Kur’an Ayetlerine Göre Hac İbadetinin Zamanı

e-Posta Yazdır PDF

Hac ibadeti temeli Hz. İbrahim peygambere ve hatta Hz. Adem’e kadar uzanan tarihî bir ibadettir. Son Peygamber Hz. Muhammed, peygamber olarak kavmine gönderildiğinde Mekke’de hac yapılıyordu. İnen Kur’ân ayetleri Hac ibadetinin devam ettiğini bildirmiştir. Ancak ayetler ve Peygamberimizin açıklamaları Hac ibadetine karıştırılmış şirk geleneklerini ve mantıksız uygulamaları ortadan kaldırdı, haccı yeniden asliyetine döndürerek düzenlemiştir. Biz bu çalışmamızda önce haccın zamanını belirleyen ayetlerin iniş sürecini inceleyecek, sonra hac ile ilgili bazı temel kavramlara dikkat çekip haccın hikmetlerini zikredecek ve bugünkü hac uygulamasının sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi için bir takım önerilerimizle çalışmamıza son vereceğiz.

Hac ibadetinin uygulaması tüm ayrıntılarıyla Kur’ân’da yer almaz. Zaten bu anlamda Kur’ân bir ‘namaz hocası kitabı’ olmadığı gibi bir ‘hac rehberi kitabı’ da değildir. Çünkü Kur’ân bir tezkir kitabı olup, bir tedris kitabı değildir. Ne var ki, bugün bir takım temel ibadetlerin yapılış şekli ve zamanı etrafında çeşitli spekülasyonlar üretilirken çoğunlukla Kur’ân referans gösterilmektedir. Oysa Kur’ân merkezli olduğu söylenen bu yaklaşımların, aslında bütüncül ve derinlemesine bir yaklaşım özelliğinden uzak; parçacı, yüzeysel ve ön kabulle belirlenmiş tezlere ayetler bulma eğilimi içerisinde olduğu görülmektedir. Örneğin çok önceleri Hâricîlerden bir grup tarafından[1] seslendirildiği halde yankı bulmayan ve ilk defa söyleniyormuş gibi bugün yeniden gündeme getirilen Hac ibadetinin senenin tüm aylarına, yahut senenin üç ayına yayılabileceği görüşü net olarak Kur’ân’dan çıkmamaktadır.


A. Hac Mevsimi ile ilgili ayetlerin iniş süreci


Kur’ân, mesajlarının evrensel olmasını sağlamak için, anlattığı olayların geçtiği yer ve zamanlarını, olayın kahramanlarının isimlerini genellikle vermez. Ancak az da olsa bazı yer, zaman ve şahıs isimleri Kur’ân’da yer alır. Bunun pek çok sebebi vardır şüphesiz.

Kur’ân’da bazı yer ve zamanlara dikkat çekilmesiyle ilgili olarak Reşid Rıza özetle şunları söyler: “Yüce Allah, bazı yer ve zamanlar için özel bazı emir ve yasaklar koymuştur. Bunun nedeni, onları insanların daha bir özenle yerine getirmelerini sağlamaktır. Çünkü insan psikolojisi tekdüzelikten sıkılır. Bu yüzden İslam’da devamlı yapılması istenen ibadetler oldukça kısa ve hafif tutulmuştur. Sözgelimi sürekli kılınması gereken vakit namazlarının farzları çok kısa zamanda yerine getirilebilir. Örnek olarak Cenab-ı Hak, insanların haftalık genel toplantı gününde Cuma namazını özel olarak farz kılmıştır. Senede bir ay (sayılı günlerde) orucu farz kılmıştır. Aynı şekilde Zilhıcce’nin sayılı günlerinde haccı meşru kılmıştır. Yine hac için gidiş geliş ayları olan haram aylarda savaşı yasaklamıştır. Savaşı olabildiğince azaltıp barışı yaygınlaştırmak ve güvenli bir ortamda umre yapılmasını sağlamak için, senenin ortasında olan Receb’i de haram aylardan saymıştır. Hacıların güvenliği için Mekke ve çevresini güvenli belde (harem) kılmıştır. Ka’be’yi kendisine izafe edip (Beytullah=Allah’ın evi) ona hürmet edilmesini istemiştir. Böyle özel belirlemeler olmasaydı, insanların belli bir yer ve zamanda anlaşmaları imkansız olurdu.”[2]

Kur’ân, yerlerin ve göklerin yaratıldığı günden beri Allah katında ayların sayısının on iki olduğunun altını çizer ve bunlardan dördünün haram ay olduğunu belirtir.[3] Yine Kur’ân, ayların yerlerinin değiştirilmemesini isteyerek böyle bir şeye yeltenmenin gerçeği örtmede ileri gitme/küfür olduğunu söyler.[4] Ay takvimine göre, tüm aylar senenin bütün mevsimlerini dolaşır. Dinî düzenlemeler genelde bu ay hesabına göre belirlenmiştir. Böylece sözgelimi Ramazan orucu, hac ve kurban günleri senenin bütün mevsimlerine rast gelebilmekte, böylece her mevsimde bu ibadetlerin zevki tadılmakta, yahut meşakkatlere katlanarak nefislerin değişik zaman ve şartlarda eğitimi sağlanmaktadır. Cahiliyye Arapları ise, siyasî ve ekonomik bir takım gerekçelere binaen bu ayların yerlerini değiştiriyorlardı. Örneğin onlar, hac mevsiminin kendileri için en uygun olan zamana denk gelmesini sağlamak için değiştiriyorlardı. Bu ise, ibadetlerin ya hep zor, ya da hep zor mevsimlere rast getirilmesi demekti. Kur’ân bu şekilde ayların yerleri üzerinde oynamayı yasaklamıştır.

Şeâirden sayılan[5] dört haram ay, Zilka’de, Zilhıcce, Muharrem, Receb’dir. Bunların ilk üçü hac ayı, dördüncüsü umre ayıdır. Bu aylar, ‘haram ay’ ilan edilerek insanlar, barış içerisinde yaşamaya alıştırılmışlar; Şam, Mezopotamya ve Irak’tan hac ve umre için Mekke’ye gelen insanların güvenle gelip memleketlerine dönmeleri sağlanmıştır. Dolayısıyla haram aylar ile hac ayları arasında sıkı bir ilişki vardır. Bu aylarda savaşın yasak sayılmasının temelinde insanların güven içerisinde hac ve umre yapabilmelerini sağlamak yatmaktadır. Kur’ân, ayların sayısına genel olarak işaret ettikten sonra, hac ay ve günlerine de dikkat çekmiştir. Burada şunu söyleyelim ki Kur’ân’da on iki ayın isimlerinden yalnızca Ramazan ayının adı açıkça geçer,[6] diğerleri geçmez. İşaret edilen diğer gün ve ayların açıkça isminin geçmemesi, onların Kur’ân’ın ilk muhataplarınca bilinmesinden kaynaklanmaktadır.

