İnsan Küçük Âlem

e-Posta Yazdır PDF

Yüce Rabbimiz, insan için ellerimle yarattım1 ve canımdan can kattım2 buyurarak onun yaratıklar içerisindeki yerini bildiriyor. Evet, insan Kâinâtın en donanımlı varlığıdır. Kâinatta her şey insan için yaratılmıştır, insan da Rabbi için yaratılmıştır. Yer gök ve içerisindeki tüm varlıklar, hattâ melekler bile insanın emrine âmâde kılınmıştır. Bütün bunlara karşılık insan da Rabbine kulluk/ibâdet için yaratılmıştır. Ben cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım.3 İnsana Rabbi katında değer kazandıracak olan da kulluğu/ibâdeti/duâsıdır. De ki: Şu sizin duânız/kulluğunuz/ibâdetiniz olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?!4


Yeryüzü herşeyi ile yaratılmış, ardından insan yaratılmıştır. Yeryüzü insan ile tamam olmuştur. İnsan, yeryüzünün halîfesidir ve yeryüzünün îmârı ile görevlendirilmiştir. Rabbin meleklere «Ben yeryüzünde bir halîfe var edeceğim» demişti.5 Sizi yeryüzünde yaratıp orayı îmâr etmenizi dileyen O’dur.6 İnsanın yeryüzünde halîfe olarak atanması, onun yönetiminde, onun ıslah ve îmârında söz sâhibi olması demektir. Bu insan için hem büyük bir şeref, hem de büyük bir sorumluluktur. Doğrusu Biz, sorumluluğu göklere, yere, dağlara sunmuşuzdur da onlar bunu yüklenmekten çekinmişler ve ondan korkup titremişlerdir. Pek zâlim ve çok câhil olan insan ise onu yüklenmiştir.7 Elbette insan bu sorumluluğunu lâyıkıyla yerine getirirse dünyâ ve âhirette kazanacak, izzetli bir hayâtın adamı olacaktır. Şâyet sorumluluğunun gereklerini yerine getirmezse, o zaman dünyâ ve âhirette kaybedecek ve zelîl olacaktır. Şimdi bir kez daha düşünelim: Yüce Yaratıcı tarafından en donanımlı şekilde yaratılan, yeryüzünde halîfe kılınan ve yeryüzünü îmar göreviyle görevlendirilen insan yeryüzünde fesad çıkarmaya kalkarsa, bozgunculuk yapmaya ve kan dökmeye başlarsa kendisine bahşedilen bu nimetlere nankörlük etmiş olmaz mı?


Varlıkların en şereflisi olan insan yeryüzü toprağından yaratılmıştır. Bugün bilim, insan bünyesinde yeryüzü elementlerinin her birinden az veya çok oranda var olduğunu söyler. İnsanın topraktan yaratılması yeryüzünün bir parçası olması demektir, bu da yeryüzü ile uyumlu olması mânâsına gelir. Bunun için insan tanımı yapılırken, insan küçük âlem, âlem büyük insan denilmiştir. İnsan ve kâinât arasında o kadar çok benzerlik vardır ki! Hz. Ali Efendimiz de insanın konumunu şöyle özetler: Ey insan küçük görme kendini! Sende bir âlem gizlidir. Onun için âlemin düzelmesi insanın düzelmesine bağlıdır. İnsan düzelirse âlem düzelecek, insan bozulursa âlem bozulacaktır. Her iki sonuçtan da âlemdekiler etkilenecektir.


Herşeyden önce, kâinât ve insan sonradan yaratılmışlardır. İnsan doğar, büyür ve ölür. Bu diğer varlıklar için de geçerlidir. Toprak acıkır susar, insan da öyle. Canlı cansız tüm varlıklar kışın kış uykusuna yatarak dinlenirler. İnsan da öyledir. Topraktan gelen insan toprak üzerinde, toprakla haşir neşir olarak yaşamaktadır ve sonra yine toprağa dönecektir. Sizi yerden yarattık, oraya döndüreceğiz, sizi tekrar oradan çıkaracağız.8


Yüce Yaratıcı, kâinât için bir düzen ve denge koymuştur. Kâinatta her şey bu düzene göre işler ve her şey yaratılış gâyesine uygun hareket eder. Gökler ve yer, dağlar ve taşlar, kısaca her şey Yüce Allâh’a boyun eğer, O’na secde eder ve O’nu tesbîh eder. Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O’nu tesbîh eder; O’nu hamd ile tesbîh etmeyen hiçbir şey yoktur fakat siz onların tesbihlerini anlamazsınız. Doğrusu O Halîm olandır, bağışlayandır.9 O’nu, gök gürlemesi hamd ile, melekler de korkularından tesbîh ederler.10 Gökler ve yerde olan kimselerin, sıra sıra uçan kuşların Allâh’ı tesbîh ettiğini görmez misin? Her biri kendi niyaz ve tesbîhini bilir. Allah, onların yaptıklarını bilendir.11 Dâvûd ile berâber tesbîh etsinler diye dağları ve kuşlarıbuyruk altına aldık.12


