Kur’an Ailesi

e-Posta Yazdır PDF

Hayat Kitabımız Kur’an, önce bireyi inşa ve ihya ederek işe başlar. Bireyin gönül, beyin, söylem ve eylem dünyasını inşa eder. Ardından aileyi inşa ve ihya eder. Bundan sonra da hedeflediği toplumu inşa ve ihya eder.


Kur’an’ın aileyi inşa ve ihya edişini anlayabilmek için aile ile ilgili ayetleri bütünlük içerisinde incelemek gerekir. Biz bu yazı serimizde Kur’an’ın kurmayı hedeflediği bu ailenin temellerini, kuruluşunu, kurulan ailenin huzur ve mutluluk içerisinde varlığını sürdürmesini, bütün bunların gerçekleşmesinde aile fertlerine düşen görevleri ele almaya çalışacağız. Bizim bu bilgileri serdetmekteki amacımız, yalnızca sizleri bilgilendirmek yahut Kur’an’daki bilgileri aktarmak değil; bu bilgilerle kendimizi test edebilmektir. Zira Kur’an’ın muhatapları olarak bizler, inen her ayeti sanki bize iniyormuşçasına okumak, üzerimize almak, hayatımıza indirmek zorundayız.


Allah’ın Emri Peygamberin Kavli ile…

Kur’an, aileyi Yüce Allah’ın ayetlerinden bir ayet olarak takdim eder.


“İçinizden, kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp; aranızda muhabbet ve rahmet var etmesi, O’nun ayetlerindendir. Bunlarda, düşünen bir toplum için dersler vardır.”  (Rûm, 30/21)


Demek ki aile, Allah’ın ayetidir. O’nun kudretine delalet eden, bize O’nu hatırlatan bir ayettir. Nasıl ki Yüce Allah’ın bir ayetine saygıyla yaklaşıyor, saygıyla okuyorsak, aileyi de aynı hassasiyet içerisinde görmemiz gerekir. Aile kurumunu kurarken, onu yaşatırken Yüce Rabbin ayetiyle karşı karşıya olduğumuzu unutmamalıyız. Bu bilinçte olan bir kimse, aile yuvasını tahrip etmeyi, onu yıkmayı düşünebilir mi? Bir aileyi söz yahut davranışıyla yıkmaya kalkışan bir kimse, Allah’ın bir ayetine saldırdığını bilse böyle bir girişimde bulunabilir mi?


Tabii ki burada ayet olan aile kurumu, Yüce Allah’ın ölçüleri doğrultusunda kurulan ve bu ölçüler çerçevesinde varlığını sürdüren ailedir. Yoksa haramlar üzerinde kurulan ve günahlar içerisinde yaşatılmaya çalışılan bir aile değildir. Onun için İslam Kültüründe aile yuvası, Allah’ın emri ve peygamberin kavliyle kurulur. Bu cümle ile dünür gidilir, bu cümle ile düğün dernek yapılır ve bu cümle ile dünya evine girilir. Elbette bundan daha da önemlisi, ailenin bu cümle doğrultusunda varlığını sürdürmesidir. İslam’ın tasvip etmediği evlilik öncesi birliktelikler, günahlarla dolu uzun nişanlılık dönemleri, haramlarla yapılan düğün merasimleri, aile kurulduktan sonra aile fertleriyle birlikte işlenen günahlar bu cümlenin ruhuyla bağdaşmaz.

Nikâh, İbadettir

İlk insanın hayatı aile ile başlamış ve insan nesli aile sayesinde devam etmiştir. İnsanlığın atası Hz. Âdem, ailenin reisidir. Ayetlerden ve hadislerden anladığımıza göre aile, ahirette de devam edecek olan bir kurumdur. Kur’an ayetleri, evlenmeyi emrederek şöyle buyurur:


“İçinizden bekârları, köle ve cariyelerinizden iyileri evlendirin. Eğer yoksul iseler, Allah, lütfu ile onları zengin eder. Allah’ın mülkü geniştir, O, her şeyi bilendir.” (Nûr, 24/32)


“Evlenme (imkânı) bulamayanlar, Allah kendilerini lütfundan zengin edinceye kadar iffetlerini korusunlar... Dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek için, namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları fuhşa zorlarsa, şüphesiz Allah, fuhşa zorlanmalarından sonra o kadınlara karşı bağışlayıcı, esirgeyicidir.”  (Nûr, 24/33)

