyuruyor”, “Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyuruyor” demeksizin şiirde yahut nesirde kullanma işine “tazmin” (ekleme 1 katma), sonrakiler ise “iktibas” (alıntılama) adını vermişlerdir. Malikilerden Ebu Bekir Bakıliani ise, Kur’an ayetlerini şiirde kullanmayı hoş görmeyen, nesirde kullanmakta ise bir sakınca görmeyen ilim adamlarındandır3.


Hitabet ve vaazlarda iktibas makbul, şiirde mubah, faili Allah olan ifadelerde fiili başkalarına nisbet ederek yahut ayet parçalarını şiirde boş şeylere alet etmek ve şehevi şeyleri anlatmak için kullanmak merdud sayılmıştır4. Burada dikkat edilmesi gereken, iktibası yapan kişinin alıntıladığı ifadenin Allah kelamı olduğunun bilincinde olması, ayetin manasını çarpıtmadan ve vezne uyduracağım diye herhangi bir zorlamaya girmeden kullanmasıdır. Bunlara riayet etmek kaydıyla şiirde ve nesirde iktibas, sözü destekleyip daha etkili hale getirdiği, edip için hazır ve çok veciz ifadelerle yapıldığı için tavsiye edilmiştir. Çünkü pek çok ilim adamı bunu yapmıştır.


Öte yandan Kur’an ifadelerini dünyevi işleri anlatmak için kullanmak hoş görülmemiştir. Sözgelimi. beklemediği bir zamanda karşılaştığı arkadaşına hitaben “Ey Musa, taledire göre geldin”5 ayeti ile cevap vermek gibi. Aynı şekilde Kur’anda geçen meselleri değiştirerek kullanmak da hoş karşılanmamıştır. “Hiç şüphesiz, yuvaların en çürüğü örümceğin evidir”6 ifadesini “Bu. örümcek evinden daha zayıftır” şeklinde değiştirerek kullanmak gibi7.


A- Hz.Peygamberin Kur’anla Konuşuşuna Örnekler

Kur’anı, özümseyerek ve anlayarak herkesten daha çok okuyan bir insan olan Hz. Peygamber(S.A. V) konuşmalarının çoğunu Kur’an ayetlerinden seçtiği pasajlarla süslemiştir. Onun günlük hayatta okuduğu dualarını incelediğimizde dualarının pek çoğunun altyapısını Kur’an ayetlerinin oluşturduğunu görürüz. Yanı sıra O (S.A.V) diğer yazışma ve konuşmalarında da Kur’an ayetlerini zaman zaman kullanmıştır. Sünnetteki bu uygulamaya bir kaç örnek verecek olursak:

a– “Şüphesiz ben, hanif olarak gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah’a çevirdim ve ben müşriklerden değilim.”8 “De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi alemlerin Rabbi Allah içindir. Onun hiçbir ortağı yoktur. Bana yalnızca bu emrolundu ve ben müslümanların ilkiyim.”9 ayetlerini o, namaza başlarken okuduğu bir duasında, Kur’an’dan iki ayet okuduğunu belirtmeden, sadece ikinci ayetin başındaki “deki” (kul) kelimesini hazfederek aynen kullanmıştır 10.


b- Onlardan kimi de şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bize dünyada da güzellik ver, ahirette de güzellik ver.”11 ayetini çok okuduğu bir duasında “Allahümme” ilavesi ile aynen tekrarlar12:


c- “O, sabahı aydınlatandır. O. geceyi dinlenme zaman, güneş ve ayı birer hesap ölçüsü kılmıştır. lşte bu aziz olan ve pek iyi bilen Allah’ın takdiridir.”13 ayetinden esinlenerek O. Şöyle dua etmiştir:


