Esir Arz Filistin Ve Yetim Mabed Mescid-i Aksa’nın Söyledikleri

e-Posta Yazdır PDF

-9.11.2017 tarihleri arasında gerçekleştirdiğimiz Kudüs ziyaretimizle ilgili izlenimleri paylaşmaya çalışacağım. 7 Kasım Salı günü ikindi vakti Kudüs’e ulaştık. Kudüs, gökte kurulup yeryüzüne indirilmiş bir mübarek şehir.  Dünya ahvalinin aynası olan bir güzel şehir. Kudüs’ü anlamak dünya gidişatını anlamak demek. Kudüs anlaşılmadan ne Kudüs davası güdülebilir, ne dünya ahvali anlaşılabilir. Kudüs geçmişimi, şimdiki halimiz ve geleceğimizdir bizim.


Otelden Sahire kapısından sura girdik, dolambaç yollardan geçerek, akabelerden inerek yetim mescide doğru yürüdük. Önce Kubbetü’s-Sahra, muhteşem görüntüsüyle size gülümsemeye çalışıyor ve hoş geldiniz, nerelerde kaldınız diyor. Biraz ilerisindeki Aksa Mescidi ise siyah kubbesiyle, karalar giyinmiş gibi mahzun duruyor, ben size dargınımdiyecek ama diyemiyor, yine açıyor kapısını size ve basıyor bağrına her zamanki gibi.


Ve işte ikindi ezanları arzdan Arşa yükselirken Kudüs Haremindeyiz. Harem, çok geniş bir alan. Peygamberler durağı, Son peygamberin Mirac durağı. Harem avlusunun hemen her noktasında bir mihrab, bir kubbe, bir çeşme, bir kümbet, bir minare. Her medeniyet bir eser yapmış, unutulmamak için kutsal beldeye imzasını atmış. Her bir tarihi yapı sizi tarihin derinliklerine, farklı devirlere ve olayların içerisine götürüyor.


Harem bölgenin sağ ve solundaki iki yüksek yerde dalgalanan dev İsrail bayrakları ne yaparsanız yapın gözetimimiz altındasınız diye yırtınıyor. Hareme sınır sur bölgesinde, Aksa yolunda da Filistinliler tarafından Yahudiye satılan bazı tarihi evlerin damında aynı melun bayrak sallanarak mescide giden müminlerle adeta dalga geçiyor!


Mescid-i Aksa’nın içi muhteşem, oldukça yüksek bir tavan, kıble duvarı ve orta tavanın tezyinatı mabede ayrı bir ihtişam katıyor. Etrafındaki devasa kiliselere meydan okuyan ihtişamlı bir yapı!


Mescidin sol tarafında Zekeriya mihrabı. Alt taraf yine ihtişamlı mabed müştemilatı. Nerede kaldınız, geç geldiniz, kucaklayın benider gibi Mescid-i Aksa’nın her sütunu, her mihrabı ve yanık mihrabı. Özellikle temellere doğru büyük tonajlı dev kayaları görünce bunu o zamanın şartlarında yapsa yapsa cinler yaparlar diyorsunuz.


Ve sabah namazında imam Sebe’ suresinden ayetler okuyor: “Davud’a katımızdan lütufta bulunduk… Ona demiri yumuşak kıldık. Ey insanlar! Yararlı iş işleyin; doğrusu ben yaptıklarınızı görenim… Rüzgârı Süleyman’ın buyruğu altına verdik. Onun için su gibi erimiş bakır akıttık. Rabbinin izniyle, yanında iş gören cinleri onun buyruğu altına verdik… Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, ancak değneğini yiyen kurt onun ölümünü cinlere fark ettirdi. O, ölü olarak yere düşünce, ortaya çıktı ki, şayet cinler gaybı bilmiş olsalardı alçak düşüren bir azap içinde kalmazlardı.” (Sebe’ 34/10-14)


 Dinlediğimiz ayetler, Süleyman’ın bastonuna dayanmış bir halde mabedin yapımında çalışan işçileri denetlediği günlere götürüyor… Kur’ân ayetlerini, indiği yerlerde yahut mevzu bahis ettiği yerlerde okumanın ayetleri anlamaya katkısını yaşayarak bir kez daha fark ettik.