Demek ki nikâh ibadettir. Nasıl ki her ibadetin sahih olabilmesi için dışındaki ve içindeki/öncesinde ve sonrasında yerine getirilmesi gereken şartları, rûkünleri, adabı varsa; nikâh ibadetinin de dışındaki ve içindeki/öncesinde ve sonrasında yerine getirilmesi gereken rûkünleri ve adabı vardır. Nasıl ki namaz ibadeti, şart, rükün ve adabıyla kâmil bir namaz olursa; aynı şekilde nikâhın kâmil bir ibadet olması, onun bütün adap ve erkânını yerine getirmekle mümkündür.


Biz burada İslam Hukukçularının nikâh için belirledikleri rûkünleri sayacak değiliz. Ancak şunu söylemek istiyoruz, ister farz, ister vacip, ister sünnet, ister müstehap olsun nikâh ibadetinden önce ve sonra olması gereken bütün bu kurallar yerine getirilmelidir ki ibadetten beklenen maddî ve manevî, dünyevî ve uhrevî kazanımlar elde edilsin.


Sözgelimi şu ayetlerde bu ibadeti zedeleyen, onun sıhhatine gölge düşüren bazı hususlara dikkat çekilmektedir:


“Sakın, kapalı evlenme teklifi sırasında, iyi söz söylemeniz dışında, onlarla bir gizli buluşmaya sözleşmeyin ve farz olan bekleme süresi dolmadan nikâh bağını bağlamağa kalkmayın ve bilin ki, Allah içinizden geçeni bilir. O’ndan sakının ve yine bilin ki, Allah bağışlayandır, halimdir ceza vermekte aceleci değildir.” (Bakara, 2/235)


“Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost da tutmamaları şartıyla, sahiplerinin izniyle onlarla evlenin, ücretlerini mehirlerini de güzelce verin.” (Nisa, 4/25)


“Bugün size iyi ve temiz şeyler helâl kılındı. Kendilerine Kitap verilenlerin yemeği, size helâl, sizin yemeğiniz de onlara helâldir. İnanan, namuslu, hür kadınlar ve sizden önce kendilerine Kitap verilenlerden namuslu hür kadınlar -zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın, namuslu bir biçimde evlenmek üzere mehirlerini verdiğiniz takdirde-size helâldir. Kim inanmayı kabul etmezse, onun ameli boşa çıkmıştır ve o, ahirette kaybedenlerdendir.” (Maide, 5/5)


O halde sahih bir nikâh ibadeti için nikâhın dışındaki şartları şu şekilde özetleyebiliriz:


1. Meşrû evlilikleri kolaylaştırılmak. Şer odakları zinayı ve ona giden yolları ne kadar kolaylaştırıyorlar, ne kadar teşvik ediyorlarsa; Müslümanlar da meşru evliliği, ondan daha fazla teşvik etmeli ve kolaylaştırmalıdırlar. Bu, evlenenlere yardımcı olmayı da, evlilik masraflarını aşağılara çekmeyi de içine alır. İslam’ın özünde olmayan ve onun ruhuyla bağdaşmayan başlık paraları yahut astronomik mehir pazarlıkları, anlamsız nişan-düğün masrafları bu cümleden sayılabilir.


2. Nikâha ilmen, aklen, bedenen hazırlanmak. Nikâh ibadetiyle ilgili doğru bilgileri temel kaynaklardan ve bilen üstatlardan öğrenmek gerekir. Evlenecek kişi, evliliği, evleneceğine yakın bir zamanda düşünmelidir. Seçeceği eş adayını evleneceği sene düşünmelidir. Çok erkenden başlayan düşünmeler, kurgular, planlar tamiri güç yaraların açılmasına sebep olabilmekte; gerçekleşmeyen emeller bedenen, zihnen ve manen insanları yıpratabilmektedir. Beşik kertmesi gibi İslam dışı uygulamalar yahut çok uzun ve anlamsız nişanlılık dönemleri de benzer sakıncalara sebep olmaktadır.