“Ey sabahı aydınlatan, geceyi dinlenme zamanı. güneş ve ayı da hesap ölçüsü kılan Allahım! Borcumu ödemeyi bana müyesser kıl ve beni zengin kıl.”14


d-  “.. Bunu bizim hizmetimize vereni tesbih ederiz. Yoksa biz bunlara güç yetiremezdik. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz.”15 ayetini. sadece başındaki Sübhanellezi” ifadesini “Elhamdülillahillezi” ifadesi ile değiştirerek ‘binek duası’ olarak aynen okumuşturl6.


e- Hirakl’e yazdığı Islama davet mektubunda o bir Kur’an ayetinden esinlenerek selamla mektubuna başlamış ve yine bir ayet iktibası ile davetini sürdürerek şöyle demiştir: “Selam hidayete uyanlara17 Ey Kitap ehli!. Gelin, sizinle bizim aramızdaki ortak söze...”18 Hz.Peygamber(S.A.V)in bu kullanımlarında çoğu zaman ayeti aynen alıntıladığını. bazen de ufak ilave ve sıga değişiklikleriyle iktibas yaptığını görmekteyiz.

B-Sahabenin Kur’anla Konuşuşuna Örnekler

Kur’an çağında yaşamakla ve Kur’an’ın okunması, anlaşılması ve gereği üzere yaşanması konularındaki titizlik ve gayretleri sebebiyle sahabe. Hz. Peygamber(S.A.V)’den sonra en fazla Kur’anla birliktelikleri olan kimselerdir. Onların biyoğrafilerine baktığımızda biz, onların da konuşmalarında Kur’an ayetlerinden yararlandıklarını, ayetlerden esinlenerek yahut ayetlerden yaptıkları iktibaslarla konuştuklarını. şiir inşad ettiklerini görürüz. Bir kaç örnek verecek olursak:


Ölüm döşeğinde Hz. Ebu Bekir şunları söyler:


“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Bu Rasülullahın halifesi Ebu Bekir’in son anlarındaki vasıyyetidir. O an, küfredenlerin imana geldiği, günahkarların günahlardan el etek çektiği dünya hayatının bitip ahiret hayatının başlamak üzere olduğu andır. Şüphesiz ben size halife olarak Ömer’i atadım. Eğer O, benim tanıdığım gibi iyilik ve adaletle muamele ederse ne ala. Ama değişir ve zulmederse ben ğaybi bilemem. Onu atamakla ben hayırdan başka bir şey dilemedim. Herkes için ancak kazandığı vardır. “Zulmedenler nasıl bir dönüşe döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.”19 Hz.Ali, beyat ederken şöyle demiştir: “Ben, ‘Allah’ın gerekli olan emrini yerine getirmesi için’20 beyat ediyorum.”21


C- Diğer Örnekler

a- Şiir Örnekleri: İktibas, nesirden daha çok şiirde kullanılmıştır. İslam şairleri, hem tezlerini sağlam delilere dayandırmak için, hem de ayetlerin veciz ifadeleriyle eserlerini süslemek için çarpıcı iktibaslar yaparak maharetlerini ortaya koymuşlardır. Bunu yaparken ise ayetin tezleri ile ilgili bölümlerini almakla yetinmişler ve şiirde vezni tutturabilmek için ayetin bazı kelimelerini hazf etmekten yahut kelimelerde ve kelimelerin bulundukları yerlerde bazı ufak değişiklikler yapmaktan çekinmemişlerdir. Bu söylediklerimizi vereceğimiz şu örneklerde açık bir biçimde görebiliriz:


-Ödünç aldığın şeye karşılık bana bir belge ver ve onu görenleri şahit tut. Çünkü azameti karşısında yüzlerin kendisine boyun eğdiği Yüce Yaratıcı,22 ‘belirlenmiş bir süre birbirinize borçlandığınızda onu yazınız’23, buyuruyor24.