Bu kısa girişten sonra Hac mevsimi ile ilgili ayetlerin iniş sürecini görelim:

1. Mekke’de inen bazı ayetlerde cahiliyye döneminde bilinen bazı günlere dikkat çekilmiştir: Onuncu sırada inen Fecr suresi şöyle başlar: “Fecre, on geceye, çifte ve teke, örttüğü /yola koyulduğu an geceye yemin ederim ki!”[7] Ayetlerde geçen Fecr’in Kurban bayramı sabahı, yahut Zilhıcce’nin ilk günü olabileceği[8] on gecenin Zilhıcce’nin ilk on gecesi[9], tek gün Arafa günü (9. gün), çift ise Kurban bayramı günü (10. gün),[10] örten gecenin ise Müzdelife gecesi olduğu söylenerek[11] ayetlerin bu gün ve gecelere dikkat çektiği belirtilmiştir. Bu konudaki görüşlere bakıldığında, bu ayetlerde daha çok hacla ilgili gün ve gecelerin öneminin vurgulandığı görülür. Bu gün ve geceler, Kur’ân’ın ilk muhataplarınca bilindiği için genel ifadelerle anılmıştır.

2. 27. sırada yine Mekke’de inen Buruc suresinde de şu ayet yer alır: “Tanıklık edene (şâhid) ve tanıklık edilene (meşhûd) yemin olsun!”[12] Ayette geçen ‘şâhid’ Cuma günü, ‘meşhûd’ ise Arafe günü, yahut Kurban bayramı günüdür.[13]

3. Yine Mekke’de Peygamberliğin 10. yıllarında inen ve insanlara haccı duyurmasına dair Yüce Allah’ın Hz. İbrahim’e olan hitabını anlatan ayet şöyledir:

“İnsanlar arasında haccı ilan et. Gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler.”[14] Mevdûdî, Hac suresi 25-78. ayetlerinin Medine’nin ilk yıllarında Hicrî 1. yılın Zilhıcce ayında indiğini söyler.[15]

4. Hac ile ilgili olarak Medine’de inen ilk ayette[16] şöyle buyurulmuştur:

“Sana doğan ayları soruyorlar. De ki, onlar insanlar ve özellikle hac için vakit ölçüleridir..”[17] Aslında diğer ibadetler için de hilaller vakit ölçüleridir. Ama bu ayette özellikle haccın anılması, cahiliyye döneminde yapıldığı gibi hac aylarının değiştirilmemesi ve haccın Allah’ın belirlediği aylarda yapılmasını vurgulamak içindir.[18] Ayet, senenin tüm aylarını kapsamakta olup geneldir. Bu ayet daha sonra inen ‘bilinen aylar’ ifadesiyle tahsis edilecektir.

5. Hicretin altıncı senesinde Mekke müşrikleriyle yapılan Hudeybiyye anlaşmasından sonra inen ayet ise şöyledir:

“Haccı da ve umreyi de Allah için tamamlayın..”[19]

Bu ayetle, bir önceki sene başlanıp bitirilemeyen umrenin tamamlanması istenmiş ve insanlar ilerde farz kılınacak olan hac ibadetine hazırlanmıştır.[20]

6. Bedir savaşından sonra Hicretin 2. yahut 3. yılında inen ve genel olarak haccın farziyyetini açıklayan[21] ayet ise şöyledir:

“..Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmeleri, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır..”[22]

7. Hicretin 9. yılında inen ayet ise, mücmel olarak haccın farziyetini bildiren bir önceki ayeti beyan ederek[23]şu şekilde gelmiştir:

“Hac, bilinen aylardır.”[24]

Ayette geçen bilinen hac aylarının hangileri olduğu konusunda üç görüş vardır:

a. Şevvâl, Zilka’de aylarıyla Zilhıcce’nin ilk on günü. İbn Abbas, Süddî, Şa’bî, Nehâî başta olmak üzere cumhurun görüşü budur. Bu görüş üç mezhep imamının görüşü olup İmam-ı Malikin de bu görüşte olduğuna dair bir rivayet vardır.

b. Şevval, Zilka’de ve Zilhıcce aylarının tamamı. İbn Ömer, İbn Mesud, Ata, Mücahid, er-Rabi’, Zührî ve İmam Malik’in görüşüdür.[25]

c. Zilka’de, Zilhıcce ve Muharrem aylarıdır. Derveze, bu üç haram ayın hac ayı olması gerektiğini savunur.[26]

Hac aylarının bu şekilde üç ay olarak belirlenmesi, bu üç ayda hac için ihrama girilebilse bile, bu üç ayda hac yapılabileceği anlamına gelmemektedir. Çünkü uygulamada böyle bir şey söz konusu olmamıştır. Bu konuda aykırı bir görüş de ileri sürülmemiştir. Hac aylarının bu şekilde geniş tutulma esprisi, bu üç ayın dışardan Mekke’ye gelenlerin gelip geri dönebilecekleri süre olması ve bu üç ayda hac için ihrama girilebilmesidir. Çünkü genel olarak belirlenen bu hac ayları aşağıdaki ayetlerle belli günlere, sayılı günlere ve sonuçta tek güne indirgenmektedir. Sünnetteki açıklamalar da bu doğrultudadır. Zaten ayet, bilinen aylar diyerek, hac aylarının Kur’ân’ın indiği dönem insanları tarafından bilindiğini belirtiyor ve bu bilineni takrir ediyor. O dönemde insanların hac ibadetini bütünüyle üç aya yaydıklarına dair bir görüş kaynaklarımızda yer almamıştır. Nitekim cahiliyye döneminde Şevval ayında hac için hazırlıklara başlanır, bu aylarda ihrama girilirdi. Ama bu, bu ayların hepsinde hac yapılır anlamına gelmezdi.[27]