3. Meşru dünürlük, nişanlılık, düğün. Müslümanın her şeyi Müslümanca olmalıdır ki yapıp ettikleri ibadet olsun. Müslümanın düğün derneği de Müslümanca/İslamî ölçülere uygun olmalıdır. Nikâh öncesi yapılan tüm merasimler, kurulacak olan yuvanın temelleri mesabesindedir. Sağlam olmayan temeller üzerine, güçlü ve sağlam aile yuvaları kurulamayacaktır. Sözgelimi İslam ile bağdaşmayan nikâh öncesi beraberlikler, birliktelikler; bu günahlardan sonra kurulacak olan yuvanın hayır ve bereketini azaltacaktır. Günümüzde pek çok genç, ben ciddi ciddi ilerde evliliği düşünüyorum diyerek flört yapmayı savunabilmektedir. Hâlbuki bu işleri yapan gençler, ilerde hayatlarını birleştirmiş olsalar bile bu evlilik, önceden yaptıkları bu günahları, günah olmaktan çıkarmaz. İki binli yıllarda yapılan bir araştırmaya göre, evlilikleri sorunlu kadınların % 63’ü kendileri tanışarak, % 27’si ise görücü usulüyle evlenmiştir. Evlilikleri sorunlu olan erkeklerin ise % 65’i eşini kendisi bulmuş, % 32’si görücü usulü ile evlenmiş, % 3’ü ise zorla evlendirilmiştir.(10 Şubat 1999 Sabah Gazetesi) Demek ki bugün çoğu kimsenin savunduğu tanışarak evlilik, aile sorunlarını sanıldığı gibi azaltmamakta, aksine artırmaktadır. Zira adayların bu tanışma döneminde birbirlerine samimi olamayacakları, rol yapacakları ve tecrübesiz gençlerin bu yolla birbirlerini doğru dürüst tanıyamayacakları açıktır.


4. Allah’ın emri peygamberin kavliyle cümlesini anlamak. Aslında bu cümle, bismillah gibi, meşru ailenin patentidir. Nasıl ki her işin başında çekilmesi gereken besmele, her hayırlı işin meşruluk patentidir, bu anlamlı cümle de meşru nikâhın patentidir. Ancak bu patent, tabelada/kuru sözde kalmamalı, yuvanın bütün aşamalarına yansımalıdır. Bu cümle, evliliğe Allah adına, peygamber onayı ile adım atmak demektir. Bu patentle başlayan evlilik merasimlerinde asla haramlar olmaz. İçki âlemleri, kadın erkek birlikte çılgınca eğlenceler olmaz.

Nikâhın içindeki şartlar cümlesinden olarak da şunları sayabiliriz:


1. Besmele ile Allah adına dünya evine girmek. Bizim kültürümüzde dünya evine yatsı namazından sonra yapılan dualarla girilir, yeni evliler önce şükür secdeleriyle yeni hayatlarına merhaba derler. Böyle bir birliktelikten, hayırlı nesiller beklenir. Bunun için kültürümüzde, yaramaz çocuklar için besmelesiz tabiri kullanılır. Bunun anlamı, anne babası, besmele ile yani Allah’ın ölçülerine göre temelini atmamışlar, çocuğu yetiştirmemişler demektir.


2. Besmeleye sadık kalmak. Allah adına kurulan aile yuvası, Allah’ın ölçüleri doğrultusunda varlığını sürdürmelidir ki bu sözüne sadık kalsın. Aksi takdirde dua ve besmeleyle temel atıp, besmeleye aykırı davranışlar sergilemek bu sadakati zedeleyecektir.


3.   Yuvayı vahiyle beslemek. Vahiy ruhların gıdasıdır. Bedenler gibi ruhlar da acıkır. Vahiyle beslenmeyen yahut yetersiz ve dengesiz beslenen ruhlar, stres ve buhranlar içerisinde sorunlar üretmeye devam edecektir. Onun için, İslam ailesi, anlaşılarak okunan Kur’an sedalarıyla beslenir ve şenlenir.


4.   Anlaşmazlıklarda İslam’ı hakem kabul etmek. Elbette insanın olduğu yerde problemler olacaktır. Önemli olan sorunlardan kaçmak yahut sorunları görmemek değil, sorunları sağlıklı yaklaşımlarla çözebilmektir. Bunun için tarafların kabul edeceği bir üst kurul olmalıdır. Yüce Allah’ın ölçüleri bu konuda tarafları razı edecek, problemlerin çözümünde hakemlik görevini yerine getirecektir.