Varlıkların O’na boyun eğmesi, O’a secde etmesi ve O’nu tesbîh etmesi herşeyden önce yaratılış gâyelerine uygun hareket etmeleridir. Yine onlar kendi dilleriyle Yaratıcılarını tesbîh ederler. Yüce Allâh’ın korkusuyla bir kısım hareket ederler. Eşsiz ve âhenkli duruşlarıyla ibretle nazar edenlere Yüce Allâh’ı hatırlatırlar ve onları tesbîh ettirirler. Onlar kendi dilleriyle tesbîh ederler ancak biz onların dillerini anlayamayız. Onların tesbîh ve secdesi bunların hepsidir. Bütün bunlar karşısında insana düşen, varlıkların bu duruşunu ibretle seyredip onlardan ders almasıdır.


İnsan kâinatla uyumlu yaşadığı sürece huzurlu olacaktır. İnsan diğer varlıklarla birlikte yaratılış gâyesine uygun hareket ettiği sürece bu varlıkların tesbîh/secde kervânına katılacak ve var olan düzeni korumuş olacaktır. Aksi takdirde, bu kervâna katılmadığı sürece var olan âhengi bozacak, yeryüzünde fitne ve fesad çıkacak, huzursuzluk çıkacaktır. İş başına geçince yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeye çabalayan insanlar vardır. Allah bozgunculuğu sevmez.13 İnkâr edenler birbirlerinin dostlarıdır. Eğer siz aranızda dost olmazsanız yeryüzünde kargaşalık, fitne ve büyük bozgun çıkar.14 İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde fesad çıkar; Allah da belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırır.15


Varlıkların/eşyânın Yüce Allâh’ı tesbîh etmesi müslümanın eşyâya bakışını düzenler. Bu bakış açısına göre hiçbir şey boşuna yaratılmamıştır. Var olan her şey Yüce Yaratıcı’nın varlığını haykırır, O’nun nimeti ve bize emânetidir. Bu bakış açısına sâhip olan mü’min, kendisine emânet edilen tüm herşeyi yerli yerince kullanır, değer verir, saçıp savurmaz, kırıp dökmez. Bu bakış açısına göre yukarılardan aşağılara yuvarlanan taşlar bile bir gâyeye yönelik olarak hareket ederler. Nitekim taşlar arasında kendisinden ırmaklar fışkıran vardır; yarılıp su çıkan vardır; Allah korkusundan yuvarlananlar vardır. Allah yaptıklarınızı bilmez değildir.16 Artık esen rüzgârın sesi, ağaç yapraklarının sesi, hayvanların sesi sıradan sesler değildir. Onların her biri bir şeyler söylerler. Tabii ki gönül kulağıyla kulak verenlere, gönül gözüyle görebilenlere! Atom çekirdeğinin etrâfında âhenkli bir şekilde durmadan dinlenmeden dönen nötron ve protonlar bile hayâtın gâyesiz, anlamsız olmadığını terennüm ederler.


Her konuda örneğimiz olan Peygamberimiz sallallâhü aleyhi vesellem, kâinâtla içiçe ve uyumlu yaşama konusunda da bizlere en güzel örnekliği sunmuştur. O (sav), yaşadığı mütevâzı hayâtıyla bizlere örnektir. Yer sofrasında yemek yiyen, yer evde oturan, yer mescidinde ibâdet yapan bir Peygamber. Uhud dağı bizi sever, biz de onu severiz buyurarak çevre sevgisini dile getiren bir peygamber. Gökyüzündeki hilâle bakıp duâ ederken, Ey hilâl senin Rabbin de benim Rabbim de Allah’tır diyerek âdetâ hilâlle söyleşen bir peygamber. Onun diğer varlıklara bakışı da aynı şekildedir. Deniz kenarında/akarsu yanında abdest alırken bile isrâf etme buyururken su başta olmak üzere tüm nimetlerin yerli yerince ve gerektiği kadar kullanılmasını tavsiye eden bir Peygamber. Hayvan sevgisi, çevre sevgisiyle örnek peygamber. Elbette onun insan sevgisi, tüm bu sevgilerin çok daha ötesindedir. İnsanları tarağın dişleri gibi eşit gören ve hangi seviye ve konumda olursa olsun insan olan herkesi Âdemoğlu olarak görüp onunla ilgilenen, ona yaklaşan, yanlış yoldaysa onu kurtarmaya çalışan bir peygamber. Onun örnekliğine bugün ne kadar muhtâcız! Varlıklara, eşyâya Peygamber bakışıyla bakmaya ne kadar da muhtâcız!


Dipnotlar:

1 Sâd 75.  2 Hıcr 29, 38 Sâd 72.  3 Zâriyat 56.  4 Furkân 77.  5 Bakara 30.  6 Hûd 61.  7 Ahzab 72.  8 Tahâ 55.  9 İsrâ 44.  10 Ra’d 13.  11 Nûr 41.  12 Enbiya 79.  13 Bakara 205.  14 Enfâl 73.  15 Rûm 41.  16 Bakara 74.