Ayette ‘Hac’ kelimesinin üç kere tekrar edilmesi şu şekilde açıklanmıştır: Bunlardan birincisi hac zamanına, ikincisi hac ibadetine, üçüncüsü de hac yeri ve zamanıyla birlikte ihrama işaret etmektedir.[28] Ayetin ‘Hac, bilinen aylardır’ cümlesi, Haccın vakti bilinen aylardır, Hac, bilinen aylardadır, Hac, bilinen aylarda yapılan hactır, şeklinde anlaşılmıştır.[29]

Şimdi de hac aylarını günlere tahsis eden ayetlere bakalım:

8. Mekke’de inen surelerden biri olan Hac suresinde “İnsanlar kendileri için bir takım menfaatlere tanık olmak ve Allah’ın kendilerine bahşettiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günlerde (fî eyyâmin ma’lûmât) Allah’ın ismini anarak kurban kesmeleri için sana (Ka’be’ye) gelsinler”[30] buyurulmuştur. Ayette geçen ‘bilinen günler’ Zilhıcce’nin ilk on günüdür. İbn Abbas, ayette kurban kesiminden bahsedilmesini gerekçe göstererek bu günlerin kurban günleri olduğunu söyler.[31] Zaten İbn Abbas’ın söylediği kurban günleri de Zilhıcce’nin ilk on gününün içindedir.

9. Medine’de inen Bakara suresinde ise “Sayılı günlerde (fî eyyâmin ma’dûdât) Allah’ı anın.. Kim iki gün içerisinde acele ederek (Mina’dan Mekke’ye dönmek isterse..”[32] buyurularak ‘sayılı günlere’ işaret edilmiştir. Söz konusu günlerin Teşrik günleri ve Şeytan taşlama günleri olduğu söylenmiştir.[33]

10. Hicretin dokuzuncu yılında Hz. Ebû Bekir’in hac emiri olarak tayin edilip ve haccın ilk olarak pratiğinin yapıldığı senede hacla ilgili son inen ayette ise, hac günü tek gün olarak net bir şekilde belirlenmiştir: “Bu, büyük hac gününde (Yevme’l-Hacci’l-Ekber) Allah’tan insanlara bir bildiridir.”[34] Hac için insanlar toplandığı için, yahut haccın en temel ruknü Arafatta vakfe, o günde yapıldığından dolayı o güne ‘büyük hac günü’ denilmiştir. Bu günün Kurban bayramı günü (Zilhıcce 10. gün) olabileceği de, Arafe günü (Zilhıcce 9. gün) olabileceği de söylenmiştir.[35] Rivayete göre Peygamberimiz s.a.v Veda haccında Zilhıcce’nin 10. günü, bugün günlerden nedir, diye sormuş; ashab, Kurban günüdür, diye cevap vermiş; bunun üzerine şöyle buyurmuştur: “Bugün Hacc-ı Ekber günüdür.”[36] Genel olarak ilim adamları, bugünün hac vakti değil, tek bir günü bildirdiğini, bu günün de “Hac Arafattır”[37] hadisine göre Arafe günü; yahut da yukardaki rivayete göre Kurban bayramının ilk günü olduğunu söylemişlerdir.[38]

Görüldüğü üzere Kur’ân ayetleri hac mevsimini önce ‘bilinen aylar’ diyerek genel olarak ifade ettikten sonra, tek gün olarak belirlemiştir. Bu konudaki İslam öncesi uygulama, İslam’dan sonraki uygulamalar ve Peygamberimizin açıklamaları da bunu net bir şekilde teyit etmektedir. Yani gelen ayetler, daha önceden var olan meşru’ uygulamaları onaylayarak gelmiştir. Bu konuda Hz. Peygamberin uygulamaları[39] ve ashaptan günümüze kadarki uygulamalar da belirleyici rol oynamaktadır. Haccın yapılışı ile ilgili ayetlerde ‘ifâza’ kavramının özellikle seçilmesi de her yıl hac yapacak olan tüm insanların ‘Büyük Hac Gününün’ tek bir gün olduğunu vurgulamaktadır. Şimdi bu kavramlara kısaca deyinelim:


B. Kur’ân Ayetlerinde Bazı Hac Kavramları


Kur’ân’da hac ile ilgili olarak bir takım önemli yerlerle ilgili, bir takım amellerle ilgili kavramlar yer almaktadır. Biz bunlardan konumuza ışık tutacağını düşündüğümüz bir kaçının üzerinde kısaca durmak istiyoruz.

Hac sözlükte, mutlak olarak niyet etmek, geri durmak, gelmek, tedavi için yarayı yoklamak, delille galip gelmek, çokça ihtilaf etmek anlamlarına gelir. Terim olarak Mekke’yi kasteylemektir.[40] Kelime dokuz kere “el-Hac”‏‏‏şeklinde[41], bir ayette “Hıccü’l-Beyt” şeklinde[42], bir ayette de “el-Hâc” şeklinde[43] geçmiştir. Kullanımlarının tamamında kelimenin marife olması, haccın bilinen bir ibadet olduğuna işaret etmektedir. Buna göre hac, öteden beri uygulanagelen belli bir ibadettir.

İfâza: Suyun bolca dökülmesi, coşkun akması, çoğalıp taşması, bol ve yaygın olma, kalabalıklaşıp çabuk dağılma anlamlarına gelir. Tıpkı bunun gibi hacıların kalabalık halinde Arafat’tan Müzdelife’ye akması, sükun etmesi için kullanılmıştır.[44]

Kur’ân’da bu kelime altı yerde, gözden yaş boşanması,[45] bir işe, bir söze dalmak, taşkınlık yaparak gömülmek,[46] üzerine bolca su akıtmak[47], üç yerde de Arafat’tan Müzdelife’ye akmak, sükûn etmek[48]anlamlarında kullanılmıştır.

