Peygamberimizin Kur’ân-ı Kerim Anlayışı

e-Posta Yazdır PDF

Kur’ân, bir ayetinde Peygamberimizi bize şöyle takdim eder: “And olsun ki, Allah’a ve ahirete kavuşmayı uman ve Allah’ı çokça anan kimseler için, sizin için Allah’ın Resulü en güzel örnektir.” (33 Ahzab 21) Kur’ân’ın ilk muhatabı olan Hz. Peygamber, her konuda olduğu gibi Kur’ân okuma, onu anlama ve onun hükümlerini hayata geçirme konusunda da bizlere en güzel örnekliği sunmuştur. Yüce Rabbimiz, onu en güzel örnek/model olarak bizlere sunarken, onun bu örnekliğinin söz ve davranışlarıyla bizlere kadar ulaşmasına da zemin hazırlamıştır. Kur’ân ayetleri, onun Allah kelamı karşısındaki duruşunu bize açıklamış, yanı sıra ondan gelen sahih rivayetler de Kur’ân’ın yorumu/açılımı olan hayatını bizlere taşımıştır.


Peygambere Uymak İstemeyenler

Bazılarının iddia ve zan ettiği gibi, onun söz ve davranışlarından bize intikal eden sahih şeyler parmak sayısınca ifade edilen hadislerden ibaret değildir. Öyle ya, O’nu (sav) bize en güzel örnek olarak sunan Yüce Rabbimiz, onun bu örnekliğinin sıhhatli bir şekilde bizlere ve kıyamete kadar gelecek insanlığa taşınmasına imkân verecekti. Nitekim öyle de olmuştur. Bu gerçeğe rağmen, Allah ve Resulünün arasını ayırmaya çalışanlar, bize Kur’ân ayetleri yeter, Peygamberin açıklamalarına gerek yoktur, zaten Peygamberden bize ulaşan sahih rivayetler yok denecek kadar azdır diyenler her zaman olmuştur. Bu güruh Peygamberi sıradanlaştırarak devre dışı bırakmak isteyen, onun örnekliğini âtıl hale getirmek isteyen, yirmi üç yıl Allah’ın dinini insanlığa anlatmak, açıklamak için çırpınan, kendisine hikmet verilmiş olan, az sözle çok manaları ifade edebilme yeteneği verilmiş olan Peygamberi susturmak isteyenlerdir. Oysa Kur’ân, Peygambere itaati Allah’a itaat saymış, Peygambere itaat edip onu izlemeyi Yüce Allah’ın sevgisini kazanmanın şartı olarak belirtmiş, Allah’ın çağrısı ile Peygamberin çağrısının tek olduğuna vurgu yapmıştır. Şimdi bu konudaki şu açık beyanları okuyalım: 

“Batmakta olan yıldıza and olsun ki, arkadaşınız (Muhammed) sapmamış ve azmamıştır. O, kendiliğinden konuşmamaktadır. Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahiy iledir.”(53 Necm 1-44.) 


“Peygamber’e itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse bilsin ki, Biz seni onlara bekçi göndermedik.” (4 Nisa 80.)


 “Ey inananlar! Allah ve Peygamber, sizi, size hayat verecek şeye çağırdığı zaman icabet edin.”(8 Enfâl 24.)


 “Allah’ı ve peygamberlerini inkâr eden, Allah’la peygamberleri arasını ayırmak isteyen «Bir kısmına inanır bir kısmını inkâr ederiz» diyerek ikisi arasında bir yol tutmak isteyenler, işte onlar gerçekten kâfir olanlardır. Kâfirlere ağır bir azap hazırlamışızdır. Allah’a ve peygamberlerine inanıp, onlardan hiçbirini ayırmayanlara, işte onlara Allah ecirlerini verecektir. O, bağışlar ve merhamet eder.” (4 Nisa 150-152.)


Kur’an ve Efendimiz

Bu girişten sonra Peygamberimizin Kur’ân karşısındaki duruşunu, bizlere örnek olması açısından birlikte izleyelim: Kur’ân’ın ilk muhatap olarak Peygamberimiz, Kur’ân’ı okumak, ezberlemek ve anlamak için büyük gayret göstermiştir. O, Kur’ân okumaya ve onu ezberlemeye son derece düşkün ve hırslıydı. “O, Kur’ân’ı tane tane, ağır ağır, üzerinde dura dura, düşüne düşüne ve ağlaya ağlaya okurdu” rahmet ayetine gelince, Allah’ın rahmetini ister; azap ayetine gelince de ondan Allah’a sığınırdı. Peygamber Efendimiz, okuduğu ayetlerin mesajını çok iyi anlıyor ve onları yerine getirme konusunda sorumluluğunun bilinci içerisinde bulunuyordu.