Ertesi gün El-Halilşehrindeyiz. Gerçek Allah dostu İbrahim Halillurrahman’ın şehri. Gönlünü Rahmana, dilini burhana, malını ihvana, oğlunu kurbana, canını nirana veren Peygamberin şehrindeyiz. Anadolu/Urfa doğumlu, el-Halil vefatlı Hz. İbrahim’in şehrini ziyaret ederek Anadolu’nun Kuudüs’e bağlı olduğunu bir kez daha anlıyoruz... Günlük namazlarımızda okuduğumuz salavat dualarında 60 kere ismini söyleyerek aile boyu andığımız Hz. İbrahim peygamberin şehridir bu kutlu şehir.


 Bölge halkı Mekke, Medine ve Kudüs’ten sonra 4. Harem bölge olarak bu mübarek şehri adlandırıyor. 5. harem olarak da peygamberler diyarı Diyarbakır sayılır. Hz. İbrahim, Hz. Sare, Hz. İshak eşi Hz. Rıfka, Hz. İshak, Hz. Yakub, Hz. Yusuf. Aslında harem bölgelerin sayısı artırılarak, bütün yeryüzünün harem bölge manevî havasına bürünmesini istiyoruz. Ne de olsa yeryüzü bana mescid kılındı  buyuran Peygamberin ümmeti değil miyiz?


27 kişinin sabah namazı şehid edilmesi ardından mescid 9 ay kapalı kalıyor, açıldığında mescidin ikiye bölündüğü, % 60’lık kısmın sinagoga çevrildiği görülüyor. İşine gelirse. Devlet olmadan hiçbir şeyin olmadığını anlıyorsunuz. İslam’ın yönetim ve siyasete dair hükümlerinin hikmetini daha iyi anlıyorsunuz. Siyasetten Allah’a sığınmanın değil, siyasetle O’na sığınmanın  gereğini kavrıyorsunuz. Hz. Yakub ve Hz. Yusuf kabirleri sinagog tarafında kalıyor. Zaten mescid bölgesine kontrollerden geçerek ulaşabiliyorsunuz. İkindi namazı çıkışı, okul çıkışı, çocuklar taş atıyorlar askerlere, askerler ses bombasıyla karşılık veriyor. Alışılagelmiş rutin günlerinden birini daha yaşıyor el-Halil. Yusuf peygamber, kardeşleriyle birlikte babasını getirtmişti Mısır’a. Vefatında sonra babasının yanına ve ayağına getiriliyor Hz. Yusuf.


Dönüş yolunda Hz. Yunus’un balığın karnından çıktıktan sonra bir yıl kaldığı Halhulşehrine uğruyoruz. Halhul, bir yıl kaldı anlamına halle havl cümlesinden uyarlanmış. Cami imamı, Osmanlı diyor, Abdülhamid diyor, Recep Tayyib diyor, biz sizi bekliyoruz ve biz size bağlıyız diyor. Filistinli rehberimiz, Sultan Abdülhamid İslam’ın beşinci halifesidir diyor. Sizin buralarda dedelerinizin kanıyla sulandı, hemen şu Mescid-i Aksa surlarının dibindeki mezarlarda yüzlerce dedeniz yatıyor, diyor. Kudüs düşünce Osmanlı, Osmanlı düşünce Kudüs düştü diyor. Kişi düştüğü yerden kalkarsa, kalkın ayağa ve kaldırın Kudüs’ü ayağa, diyor. Biz de siz de bütün bu zorluklara rağmen buraları bekliyorsunuz, tebrik ederiz, bize dua edin Türkiye’nin mazlum dualarına ihtiyacı vardiye karşılık veriyoruz. Vedalaşıp ayrılıyoruz.


Ertesi gün Eriha’dayız. Şehrin girişindeki camide namaz kıldık. Anahtar anıtı. Üzerinde döneceğizyazılı. Bu şehrin anahtarını bıraktık ama yakında gelip geri alacağız,diyor demesine ama 40 yıl geçmiş aradan yapılan pek bir şey yok, İsrail iyice yerleşiyor. Eriha, raiha/güzel koku emek. Türlü türlü türüm türüm kokan çiçekleri ve ağaçlarıyla mümbit bir şehir. Hz. İsa’nın inzivaya çekildiği dağı seyrediyoruz uzaktan. Teleferikle çıkılıyor. Biz bir Hıra, Sevr dağına yapamadık bu teleferiği. Alışveriş merkezinde hurma alıyoruz, 67 savaşı sonrası kurulan mülteci kampına uğruyoruz. Şehrin çıkışında Hz. Musa’nın kabri ve 100 odalık kervansaray. Eskiden hacılar buradan geçer ve bu kervansarayda üç gün kalırlarmış. Yahudiler Musa’nın kabrine önem vermiyorlar, ziyaret etmiyorlar. Diri iken ne çektirdiler o peygambere, ölünce mi ziyaret edecekler! Peygamberimiz meşhur Buharî-Müslim hadisinde, kızıl kumlar arasında Musa’nın kabrine göstermeyi çok isterdimbuyuruyor. Biz de gördük ziyaret ettik Ya Rasulallahdiyoruz.