Tüm hacılar, hep birlikte bir anda Arafat’tan çıktıkları için bu kelime kullanılmıştır. Kelime şiddet değil, çokluk bildirmektedir.[49] Ayet, Arafat’ ta vakfenin farziyetine de delalet eder. Çünkü ifâza ancak orada vakfeden sonra olacaktır. Zaten hadiste “Hac Arafattır, Arafat vakfesine yetişen hacca yetişmiş olur” buyurulmuştur. Ayette geçen Efâza’n-Nâs ifadesi ‘Efâza’n-Nâsî’diye de okunmuştur. Buna göre mana, unutan Adem’in ifâza ettiği yerden .. demektir. Bu anlayışa göre ayet, “Andolsun Biz, daha önce Adem’den söz almıştık, ama o unutmuştu”[50] ayetini hatırlatmaktadır.[51] Hz. İbarahim’in ifâza ettiği yerden, diye de anlaşılmıştır.[52] Cahiliyye döneminde Kureyşliler ve Humus denilen Ka’be hizmetlileri Arafât yerine Müzdelife’de vakfe yaparlardı. Ayet böyle bir ayrımı yasaklayarak tüm insanları eşitlemiştir.[53]

İfâza kavramının vurgulamak istediği en önemli husus, insanların hep birlikte Arafat’tan Müzdelife’ye akın etmelerinin gerekli olduğudur. Aynı şekilde bu kavram, hacılar arasındaki uygulama farklılığına da son vermektedir. Kavramda yüklü olan bu anlamların gerçekleşmesi ise, tüm hacıların aynı anda Arafat’ta bulunmaları ve hep birlikte Müzdelife’ye akmalarıyla mümkün olacaktır.

Te’zîn: Duyurmak, bildirmek, ilan etmek anlamlarına gelen[54] bu kök, Kur’ân’da üç yerde ‘te’zîn’ [55], iki yerde ‘teezzün’[56] formunda kullanılmıştır. Bunlardan birisi, şu şekilde hac ibadetinin insanlara duyurulmasını emretmektedir: “İnsanlara haccı duyur..” Yüksek sesle ve tekrar tekrar bildirme, ilan etme demektir.[57] Bu kavram ile hac ibadetinin tüm insanlığa duyurulmasının gereği vurgulanmıştır. Hac, hac merkezine ne kadar uzakta olursa olsun, farklı ulaşım vasıtalarına sahip tüm insanları ilgilendiren evrensel bir ibadettir.

,

C. Hac İbadetinin Temel Hedefleri/Hikmetleri


Elbette taabbüdî ibadetler Yüce Allah’ın emri olduğu için yapılır. Onlar da mutlaka bir hikmet ve bir gerekçe aranmaz. Ancak bir adı da ‘Hakîm’ olan ve her yaptığında, her söylediğinde sayısız hikmetler olan Yüce Yaratıcının emrettiği ve yasakladığı her şeyde de pek çok hikmet vardır. Bunların bilinebilenleri olduğu gibi, net olarak bilinemeyenleri de olabilir. Emir ve yasaklardaki hikmetleri bilmek, her şeyden önce onları emreden hakkında olumlu kanaatlere sahip olmayı sağlar; öte yandan kimi insanın onlara daha çok ve daha bir iştiyakla yönelmesini sağlar; tabi ki bu kimi insan için de aynı derecede etkili olmayabilir.

İbadetlerde asıl hedef Yüce Allah’ın isteğini yerine getirerek O’nun hoşnutluğunu kazanmaya ve O’na yakın olmaya çalışmaktır. Bu asıl gaye hiçbir zaman göz ardı edilmemeli ve diğer hikmet ve sebepler bunun önüne geçirilmemelidir. İşte Hac da pek çok hikmetleri bağrında barındıran önemli bir ibadettir. Nitekim hacla ilgili ayetlerde “Onlar kendileri için olan bir takım menfaatlere tanık olsunlar..”[58] “Onda (hac fiillerinde veya kurbanlıklarda) sizler için belli süreye kadar bir takım menfaatler vardır..”[59] “Rabbinizin fazlından /rızkından istemenizde size herhangi bir günah yoktur..”[60] denilerek hac ibadetindeki bu bireysel ve toplumsal, dünyevî ve uhrevî yararlara işaret edilmiştir. Rivayet edilir ki Ebû Hanife, hac yapmadan önce diğer ibadetleri üstün sayardı; ama o, hac yaptıktan sonra haccı tüm diğer ibadetlerden üstün saymıştır, çünkü onda pek çok özellik ve güzellik bir araya gelmiştir.[61]Hac ibadetinde bulunan ve hac ibadetini yapan birey, o kişinin yakın çevresi ve diğer insanlar açısından hikmetleri[62] şöyle sıralayabiliriz:

1. Hac, Allah içindir, O’nun için, O’nun emri olduğu için, O’nun hoşnutluğunu kazanmak için yapılır. Nitekim ayetlerde “Yoluna gücü yetenin Beyti haccetmesi, insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkıdır”[63] “Haccı ve Umreyi Allah için tamamlayın”[64] buyurulmuştur. Bir hadiste de haccın asıl amacından saptırılabileceğine şöyle dikkat çekilmiştir: “Ahir zamanda devlet adamları seyahat, zenginler ticaret, fakirler dilenmek, ham sofular da gösteriş için hac yaparlar.”[65]

2. Allah’ın evi olarak nitelenen ve ilahî birliğin, bir Allah’a boyun eğmenin, O’na bağlılığın bir sembolü olan Ka’be başta olmak üzere, diğer kutsal mekanlarla Yüce Allah’a saygı adeta somutlaştırılır.

3. Hac, insanı maddî ve manevî kirlerden arındıran, ruhî doygunluk ve dinginlik veren bir ibadettir. Hac, içerisinde çok büyük fedakarlık, ihlas, sabır, dua, zikir yoğunluğu olan bir ibadettir.

4. Hac, toplu dua ve ibadet coşkusunun en zirvede tadıldığı bir ibadettir. Mazlumların, zayıfların, güçsüzlerin, seçkinlerin dualarından yararlanılan bir ibadettir hac.

5. Haşr ve neşire benzerliği ile insanlara Ahireti hatırlatan ve ona hazırlayan bir ‘öte dünya’ hazırlığıdır. Hac için yola çıkan kişi, tıpkı Ahiret yolculuğuna çıkıyormuş gibi beraber yaşadığı insanlarla helalleşir, çok sevdiği eşini dostunu, malını mülkünü geride bırakarak yola koyulur.

6. Hacda tarihî tevhid birliği hatırlatılır ve yaşatılır. Zira hac, temeli Peygamberlerin atası sayılan Hz. İbrahim’e dayanan, onun belgezarlarının yaşatıldığı, pek çok hatıranın yad edildiği bir ibadettir. Yine Hz. Peygamber ve ashabının tevhid mücadelesinin geçtiği yerlerde yapılan hac, o seçkin kişilerin yaşadıklarını gözümüzde canlandıran, Müslüman olarak namazda günlük olarak yöneldiğimiz Ka’be’yi canlı olarak yerinde görmemizi sağlayan bir ibadettir.