“Beni Hûd suresi ve kardeşleri (Vakıa, Hâkka, Mürselat, Nebe’, Tekvîr, Ğâşiye) ihtiyarlattı” (İbn Kesîr, Tefsîr, II, 435; Tirmizi, Tefsir, 56/6.) buyururken bunu açıkça ifade ediyordu. Yani O, ayetleri anlama ve hayata geçirme konusunda sorumluluğunun bilincinde idi. Ayetleri hayata geçirme onun derdi idi.


Tertemiz Bir Hayat Yaşadı

Peygamberimiz, peygamber olmadan önce de doğru ve sağlıklı düşünen, temiz ve selim akıl sahibi bir insandı. O nübüvvetinden önce de bir nebi gibi tertemiz bir hayat yaşamıştı. Ama Kur’ân ile o, her bakımdan daha da mükemmelleşti. Kur’ân ayetleri onun düşünce ve davranışlarını şekillendirdi. Her inen ayet onun gönül, düşünce ve amel hayatında ayrı bir güzellik demekti. Efendimizin gündüzünde olduğu gibi gecesinde de Kur’ân okumaya ayırdığı bir zaman dilimi vardı. O, her gün Kur’ân’dan bir bölümü/ hizib okumayı kendisine vazife edinmişti.( Bkz. Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân 17.) Hz. Peygamber, her fırsatta, her yerde ve çokça Kur’ân’ı okuyan bir elçi idi. O, Kur’ân okumaktan hiç bıkmaz, yorulmaz, ondan hiç ayrılmaz ve uzun uzun ondan okurdu. Evde, panayırda, sohbette, namazda hep Kur’ân okurdu. Gece sabahlara kadar ondan bir ayetle sabahladığı bile olurdu. Kur’ân, onun menbaı, melcei, dilinden düşürmediği dua ve virdi idi.


Davetinin Temeli Kur’ân İdi

O’nun (sav) davetinin temelini Kur’ân ayetleri oluştururdu, O (sav), Kur’ân merkezli konuşurdu. Kur’ân ayetleri, onun tesbih ve virdi olmuştu. Namazlarında O (sav), uzun uzun Kur’ân okurdu. O’nun (sav) günü Kur’ân ile başlar, Kur’ân ile sona ererdi. Sabah namazından sonra Haşr suresinin son ayetlerini, yatsıdan sonra Bakara suresinin son ayetlerini okur ve okunmasını tavsiye ederdi. Bunun yanında onun günlük hayatında sürekli okuduğu Kur’ânî virdler vardı. Geceleyin Âl-i İmran’ın son ayetleri, Ayetel- Kürsî, Muavvizât (İhlas, Felak, Nâs sureleri) gibi sureleri okurdu. O, kendisine verilmiş engin hikmet ve fetaneti ile okuduğu ayetleri, murad-ı İlahî doğrultusunda anlıyor ve yeri geldikçe de insanlara açıklıyordu. O’nun (sav) açıklamaları gerektiği kadar, son derece kısa ve özlü idi. Kendisine yöneltilen sorular, O’nun (sav) dilinde Kur’ân ayetleriyle cevap bulurdu. O’nun (sav) konuşmalarında, dualarında, yazdırdığı davet mektuplarında Kur’ân ayetlerinin ayrı bir yeri vardı.


Kur’ân’ı Yaşadı

Peygamber Efendimiz, okuyup anladığı Kur’ân’ı yaşıyordu. İlahî Kelam, onda hayat buluyor, adeta onun şahsında insanlaşıyordu. Kur’ân, Hz. Peygamberin şahsında en doğru bir biçimde anlaşıldı ve uygulamaya kondu. O, söz ve davranışlarıyla Kur’ân’ı açıklamış ve bu konuda en güzel örnekliği sunmuştur. Peygamberin hayatı, Kur’ân’ın somutlaşmış, ete kemiğe bürünmüş şekliydi. Peygamberin ahlâkı/hayatı bütünüyle Kur’ân ahlâkı yani İlahî ahlâk idi.(Bkz. Müslim, Müsafirun 139; Ebu Davud, Tetavvu’ 26; Tirmizi, Birr 69.) O, yaşayan ve yürüyen Kur’ân’dı. Onun davranışlarında Kur’ân ayetleri okunabilirdi.Başkasından Kur’ân dinlemek de Efendimizin çok hoşuna giderdi.


 Bir gün Abdullah b. Mesud’a şöyle demişti: “Oku bana Kur’ân oku!.. Zira ben başkasından Kur’ân dinlemeyi seviyorum.” (Buhari, Fedailü’l-Kur’ân 32, 33, 35; Müslim, Müsafirun 247; Tirmizi, Tefsir-Nisa; Ebu Davud, İlim 13)


İlahî Kelam’a Karşı Saygısı

Rabbinden Cibril vasıtasıyla Kur’ân’ı alırken de, daha sonra onu okurken de o, derin bir hudu ve huşu içerisinde olur, İlahî kelama saygısı her halinden belli olurdu. İnsanların Kur’ân’ı okuyup anlamaları ve gereklerini yerine getirmeleri O’nun (sav) en büyük arzusu idi. O’nun (sav) bu düşkünlüğüne bir ayette şöyle işaret edilmektedir: “O gün Peygamber: “Ya Rabbî, halkım bu Kur’ân’ı terk edip ondan uzaklaştılar!” der.” (25 Furkan 30; Bkz. İbn Kesir, Tefsir, III, 317; Kâsımî, Tefsir, XII, 575.) Ayete göre Kur’ân’ı okumayan, anlamayan ve gereği ile amel etmeyen kimseler Peygamberimiz tarafından Allah’a şikâyet edilecektir.