-“Ey haddi aşıp zulmeden ve günah kazandıktan sonra hatasını anıp günaha son veren ve günahlarını itiraf eden kişi! Allah’ın; ‘Eğer onlar vazgeçerlerse, geçmişde işledikleri bağışlanır’25 müjdesiyle sevin.”26


-“Allah’ın fazlından iste ve takva sahibi ol. Çünkü takva. kazandıklarının en iyisidir. Kim Allah’tan sakınırsa O. ona lutfeder ve ummadığı bir yerden onu rızıklandınr”27


-“Zalimlerin ordu ve yandaşlarının çokluğu seni aldatmasın. ‘Şu kadar varki, biz onların cezalarını, korkudan gözlerin dışarıya fırlayacağı bir güne erteliyoruz’.”28


Türk İslam şairleri de. türkçe yazdıklan şiirlerinde iktibas sanatını kullanmışlardır. Bu. onların İslam kaynaklarına vukufiyetlerinin de bir belgesidir. Onların ayet iktibaslarına bir kaç örnek verecek olursak:

-“Bi bekadır bu menzil. ey ahbab!

‘Fettekullahe ya üli’l-elbab’.”29

“Zalimlere bir gün dedirtir Mevla:

Tallahi, lekad aserakallahü aleyna’.30

-“İsmimi takrire acizken Kiramen Katibin,

Tesliye etmez dil pür zembimi ‘La Teknetu’.”31

“İste bu. sırr-ı Kur’andır.

Küllü men aleyha fan’32dır.

İki kapılı bir handır.

Konan göçer kalan olmaz.” 33


b- Nesir Örnekleri: Şiirde olduğu gibi nesirde de iktibas sanatına müracaat edilmiş. Hatta Kur’an ayetlerine mana ve metin bakımından vakıf olanlar günlük konuşmalarını ayetlerden seçtikleri pasajlada süslemişler ve bu konudaki maharetlerini ortaya koymuşlardır. Biz burada bunlardan çarpıcı bulduğumuz iki örneği sunmak istiyoruz. Bunlardan birisi ‘Kur’ an Tercümanı’ diye anılan İbn Abbas’ın baş talebesi ve zamanının tefsir, hadis ve fıkıh otoritesi olan büyük tabi Said b. Cübeyr (ö:95). diğeri ise. kaynaklarda ismi açıkça geçmeyen bir Kur’an uzmanı kadın.

1- Kur’anla Konuşan Şehid:

Büyük ilim otoritesi Said b. Cübeyr. Hicri 95 senesinde, mevcut idareye başkaldırdığı gerekçesiyle derdest edilip Vasıt şehrinde, şehrin valisi ve zamanın ünlü zalimi Yusuf es-Sekafi’ nin oğlu Haccac’ ın huzuruna getirilir. Haccac ile aralarında tarihi bir konuşma geçer. Uzun uzun kaynaklarımızda yer alan bu konuşmada Said’ in büyük ölçüde Kur’an ayetleriyle Haccac’ a cevap verdiğini görmekteyiz. Şöyleki:


Haccac. Said’i denemek için bir takım süs eşyaları getirip bunlar hakkında ne düsündüğünü sorar. Said şöyle cevap verir.

“Eğer bunları kıyamet azabına karşı bir fidye olarak biriktirdiysen ne ala! Yoksa o korkunç kıyamet sarsıntısında ‘her gebe kadının çocuğunu düşüreceği günde’34 bunlar birer korku sebebi olacaktır. Helalinden istifade etme ve zekat verme gayesi dışında toplanan dünyalıkta hiçbir hayır yoktur!”


-Sonra aralarında şu konuşmalar geçer:

“-Sana yazıklar olsun ey Said!”