7. Bir güvenlik ve dokunulmazlık bölgesi, bir sit alanı olan Harem bölgede hacı, barış içerisinde yaşamanın, çevreyi korumanın, insan şöyle dursun, hayvan ve bitkileri bile incitmemenin ne demek olduğunu anlar ve pratik olarak yaşar.

8. Hac, yıllık, dinî, ilmî, politik, diplomatik, ekonomik, sosyal uluslar arası bir kongredir. Onda dünyanın çok değişik yerlerinden gelen seçkin ilim adamları karşılıklı fikir ve görüş alış verisinde bulunur, birbirlerinin çalışmalarından haberdar olurlar. Diplomatik görüşmeler yapılır, yeni stratejiler belirlenir. Hac büyük bir ekonomik Pazar olarak pek çok kişinin para kazandığı, görgüsünü-bilgisini artırdığı büyük bir panayırdır. Müslümanların yetkin ve seçkin kişileri, insanlığın geride bıraktığı bir yılı gözden geçirir ve gelecek bir yıla dair plan ve programlar yapar, birbirlerine yararlı tavsiyelerde bulunurlar.

9. Hac, sosyalleşmenin göstergesidir. Farklı kültür ve seviyede pek çok insanın bir arada yaşama örneğini sunduğu bir fırsattır hac. Karşılıklı yardımlaşma ve dayanışmanın yapıldığı; insanların bir tarağın dişleri gibi eşitlendiği bir gösteri alanıdır.

10. Hac ibadeti, Müslümanlara ve diğer inanç sahiplerine, İslam Dininin birleştiriciliğini ve İslam Toplumunun ihtişamını gösteren, onların birlik ve beraberliğini, kararlığını simgeleyen bir gösteridir.

11. Hac, çok yönlü ve dolu dolu yapılan bir seyahat olarak, yolculuğun maddî ve manevî yararlarını bağrında barındıran bir ibadettir. O, o uğurda karşılaşılan sıkıntılara sabretmeye ve disiplinli bir hayata alıştırır. Seyahatin sıhhat demek olduğu düşünülürse, Hac ibadetinin insan sağlığına da katkısı olan bir ibadet olduğu söylenebilir.

12. Özellikle toplumun önderleri olan ilim adamları ve yöneticiler için, birden fazla hac yapmak, son derece önemli ve anlamlıdır. Seyahatin bir hayli kolaylaştığı ve bir çok kişinin kaçınılmazı olduğu bir dünyada, birden fazla hac/umre yadırganmamalı ve engellenmemelidir. İnsanlar, her yıl denize, kaplıcaya, tatile gitmeyi kendileri için bir gereksinim olarak algılıyorsa; neden beş/on yılda bir hac yahut umreye gitmesinler. Sahâbe ve büyük imamların çok sayıda hac yaptıkları da bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Bugünkü hac uygulamasında Müslümanlar, sayılan bu hikmetlerin bir kısmını bir ölçüde gerçekleştiriyor olsalar da, onların diğer ibadetleri gibi, hac ibadetini de tam randımanlı bir şekilde yaptıkları söylenemez. Bu, insanların dinî bilgilerden, bilinç düzeyinde yoksun olmalarıyla ilgili olup iyi ve uzun soluklu eğitim süreçleriyle aşılabilecek problemlerimizdendir. Ama şurası da bir gerçektir ki, bu gayelerin gerçekleşmesi haccın belirlenen mevsimde ve çok katılımlı olarak yapılmasına bağlıdır. Bugün eğlence, çılgınlık ve ölçüsüzlüğün yapıldığı festivaller, karnavallar, olimpiyatlar milyonların katılımıyla ve sonuçta çok büyük zayiatlar olmadan yapılabiliyor da[66]; dinginlik ve huzur ibadetinin teknik yetersizlik, eğitimsizlik ve yanlış uygulamalar nedeniyle bazı olumsuz sonuçlarına bakılarak ve bunların giderilmesi düşünülmeden ibadet disiplininin temellerinin değiştirilmesinin düşünülmesi ve teklif edilmesi bizce anlamsız ve mantıksız gelmektedir. Zaten hac ibadetinin üç hac ayına, yahut senenin tüm aylarına yayılması şeklindeki teklif pratiği olmayan bir öneridir. Çünkü böyle bir durumda, Arafa ve Kurban günlerinin dışında hac yapmayı kimler içine sindirecek, yahut diğer günlerde birilerinin hac yapmasını kim belirleyecektir? Ya da haccın yılın bütün aylarında yapılabileceğini düşünen bir kişi bir yıl içerisinde birden fazla hac yapmak isterse durum ne olacaktır? Umre için belirlenmiş bir ay olmadığı halde insanların bugün, Ramazan ayı içerisindeki umreye büyük önem verdikleri ortadadır. Dolayısıyla spekülasyon oluşturmadan geliştirilecek fetvalarda insan psikolojileri de göz önünde bulundurularak, uygulanabilirlik hedeflenmelidir. Kur’ân’daki ifâza ayetleri tüm insanların aynı anda, aynı yerde vakfe yapmasını temin için, hac ibadetinde zaman-mekan-şekil birlikteliğini sağlamak için geldiğini gördükten sonra; yeniden bu birlikteliği bozmaya kalkmak Kur’ân’ın ruhuna uygun değildir diye düşünüyoruz.

Kısaca söylemek gerekirse Kur’ân’daki hacla ilgili ayetler, daha önceden var olan hac uygulamasında, tavaf edilecek yer, tavaf şekli, vakfe yeri, vakfe zamanı, kurban ve benzeri konularda birlikteliği sağlamıştır. Hac zamanıyla ilgili Kur’ân ayetleri bütün olarak değerlendirildiğinde; süregelen hac uygulamasını, zaman, şekil ve hedef bakımından belirleyen/onaylayan ele alındığında; haccın hikmet ve amaçları göz önünde bulundurulduğunda haccın aynı mevsimde ve tüm hacıların katılımıyla yapılmasının önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.


D. Cahiliyye Döneminde Hac ve Kur’ânî Düzeltmeler


Kutsal kabul edilen yerlerin farklı şekillerde ziyaret edilmesi anlamına Hac, pek çok dinde kendisini gösteren bir ibadettir. Mekke’deki kutsal yerlerin ziyaret edilmesi anlamına İslam’da hac, temeli Hz. İbrahim’e, hatta Hz. Adem’e uzanan bir ibadettir. Peygamberimizden önce de Araplar haccediyorlardı. O dönemde hac hem dinî, hem kültürel, hem de ekonomik bir sektör halinde idi. Kur’ân ayetleri, hac ibadetini, içerisine karışmış şirk geleneklerini temizleyerek, asliyetine döndürerek onaylamıştır.