Lût Gölü: Lût peygamberin bunca uyarılarına rağmen azgınlıktan vazgeçmeyen, sonunda ters yüz edilerek helak edilen Lut kavminin yurdundayız. Lut gölü, deniz seviyesinin sıfır noktasının 400 metre altında bir göl. Kenarında Ürdün askerlerinin savaşmadan kaçıp bıraktığı siper evler. Dünyanın en tuzlu ikinci gölüne girip sırt üstü duran insanlar. 10 dakikadan fazla suda kalmak sağlığa zararlıymış, dermatolojik hastalıklara da iyi geliyormuş. Gölün karşısı Ürdün, çok yakın.


Andolsun Zeytûn Dağına!

Sabah vakti Mescid-iAksa’ya el sallayan Zeytun dağındayız. Tîn suresinde Yüce Allah’ın üzerine yemin ettiği dağ. Hz. İsa’nın diyarı. Bir okumaya göre surenin ilk ayetleri şöyledir: İsa’nın yudu Tin ve Zeytun dağı aşkına! Musa’nın yurdu Tur dağı aşkına. Muhammed’in emin beldesi Mekke aşkına! Andolsun ki Biz insanı mükemmel bir şekilde yarattık…


Hz. Meryem, oğlunun dünyadan ayrılışına 14 gün durmadan ağlayan ananın kabri orada. Karşıda yetim mescidin hüzünlü duruşu. İki tepe arasına sırat kurulacak diye inanan, dağın eteklerini milyarlar karşılığında kabir olarak pazarlayan hurafe sektörü işbaşında, cennetten arsa satar gibi mezar yeri pazarlıyor! Cahiliye Mekke’sinde müşrikler ya çıplak tavaf edersiniz, ya da bizim ürettiğimiz giysiden alırsınızdiye giysi satıyorlardı Ka’be’yi ziyarete gelenlere. Şimdi de çağdaş müşrikler benzeri bir hurafe sektörünü işletiyor. Sözüm ona akıllı çağdaş müşrikler de onlara pirim veriyor. Putçular putların askeri, putlar da putçuların askeri. Putçuların desteği olmasa, putlar ayakta duramaz, hiçbir şey de yapamaz!


Selman-ı Farisi’nin makamı ve mescidi de Zeytun dağında. Etnik kökeni değil, İslam’ı merkeze alan ve kendini öyle tanıtan İslamoğlu Selman.Son peygambere sahabe olmak için çile çeken, aradığını bulan, muradına eren Selman. Fars diyarından gelmesine rağmen Medine’de Ehl-i Beyte girme şerefine eren Selman. Hendek savaşı öncesi, hendek taktiği ile zafere vesile olan Selman. O şimdi Medain’de yatıyor.


Rabiatü’l-Adeviyye’nin de makamı var bu dağın üzerinde. Aşağıda Meryem ana yatıyor, yukarda Rabia ana. Her iki ana da şu mesajı haykırıyorlar: Kadın olmak veli olmaya engel değil, fakir olmak da salih ve seçkin olmaya mani değil. Biz kadın başımıza iffet abidesi olarak bu sınavda üstün başarı gösterdik! Siz de yapabilirsiniz.


Akşam Zeytün Dağında canlı televizyon yayını ile kardeşlerimize seslenmek nasip oldu. Meram Belediye başkanıyla birlikte duygularımızı anlattık izleyenlere, şükürler olsun!


Aynı akşam Burc-Laklak’a gittik. Leyleklerin sık geldiği Mescid-i Aksa burcu. Şimdilerde leylekler de az gelir olmuş bu yerlere! Bir grup gariban Müslüman burcu sahiplenmişler, canları pahasına vermemişler Yahudiye. Bugün burçta okulları, kampları var. Spor, kurslar, çok amaçlı aktiviteler yapıyorlar, yüzlerce çocuğu, kadını eğitiyorlar, manevi terapi yapıyorlar. Yahudiler, Müslüman gençleri uyuşturucu ve fuhuş bataklığına çekmek için çalışıyorlar; Müslümanlar da onları kurtarmak için çırpınıyorlar.