O’nun (sav) Dilinden Kur’ân


O, pek çok hadisinde, insanları Kur’ân okumaya yönlendirmişti. Onun bu konudaki yönlendirmelerinden bir kaçı şöyledir: 


“Kur’ân (okuyup gereklerini yerine getirirsen) lehine yahut (okumaz ve gereklerini yerine getirmezsen) aleyhine delildir.”(Müslim, Tahâra 1; Tirmîzî, Deavât 85; Nesâî, Zekat 1; İbn Mace, Tahara 5; Dârimî, Vudû’ 2; Ahmed, V, 342, 343) 

Peygamberimize en çok sevilen amelin ne olduğu soruldu, O şöyle cevap verdi: “Yolculuğu bitirince tekrar yolculuğa başlayan kimsenin yaptığı iştir.” O kimsenin yaptığı iş nedir diye sorulunca, şöyle buyurdu: “O kimse, Kur’ân’ı başından sonuna kadar okur, bitirince tekrar başa döner.” (Tirmîzî, Kur’ân 11; Dârimî, Fedâilü’l-Kurân 33) 


“Kur’ân’ı okuyup gereğini yerine getiren kimseye ahirette şöyle denir: Oku ve yüksel. Dünyada nasıl ağır ağır okuduysan öyle oku. Çünkü senin makamın, okuyacağın en son ayetin yanıdır.”(Tirmîzî, Sevâbü’l-Kur’ân18; Ahmed, II, 192, 471)


 “Sizin en hayırlınız Kur’ân’ı öğrenen ve öğretenidir.” (Ahmed, I, 58; Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân 21; Ebû Davut, Vitr 14; Tirmizî, Sevâbü’l-Kurân 15; İbn Mace, Mukaddime 16) 


“Kur’ân’ı, seni yasaklarından alıkoyduğu sürece oku. Aksi takdirde O’nu okumuş olmazsın.”(Bkz.Münâvî, Feyzü’l-Kadir, I, 152)

Dersler

Şimdi bu anlatılanlardan bizlerin çıkaracağı dersleri sıralayalım: Bizler de Kur’ân’ın muhataplarıyız, onu okumak, anlamak ve gereklerini yerine getirmekle yükümlüyüz. Her fırsatta biz de Kur’ân okumalı, Kur’ân ile dolmalıyız ki Kur’ân doğrultusunda düşünüp yaşayabilelim. Gündemini Kur’ân ilkeleriyle belirlemeyenler, Kur’ân’a göre hayatlarını tanzim etmeyenler; beyin ve gönüllerini başka gündemlerin/düşüncelerin esaretinden kurtaramazlar. Kur’ân’ı ağır ağır, düşüne düşüne ve anlayarak okumalıyız. Her Kur’ân okuyuşumuz bize yeni şeyler kazandırmalı, bizi bezemeli, inşa etmeli ve dokumalıdır. Kur’ân’ı anlarken, düşüncelerimizi Kur’ân’a söyletme yaklaşımından uzak olmalı; Kur’ân merkezli okumalı ve düşünmeliyiz. Bu konuda Peygamberimiz başta olmak üzere, ilk dönemden günümüze kadarki tefsîr birikiminden de yararlanmalıyız. Kur’ân’ı okuyup anlarken, onun Allah kelamı olduğunun bilinci içerisinde onu manen ve maddeten temiz yer ve zamanlarda okumalı; onun kitabına ve okunuşuna saygı duymalıyız. Kur’ân okuma anlama gayretini, onu başkalarından dinleme ve onu bilenlerle birlikte mütalaa ve müzakere ederek zenginleştirmeliyiz. Zira bazen tek başına okurken kaçırdıklarımızı, başkalarından dinlerken yahut birlikte gerçekleştireceğimiz okumalarla elde edebiliriz. Kur’ân’ı, Kur’ân tilaveti için özel vakit ayırarak zinde olduğumuz zamanlarda okumalıyız ki okuduğumuz Kur’ân ayetleri gönlümüzü, beynimizi, söylem ve eylemlerimizi inşa ve ihya etsin. Namazlarımızda okuduğumuz Kur’ân sure ve ayetlerini anlayarak okumaya gayret etmeli, bu konudaki eksikliklerimizi gidermeliyiz. Kur’ân’ın muhatapları olarak Kur’ân’ın ilk muhatabı Efendimizin Kur’ân karşısındaki duruşundan, onun bu konudaki örnekliğinden alacağımız çok şeylerin olduğunu unutmamalıyız.