Burada hac ile ilgili cahiliyye adetlerini ve onları düzelten Kur’ân ayetlerini kısa kısa vermek istiyoruz:

Arap kabileleri, hac ve umreye gelirken yanlarına azık almazlar ve azıkla hacca gelmeyi tevekküle aykırı sayarlardı.[67] Kur’ân “(Hac mevsiminde ticaret yaparak) Rabbinizden gelecek bir lütfu (kazancı) aramanızda size herhangi bir günah yoktur”[68] diyerek bunu ortadan kaldırdı.

Cahiliyye döneminde hiç konuşmaksızın hac yapılırdı.[69] İslam bunu ortadan kaldırmış ve hac ibadetinde zikir, tekbir, tehlil, telbiye başta olmak üzere, gerektiğinde insanlar arasında konuşmalara izin vermiştir. Bu konuda şöyle buyurulur: “..Allah’tan mağfiret isteyin..”[70] “..Arafat’tan ayrılıp akın ettiğinizde Meş’ar-i Haram’da Allah’ı zikredin ve O’nu size gösterdiği şekilde anın.”[71]

O dönemde hacıların getirdiği telbiyeler şirk karışmış cümlelerden oluşuyordu.[72] İslam, şirkten arınmış bir telbiye örneği sundu.

Dışardan hac için Mekke’ye gelenler, Harem için özel elbise satın alarak girerler, alamayanlar çırılçıplak tavaf ederlerdi. Utanıp kendi elbiseleriyle dolaşanlar, sonra o elbiselerini çıkarıp atarlar ve o elbiseler Mekke’lilere kalırdı.[73] A’raf suresi 27-31 ayetleri bu saçmalığa son verdi.

İhramlılar dam altında ve gölgede oturmazlar; hayvanî yağ ve et yemezlerdi. İslam bu yasağa da son verdi.[74] İhramlı iken eve yahut çadıra girme ihtiyacı zuhur ettiğinde, kapılardan değil, arka taraflara açılan deliklerden girerler ve bunu bir meziyet sayarlardı.[75] Kur’ân bunu da yasakladı: “İyi davranış, asla evlere arkalarından gelip girmeniz değildir. Lâkin iyi davranış, korunan (ve ölçülü giden) kimsenin davranışıdır. Evlere kapılarından girin..”[76]

Zilhıcce, cahiliyye döneminde hac ayı; Zilka’de ve Zilhıcce haram ay olarak bilinir ve bu aylarda savaşılmazdı.[77] Kur’ân, bu hac aylarına ‘bilinen aylar’, ‘bilinen günler’, ‘sayılı günler’, ‘Büyük hac günü’ diye dikkat çekmiştir.

Cahilliyye döneminde hac, sadece Mekke’de yapılmazdı. Mekke’deki ‘Beytullah’tan başka hac yerleri, puthaneler (Beytü’l-Erbâb) vardı. Tâif’deki Beytü’l-Lât, Arafat yakınlarındaki Beytü’l-Uzzâ, Zülhulassa’daki Beytü’l-Menât bunların başında gelirdi.[78] İslam Ka’be dışındaki tüm bu hac yerlerini iptal etmiş, Ka’be’yi de putlardan arındırarak aslî haline döndürmüştü.

Cahiliyyede kabilelerin hac menâsikleri farklılık arzediyordu. Örneğin onlar Zilhıcce’nin sekizinci günü olan Tevriye günü azıklarını alıp Arafat’a çıkardı. Kureyş, Kinâne ve Huzaa kabilelerine mensup olanlarla, din işlerinde hamaset gösterdiklerinden ‘humus’ diye anılan Ka’be hizmetlisi seçkinler ise Nemre’de vakfeye dururlardı. Sonra hepsi Müzdelife’ye akardı. Yukarda sayılan pek çok kural bunları bağlamazdı.[79] İslam, bu ayrıcalık ve farklılıklara son vermiştir. Bu konuda Kur’ân şunları söyler: “Sonra insanların (sel gibi) aktığı yerden siz de akın.. ”[80]

Cahilliyye insanı Ka’be’yi tavaf ettikleri gibi, diğer putları, puthaneleri, putlara sunulan kurbanları, cemreleri, büyüklerin mezarlarını da tavaf edip onlara tazimle el sürerlerdi.[81] İslam tüm bu cahilî geleneklere son vermiştir. Ka’be, Arafat, Minâ, Müzdelife, Safa, Merve putlardan arındırılarak haccın şeairi olarak kalmıştır. Diğer cahiliyyenin kutsadığı pek çok yer iptal edilmiştir.[82] Aynı şekilde cahiliyye döneminde de var olan ihram, tavaf, vakfe, sa’y, cemreleri taşlama, kurban kesme Hz. İbrahim’den kalma birer gelenek olarak muhafaza edilmiştir.

Cahilliyyede insanlar, ellerini birbirlerine bir ip yahut mendille bağlayarak tavaf ederdi. Alkış tutarak tavaf ederlerdi. İslam bunları da yasakladı.[83] Bu konuda Kur’ân şöyle der: “Onların Beyt yanında ibadetleri ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir..”[84]

Müşrikler, güneşperestlerden etkilenerek güneş doğmadan Arafat’tan Müzdelife’ye akın etmezlerdi. Peygamberimiz onlara muhalefet ederek güneş doğmadan Müzdelife’ye ifâza etmiştir.[85]

Amr b. Luhay, Mina’nın değişik yerlerine yedi put dikmiş, tazim için her birine üçer olmak üzere toplam yirmi bir tane taş atılma geleneğini icad etmişti. Araplar bu taşları atarken şöyle derlerdi: “Ey put! Sen, senden önce taşlanan puttan daha büyüksün!” Aynı şekilde bazı büyüklerin mezarı da saygı için taşlanırdı. İslâm bu geleneği de ortadan kaldırdı, sadece şeytanı sembolize eden üç cemreye tazim için değil, tahkir için taş atma uygulamasını getirdi. Aynı şekilde Amr b. Luhay, Safa ve Merve tepelerine de Esâf ve Nâile adında iki put koymuştu. Sa’y yapılırken bu iki put meshedilirdi.[86] Daha sonra ashab, bu geleneği hatırlayarak sa’y yapıp yapmama konusunda tereddüt gösterince Kur’ân sa’yin gereğini açıkça ortaya koydu: “Doğrusu Safa ve Merve, Allah’ın koyduğu nişanlardandır. Her kim Beyti hacceder veya umre yaparsa onları da tavaf etmesinde bir günah yoktur..”[87]

Sûfe denilen ve başında yünden sarık/kavuk bulunan seçkin bir din adamı icazet verdikten sonra ifâza yapılırdı.[88] İslâm, buna da son verdi.