“- Asıl cennetten uzaklaştırılıp cehenneme yaklaştırılan kimseye yazıklar olsun!”35

-Daha sonra Haccac, ölüm sergisinin getirilerek huzurunda boynunun vurulmasını emreder. Said. kıbleye dönüp şu ayeti okur:

-“Şüphesiz ben yüzümü gökleri ve yeri yoktan var eden Allah’a çevirdim. Ben O’na ortak koşanlardan da değilim.”36

-Haccac “Onu hıristiyanların kıblesine çevirin” diye bağırınca, Said şu cevabı verir:

-“Nereye dönerseniz, Allah’ın yüzü oradadır.”37

-“Yüzüstü yere yatırın onu” diye gürleyince Said şu ayeti okur:

“Sizi ondan (topraktan) yarattı. Yine oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi ondan çıkaracağız.”38


Bunun üzerine küplere binen Haccac, şöyle demekten kendini alamaz: “Vurun bunun boynunu! Kur’an ayetleri ile cevap vermede ne kadar da mahirmiş bu böyle?!”39


2-Kur’anla Konuşan Kadın:

Abdullah b. Mübarek (ö: 129) anlatır: “Hac yolculuğu için çıkmıştım. Bir müddet yol aldıktan sonra yolda bir karartı gördüm. Yanına yaklaştım. Bir de baktım ki, sırtında yünden bir elbise başında yünden bir örtü olan ihtiyar bir kadın. Selam verdim kendisine Selamımı şöyle aldı:

“Merhametli Rabbin katından bir selam vardır.”40

“Allah acısın sana. burada ne yapıyorsun?” dedim, şöyle cevap verdi:

“Allahı’ın yolunu şaşırttığına yol gösterecek yoktur.”41

Anladım ki. kadın yolunu şaşırmış. dedim ki “Nereye gitmek istiyorsun?” Şu ayeti okudu:

“Bir gece kulunu Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya götüren Allah ne yücedir!”42

Anladım ki haccını yerine getirmiş ziyaret için Kudüs’e gitmek istiyor. “Ne zamandır buradasın?” diye sorunca şöyle dedi:

“Tam üç gecedir.”43

“Ne yer ne içersin?” dedim. Şu cevabı verdi: ‘

“Beni O yedirir, O içirir.”44

“Peki, neyle abdest alıyorsun?” dedim, şöyle dedi:

“Su bulamazsanız temiz toprakla teyemmüm edin.”45

“Yanımda ekmek var, ister misin?” deyince şöyle dedi:

“Sonra orucu geceye kadar tamamlayın.”46

Oruçlu olduğunu anlayınca. “Ramazan da değil,bu ne orucu?” diye sorunca şöyle cevap verdi:

“Her kim gönüllü olarak bir hayır işlerse, şüphesiz Allah onu bilir.”47

“Ama yolculukta iftar etme ruhsatımız var?” deyince dedi ki:

“Eğer bilirseniz, (yolculukta) oruç tutmanız sizin için çok daha hayırlıdır.”48

“Niye benim gibi kul sözüyle konuşmuyorsun?” dedim, şöyle cevap verdi:

“İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında yazmaya hazır gözetleyici bir melek bulunmasın.”49

Kimin nesi olduğunu sorunca da, bana şöyle çıkıştı:

“Bilmediğin şeyin ardına düşme! Doğrusu kulak, göz ve kalp bunların hepsi ondan sorumludur.”50

Bu sorumun yerinde bir soru olmadığını anlayıp özür diledim, bu sefer şöyle dedi:

“Bugün size kınama yok. Allah sizi bağışlar.”51

“Eğer istersen seni devemle kafileye yetiştireyim?” deyince şöyle dedi:

“Hayır namına ne yaparsanız, Allah onu bilir.”52

Binmesi için, devemi çöktürdüğümde ise, bana şöyle dedi:

“Mümin erkeklere, gözlerini harama dikmemelerini, söyle.”53

Bunun üzerine gözümü yere indirdim ve deveye binmesini söyledim. Binmeye çalışırken deve ürktü, kadının elbisesi yırtıldı. Kadın şöyle dedi:

“Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir.”54

“Acele etme dur. onu bağlayayım” deyince şöyle karşılık verdi:

“Böylece bu görüşü biz Süleyman’a anlatmıştık”55

Deveyi bağlayıp tekrar binmesini istedim,binince şöyle dua etti:

“Bunu bizim emrimize vereni tesbih ederiz. Yoksa biz, bunlara güç yetiremezdik. şüphesiz biz, Rabbimize döneceğiz.”56

Devenin yularından tutup bağıra çağıra süratle yürümeye başlayınca bana şöyle seslendi:

“Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini de kıs!”57

Bunun üzerine şiir mırıldanarak ağır ağır yürümeye başladım. Bu sefer şöyle dedi:

“Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyunuz.”58

Ben de ona “Gerçekten size pek çok hayır verilmiş”59 “Bunu ancak akıl sahipleri

anlar.”60 diye iltifat ettim.