Mübarek Mescid, Cuma Bir Başka Güzel!

Mescid-i Aksa ve çevresi. Dünyanın en bereketli yeri. Kur’ân’ın deyişiyle, Çevresini bizzat Yüce Yaratıcının mübarek kıldığı Mescid. Bu bereket öncelikle münbit arazi, doyuran, kucaklayan arazi olarak anlaşılmış. Ancak onun asıl bereketinin peygamberler durağı olmasında olduğunu görüyoruz. Her karışına onlarca peygamberin eli ve teriyle tevhid ekilen ve asırlarca her karışında sâlih amel meyveli tevhid ağaçları yetişen mübarek arz. Kur’ân kıssalarının yazıldığı yer, insanlık tarihinin yazıldığı yer. Hemen her peygamberin ya doğduğu, ya yaşadığı, ya uğradığı, ya da kabrinin bulunduğu yer. Kur’ân kıssalarını bu yazıldığı yerlerde okumak bir başka güzel! Mesajlar daha anlamlı, daha çarpıcı, daha tesirli geliyor anlayan kulaklara, hisseden gönüllere!


Mirac’da Peygamberimizin bugün Kubbetüs-Sahranın içerisinde kalan Haceru Muallakanın altında yahut üstünde tüm peygamberlere namaz kıldırıp sonra miraca çıkması sıradan bir şey değil. Son peygamber önde imam, bütün peygamberler ona uymuş cemaat. Bu tevhid birliğine işaret ediyor, bu manevi yoğunluğun zirve yaptığını gösteriyor, bu son peygamberin evrensel elçi olduğunu tüm peygamberlerin şahadetiyle cihana haykırıyor.


Olayın bize bakan tarafı ise, bu mescidi ziyaretle manevi yoğunluğu yaşıyoruz, tüm peygamberlerin ruhaniyetleri arasında yüzüyoruz. Onun için de burada kılınan namaz bir başka, başka yerlerde kılınan namazdan beş yüz kat daha sevap. O’nun Mekke’ye girerken, kardeşim Musayı, kardeşim Yunus’u şu dağdan, şu vadiden kızıl develer üzerinde, lebbeyk getirerek Ka’be’ye gidişini görür gibiyim dediği gibi, burada da her bir köşeden peygamberlerin tevhid yürüyüşünü görür/yaşar gibi oluyorsunuz. İşte Davud peygamber, elinde mizmarları okuyor ve onunla beraber tesbih getiren kuşlar secdeye varıyor… İşet Süleyman peygamber, asasına dayanmış bir halde insan ve cinlerden ordusunu yönetiyor… İşte çile çeken Musa peygamber, işte mihrabında dua eden Zekeriya peygamber! Ve işte adanmış kadın Meryem ana ve işte çilelerin peygamberi İsa peygamber ve işte Miracın nebisi son peygamber aleyhimüsselam!


Bizim bu ziyaretimizde uğrayabildiğimiz peygamberler: Hz. İbrahim, Lût, İshak, Yakub, Yunus, Yusuf, Davud, Süleyman, Musa, Zekeriya, İsa… Elbette İsmail de bu topraklarda doğdu, Sâra ana, Hacer ana, Meryem ana da bu topraklarda yaşadı. İsmi zikredilmeyen nice peygambere de bu topraklar yurt oldu. Son peygamber de İsra yürüyüşünde bu topraklara uğradı. Bu mescidi Mekke müşriklerine bir bir tanıttı, uzun süre yaşamışçasına. İki sene kadar bu topraklara dönerek namaz kıldı. Ümmetini bu mübarek yeri ziyarete yönlendirdi.Binekler şu üç mescit için koşturulmaya değer… Şu üç mescidi ziyaret için ne yapılsa yeridir, ne masraflar edilse layıktır, ne çilelere katlanılsa revadır. Orayı ziyaret edin, ziyarete güç yetiremiyorsanız, kandilleri için yağ gönderinbuyurdu Meymune anamız vasıtasıyla.


Onun kıblenin değiştiği namazının yarısı Kudüs’e yarısı Mekke’ye yönelikti. Böylece O, yeryüzünün iki merkezini, iki kadîm mescidi birbirine bağladı ve ümmetine hedef gösterdi. Zira bütün bunların yaşandığı ve söylendiği dönemde Kudüs Müslümanların eline geçmemişti henüz. Ama o büyük düşünen, büyük hedefler gösteren Ufuk Peygamberi olarak bunları yaptı. Nitekim onun bu mesajını en iyi anlayan ashabı daha Hz. Ömer döneminde Kudüs’ü fethetti. Hz. Ömer, binlerce km uzaklıktaki Medine’den Kudüs’ü teslim almak için geldi. Ondan sonra da Müslümanlar bu mübarek arza sahip olmak, ona en güzel hizmeti vermek, onu düşman istilasından korumak için asırlar boyu canları pahasına büyük fedakârlıklardan hiç kaçınmadılar.