Mina’da putlar için kurbanlar kesilirdi. Kesilen hayvanların kanı Ka’be duvarlarına ve putların yüzüne sürülürdü.[89] İslâm, kurbanların Allah’a yaklaşmak için kesilmesi gereğini bildirdi. “..O hayvanlar üzerine Allah’‎n ismini anınız (ve kurban ediniz).”[90]

Yine cahiliyye insanı, büyüklük taslayarak kesilen kurban etlerinden yemezlerdi. Kur’ân ise “..Artık ondan hem kendiniz yiyin, hem de yoksula, fakire yedirin”[91] diyerek zenginlerin de tevazu göstermelerini istedi ve fakirlerle zenginleri eşitledi.[92]

Cahiliyye halkı, Mina’dan Mekke’ye üç günden önce inmeyi günah sayarlardı. Kur’ân buna da açıklık getirdi: “..Kim iki gün içinde acele edip (Mina’dan Mekke’ye) dönmek isterse, ona bir günah yoktur..”[93]

Yine o dönemde insanlar, Minâ ile Cebel-i Rahme arasında durup dedelerinin ve babalarının isimlerini sayarak onlarla övünürlerdi.[94] Kur’ân bu adeti de ortadan kaldırdı: “Hac ibadetlerinizi bitirince, babalarınızı andığınız gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir şekilde Allah’ı anın..”[95]

Görüldüğü üzere İslam, içerisine şirk bulaşmış, mantıksız ve zor uygulamaları kaldırmıştır. Hacla ilgili olarak inen ayetlere bakıldığında, onların hac ibadetinin önemini, hikmetini, zamanını, yerlerini genel olarak belirlediğini; İslam’dan önce hac ibadetine bulaştırılmış şirk geleneklerine son verdiğini, asıl hedefinden sapan bazı uygulamaları yeniden hedefine oturttuğunu, yanlışları düzeltip eksikleri tamamladığını ve uygulamada bir takım kolaylıklar sağladığını, bazen de konuyla ilgili olarak zihinlerde oluşan sorulara açıklık getirdiğini görürüz. Dolayısıyla hac ibadetini layıkıyla yapabilmek için, Kur’ân’ın indiği dönemdeki uygulama ile Hz. Peygamber ve ashabının uygulamalarının belirleyici, tayin edici ve tanımlayıcı yeri ve önemi vardır. Onlar göz ardı edilerek bir yere varılamaz. İşte biz tam bu noktada Hz. Peygamberin s.a.v. “Hac menâsikini (haccın zaman ve yapılış şeklini) benden alın” şeklindeki meşhur sözünü daha iyi anlamaktayız. Burada Peygamberimizin hac ve umreleriyle ilgili şu tarihî bilgileri vermekte yarar olacağını düşünüyoruz:

Nübüvvetten önce 40 yıl Mekke’de yaşayan Peygamberimizin s.a.v. hac yaptığına dair kaynaklarımızda bilgiler vardır. Onun Hicretten önce yaptığı haclarını sayısı onu bulmuştur. Hicretten sonra ise O, umre için üç, hac için bir kere sefere çıkmıştır. Onun umreleri, Hicrî 6. sene Zilka’de ayında gerçekleşen Hudeybiyye Umresi; 7. sene Zilka’de ayında gerçekleşen Kazâ Umresi; 8. sene Zilka’de ayında yapılan Ci’râne umresidir. Haccı ise, 10. sene Zilhıcce ayında yaptığı Vedâ haccıdır.[96]

E. Hac Uygulamasında Karşılaşılan Bazı Problemler ve Çözüm Önerileri

Haccın uygulamasında karşılaşılan problemler, haccın belli günlerde yapılmasından kaynaklanmamaktadır. Belki yetersiz teknik donanım, alt yapı ve eğitim eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Sözgelimi Arafat vakfesinde, tavafta büyük problemler yaşanmamakta; belki Şeytan taşlamada, Hacerü’l-Esvedi öpmede, Makam-ı İbrahim’de namaz kılmada vb. yerlerde yaşanmaktadır. Organize iyi yapılmazsa çok küçük kalabalıkların katıldığı etkinliklerde de büyük problemler yaşanabilmektedir.

Biz, konunun teknik uzmanı olmasak da, problemleri yaşayan ve gözlemleyen biri olarak hacla ilgili tecrübe ve birikimlerimizi ilgililerin dikkatlerini sunmak istiyoruz:

Bugün dünya, teknolojide çok büyük mesafeler katetmiş ve bu ilerleme hız kesmeden devam etmektedir. Hac ibadetinin uygulanışında bugün, insanlığın ulaştığı teknik gelişmeler tümüyle işletilmemektedir. Çok yönlü bir uzmanlar komisyonu oluşturulup bugün hac ibadetinin kolaylaştırılması yönünde neler yapılabilir, tespit edilmelidir. Bu noktada biz, ileri sürülebilecek çözümleri, öncelik sırasına göre şu üç başlıkta sıralamayı uygun buluyoruz:

1. Teknik Çözümler: Aşağıda örnek olarak sayılacak olan bazı teknik donanımlara proje, maddî destek için Müslüman devletler katkıda bulunmalı; hatta bu konuda Müslüman olmayanlardan bile teknik yardım alınmalıdır. Bugün Mekke ve Medine’den coğrafî bakımdan çok daha küçük merkezlere on milyonluk ve hatta daha kalabalık metropoller kurulabilmektedir. En önemlisi, Hicaz bölgesi, yalnızca Suud Ailesinin bölgesi olarak görülmemelidir. O bölge dün olduğu gibi bugün de Hicaz bölgesi kimliğine bürünmeli, orada yapılacak hizmetlere bilim, teknik eleman, modern donanım, ekonomik destek bakımından tüm Müslümanlar ve tüm insanlar katılmalıdır.