Biraz yürüdükten sonra kocasının olup olmadığını sordum, şöyle cevap verdi: “Ey iman edenler! Açıklanırsa hoşunuza gitmeyecek  şeyleri sormayın.” 61

Bunun üzerine bir şey söylemeden yola devam ettik. Kafileye yetişince, “kafilede kimin var?”. diye sordum. Şöyle cevap verdi:

“Servet ve oğullar dünya hayatının süsüdür.”62 Anladım ki, kafilede oğulları var.

“Onlar kafilede necidirler?”. diye sorunca şu cevabı verdi:

“Daha nice alametler ... Onlar, yıldızlarla yollarını bulurlar.”63

Oğullannın kafilede kılavuzluk yaptıklarını anladım, şehre doğru yönelip oğullannın adlarını sordum, şu ayetlerle cevap verdi:

“Allah İbrahim’i dost edindi.”64 ”Allah, Musa ile gerçekten konuştu.”65 “Ey Yahya, vargücümle kitaba sarıl.”66

Bunun üzerine “lbrahim,Musa ve Yahya!” diye seslendim. Birden ay yüzlü üç delikanlı gelip oturdular.

Kadın şöyle dedi: “Birinizi şu paranızla şehre gönderin de, hangi yiyeceğin daha temiz olduğuna bakıp ondan size getirsin.”67

İçlerinde biri gidip yiyecek bir şeyler aldı geldi. Bunun üzerine kadın şu ayeti okudu:

“Geçmiş günlerde işlediklerinize karşılık afiyetle yeyin, için.”68

Dedim ki. “Bu kadının durumunu bana anlatmadıkça yemeğinizden yemem.”

Bana şöyle cevap verdiler:

“Bu bizim anamızdır. Hatalı bir şey söylerim de, Rahrmanı kızdırırım diye, Yüce Rabbin izniyle kırk yıldır Kur’an’la konuşur.” Bunun üzerine ben de: “Bu, Allah’ın dilediği kullarına verdiği lütfudur. Allah büyük lütuf sahibidir.”69 demekten kendimi alamadım.70


Kadının ayetlerden derleyerek verdiği cevaplar incelendiğinde görülürki. kadın, genelde hiç değişiklik yapmadan ayetleri aynen iktibas etmiş. Ama diyaloğun akışına uygun ifadeleri anında seçmedeki maharetini de ortaya koymuştur. Yanısıra, az da olsa kadının ayetlerde ufak değişiklikler yaptığı olmuştur.


Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz: Eski adıyla “tazmin”. yeni adıyla “iktibas” öteden beri şiir ve nesirde kullanılagelen edebi sanatlardan biridir. Hz.Peygamber başta olmak üzere sahabe ve pek çok edip bu sanatı icra etmişler ve bunda bir sakınca görmemişlerdir. İktibas sanatının şiir ve nesirde yaygın oluşunda edebiyatçıların Kur’an’a olan vukufiyet ve yakınlıkları ile Kur’an’ın konu zenginliğinin önemli etkisi olmuştur. İktibas sanatının muteber olabilmesi, asıl metni zorlamadan ve manayı değiştirip çarptıracak köklü değişiklikler yapmadan gerçekleşmiş olmasına bağlıdır. Bu şarta uyulmak kaydıyla hazf. takdim, tehir, irab ve hareke değişikliği gibi küçük değişikliklerle iktibas yapmada bir sakınca yoktur.