Tariku’l-Âlâm/Çile Yolunu yürüyoruz Cuma sabahı. Hz. İsa’nın çarmıha gerilme kararı verildikten sonra sırtında çarmıhı ile yürüdüğü iddia edilen zorlu yokuşlu yol. Bize göre İsa’ya benzetilen hain havaridir o çileli yoldan yürüyen. Düşe kalka öleceği yere giden adam. 14 durak var yol üzerinde. Hıristiyanlar bu yolda yürüyerek hacı olduklarını sanıyorlar.Kıyamet kilisesi de yolun sonunda. Her yer sağlı sollu kilise. Kıyamet kilisesinde güya İsa’nın yıkandığı taş olduğu söylenen taşa sürtünen, eşyalarını sürten insanlar. Bu kilise Hz. Ömer’in ziyaret ettiği ama namaz kılmadığı kilise. Biraz ilerde Hz. Ömer’in namaz kıldığı Ömer Camii. Ancak Cuma günü herkes Mescid-i Aksa’da Cuma namazı kılsın diye Kudüs’te bütün camiler kapalı olduğu için içerisine giremedik. Az ilerisinde Salahuddin Eyubi’nin evi var. O, kilisenin hemen arkasına bir de okul yaptırmış. Tamam, kimsenin dinine karışmayalım ama isteyen doğru dini öğrensinler, özellikle çocuklar doğru dini öğrensinler diye. Bugün de okul devam ediyor.


Anlatımlarda İbrahim’i dinler, İbrahimî üç din ifadesi çok kullanılıyor. Yanlış bir ifade. Zira bütün peygamberlerin dini birdir. Hz. İbrahim de dâhil bütün peygamberlerin dini Allah’ın yegane hak dini İslam’dır. Peygamberimiz, biz peygamberler baba bir kardeşleriz, hepimizin dini birdir buyururken bunu ilan ediyor. Musevîlik, İsevîlik daha sonra insanların tahrifiyle oluşturulmuş dinler. Biz İslam’ı dava edinip insanları ona çağırmakla mükellefiz. İnsanlara din hürriyeti tanımak başka bir şey, İslam’ın dışındaki din sahiplerini hak yolda görmek başka bir şeydir. Sinagog, kilise ve camilerin yanyana durması, din özgürlüğünün göstergesi; yoksa onların onaylanması değil. Öyle olsa idi, yeni bir peygambere, yeni bir kitaba, yeni bir çağrıya, yeni bir mabede gerek kalmazdı.


Kudüs Ziyaretinde Yapılanlar Ve Yapılması Gerekenler

Kudüs Haremi bakımsız ve kirli. Yahudi Devletinin hiç bir yatırım, yardım ve desteği yok. Eksik olsun! Lakin Müslümanlar da yapabileceklerini yapmış görünmüyor. Daracık sokaklarına atılan çöpleri atmamak yahut günlük olarak toplamak, harem bölge sınırları içerisinde sigara içmemek ellerinde olsa gerek. Duvarlarından sarkan onlarca kabloyu toplamak zor olmasa gerek. Bir de bazı Filistinli esnafın, yerli halkın Türkleri, kendilerine yardım için gelmiş zengin para babaları gibi görmesi biraz rahatsız edici. Bir Türk kafilesi görünce mehteri, tomburayı çalmaları, Türk bayrağı asmaları, Türkçe birkaç kelime söylemeleri… Elbette bunları samimi yapanlar da vardır. Ancak bunu bir satıcının malını satarken yapması, bir dilencinin dilenirken yapması hemen sırıtıyor! Bir mescid sohbetinde imam, sizin dedeniz Abdülhamit Filistin’i Yahudiye satmadı deyince ben gayr-i ihtiyari, peki Filistini kim sattı deyiverdim. Osmanlıyı kim sattı, Ürdün askerleri neyin karşılığında savaşsız Lut gölü çevresindeki siperleri terk etti; Suriye askerleri nasıl Golan tepelerini bırakıp gittiler, az da olsa Filistindeki yurtlarını nasıl satmaya devam ediyorlar, diyesim geldi ama diyemedim. Tabiki gelinen noktada hepimiz sorumluyuz, ama en fazla bu toprakların son sahipleri sorumlu. Şerif Hüseyin, onun iki oğlu Ürdün kralı Abdullah, Irak kralı Faruk öncelikli sorumlu. Petro dolarları doğrudan yahut dolaylı Yahudiye peşkeş çekenler sorumlu değil mi?


Tarihi mekanlarda doğru dürüst tanıtım levhası yok, olan levhaların da yazıları solmuş okunmuyor. Kısa yazılı levhalar olsa, çoğu mekan rehbersiz ve daha bilinçli gezilebilir. Rehberlerin verdiği bilgilerin çoğu Yahudi-Hıristiyan İsrailî bilgilerle karışmış durumda. Aktarırken sanki şeksiz şüphesiz gerçeklermiş gibi anlatılıyor. Hikâye menkıbe söylence türü esatir ve efsaneleri anlatmak nedense herkesin hoşuna gidiyor. Gezilen yerlerin bize bakan mesajları hiç anlatılmıyor. Sözgelimi:


Ziyaret edilmek için ne yapılsa değer olan üç kadim mescidin, yeryüzü mescidinin öncüleri olduğu… Bu toprakların dört kutsal kitabın okunduğu ve yaşandığı yer olduğu… Pek çok Kur’ân kıssasının yazıldığı yer olduğu… O üç mescid merkezli başlatılan Tevhid Mücadelelerinin hepimiz için örnek olduğu… Yeryüzü mescidinin bu üç mescid rehberliğinde imar edilmesinin gereği… Bu üç mescidin tarihi kahramanlarının izinden gidilecek örnek şahsiyetler olduğu… Yüce Yaratıcının cinler dâhil tüm her şeyi ve herkesi, Süleyman ruhuna sahip olanların her şeyi emrine amade kılacağı... Allah’ın evleri mescidlerin en güzel, en görkemli ve en şaheser şekilde yapılmasının gereği… Her fani gibi peygamberlerin de çile çektiği ve ölümlü olduğu… Sultan peygamber de olsa dünyanın hiç kimseye kalmadığı... Ne kadar azgın olursa olsunlar, zalimlere de dünyanın ve dünyada yaptıklarının yanlarına kalmayacağı… Sınav dünyasının hemen herkes için acı tatlı, zevkli ve çileli olaylarla dopdolu olduğu… Tevhid mücadelesinde nice erkek kahramanlar gibi, Hz. Sara, Hacer, Meryem, Rabia gibi pek çok hanımın da yer aldığı…


İmkân bulan her Müslüman Kudüs’ü en az bir kere ziyaret etmeli. İkinci sefer için imkân buluyorsa parasını emin ellerle Filistin’e göndermeli. Gönderemiyorsa yine gitmeli ve Kudüs ruhuyla yenilenmeli. Gençler için Kudüs turları düzenlenmeli.


Rehberler tarihi ayrıntılara çok giriyorlar, mesajlara gelemiyorlar. Oysa her ziyaret edilen yerin bize bakan yanı anlatılmalı.


İsrailî rivayetler, İslam tarafından onaylanmış gibi anlatılıyor. Halbuki bu anlatılanların bir kısmı bizim temel kaynaklarımızdaki bilgilerle uyuşmuyor. Hz. Davud ve Hz. Süleyman’ın krallıklarının öne çıkarılması gibi, oysa onlar önce peygamber sonra sultandılar. Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesi, çarmıhını taşıması, çarmıh ağacını taşırken yere düşmesi, yolda ağlaması vb. Halbuki Hz. İsa ne çarmıha gerildi, ne de öldürüldü, O ilahî koruma altında dünyadan ayrıldı.


Tarihî yapılar üzerinde neredeyse hiç tabela yok, rehberler doğru ve özlü bilgilerle bu yapıları tanıtmalı.


Kudüs anlaşılmadan ne Kudüs davası güdülebilir, ne dünya ahvali anlaşılabilir. Kudüs’e  % 80 Türkiye’den olmak üzere yılda 40 bin Müslüman ziyarete geliyor. Bunun yanında yılda 3 milyon Hıristiyan Kudüs’ü ziyaret ediyor. Özetle ilk kıblemiz Kudüs müminlerini bekliyor. Onlarla kucaklaşmak için.


Unutmayalım biz nasihatlerden ders almamaya devam edersek, musibetlerle uyarılmaya devam edeceğiz.