2. Eğitsel Çözümler: Eğitilmiş hacı adayları, şoföründen, hostesine, hasta bakıcısından hocasına kadar eğitilmiş görevlilerle bugünkünden çok daha sağlıklı ibadetler yapılabilecektir. Hacı adayları, hacca gitmeden önce teorik kısa bilgilerle donatılmalı, görsel olarak hac filmleri izlettirilmeli, haccın belirli merkezlerinin maketleriyle pratikler yapılmalıdır. Genç, dinç, dinamik, fedakar ve tecrübeli görevlilerin rehberliği tercih edilmelidir. Görevli seçiminde liyakate öncelik verilmelidir. Bu konuda görevliler, hac öncesi sakin aylarda hem umre, hem de yerinde hac tatbikatı yapabilirler.

3. Fıkhî Çözümler: Son olarak fıkıh mezheplerinin nasslara dayanarak, şimdiye kadar belirlediği genişlik ve kolaylıklardan sonuna kadar yararlanılmalıdır. Çünkü Kur’ân’ın ve Hz. Peygamberin hacla ilgili getirdiği kurallarda son derece genişlik ve kolaylık göze çarpmaktadır. Örneğin Sa’y hakkında “Her kim beyti hacceder veya umre yaparsa onları (Safa ve Merve’yi) tavaf etmesinde bir günah yoktur.”[97] “Rabbinizden gelecek bir lütfu aramanızda (Hac mevsiminde ticaret yapmanızda) size herhangi bir günah yoktur..”[98] Bu konuda hadis kaynaklarında geçen şu rivayet oldukça çarpıcıdır: Peygamberimiz @ veda haccında tıraş olduktan sonra ihramdan çıkıp giyindi. Halk, sürekli olarak kendisine hacla ilgili sorular yöneltiyordu. O gün, hac amellerinin takdim ve te’hiriyle ilgili sorulan her soruya Peygamberimiz, yapınız sakınca yoktur, diye cevap vermiştir.[99] Bunun için dünyada müntesibi bulunan farklı mezheplerin önde gelen ilim adamlarıyla her yıl periyodik olarak, hacdan önce, hac sezonunda ve hacdan sonra hac sempozyumları toplanmalıdır. Ama ilk ikisi tam olarak yapılmadan dinin nassları ve rukünleri zorlanmamalıdır.

Teknik Çözüm önerileri:

Hac zamanı ile ilgili olarak bizce haccın ruhuna aykırı olarak ileri sürülen yeni öneriler, genelde son yıllardaki hac uygulamalarında karşılaşılan olumsuzluklar ve acıklı ölümlerle sonuçlanan kazalar üzerine gündeme gelmiştir. Oysa bu olumsuzluklar teknik donanım, alt yapı eksikliği ve beceriksizliklerden kaynaklanmaktadır. Biz bunların büyük ölçüde giderilebileceğini düşünmekteyiz. Bu konuda, uzmanlarca tartışılabilecek bazı somut örnekler vermek istiyoruz.

Hz. Peygamber döneminde, hastalar sedye ile omuzlarda taşınıyordu, bugün de öyle. Mescidin dördüncü katına bir hasta koltuklu bant sistemi kurularak bu iş daha risksiz ve daha rahat bir biçimde yapılabilir.

Metafa giriş ve çıkışlar yeniden düzenlenebilir. Alt geçitten giriş ve alt geçitten çıkışla grupların karşılaşması/çatışması önlenebilir. Bütün bunlar yapılırken Ka’be’nin yerin altındaki kısmının da, semaya kadar olan kısmının da Ka’be hükmünde olduğu göz önünde bulundurulabilir.

Hacerül esved taşı bile, bugünkünden daha çok hacı tarafından öpülecek hale getirilebilir. Taşı öpmek, haccın bir ruknü olmasa bile, hacı psikolojisi, o atmosfer kişileri o taşı öpmeye sürüklemektedir. O halde daha düzenli ve daha kolay nasıl öpülebilir. Parmak izlerine duyarlı elektronik bir cihazla, herkesin en fazla bir kere öpmesi sağlanabilir. Birden fazla öpmek isteyen, taşa yaklaştığı zaman manevî havayı bozmayacak bir şekilde alarm çalmalı ve bunu gören görevli tarafından o kişi oradan uzaklaştırılmalıdır. Tabi her şeyden önce, görevliler başta olmak üzere herkes bu konuda eğitilmelidir.

Sa’ yapılan yerde yeni düzenlemeler yapılmalıdır. Hasta ve yaşlılar için araba sistemi yerine, bant üzerinde yürüyen koltuk sistemi geliştirilebilir.

Şeytan taşlama yeri, üst geçit gidenlerin geri dönemeyecekleri şekilde bant sistemiyle dizayn edilebilir. Benzer bant sistemi zemin kata da yapılarak, hacıların geri dönüşü ve beklemeleri önlenmiş olur.

Arafat, Mina, Müzdelife gibi kalabalık yerlere tüp ve benzeri yanıcı, yakıcı ve patlayıcı şeylerin girmesine kesinlikle izin verilmemelidir. Hazır sıcak yemek dağıtımı yapılmalı, en azından bu bölgeler doğal gaz sistemiyle donatılmalıdır. Yanmaz ve daha donanımlı modern çadır yahut konaklama sistemleri geliştirilmelidir. Prefabrik evler gibi.

Tuvalet ve banyoların sayısı artırılmalı, daha konforlu ve hijyen hale getirilmelidir. Bunun için elektronik kontrol sistemleri düşünülebilir.

Mutlaka yer altı/ metro taşımacılığına geçilmelidir. Arafat-Harem güzergahında birden fazla hatlı metro sistemleri konulmalıdır. Bu sistem hem taşımayı rahatlayacak, hem de insanların gölgede seyahatleri ve hatta barınmaları sağlanacaktır.

Medine ve diğer bölgelerdeki ziyaret yerleri için metro sistemiyle periyodik turlar düzenlenmelidir. Ziyaretçiler, ziyaret edecekleri yerler ve ziyaret şekilleri hakkında doğru bilgilendirilmeli, bunun için çok dilli, doğru bilgilere dayanan, resimli broşürler, haritalar, el kartları, cep kitapçıkları hazırlanmalıdır. Hacıların kullandıkları çanta valiz, cüzdan, şemsiye ve benzeri eşyalar üzerine çevre bilinci, temizlik, ibadet bilinciyle alakalı yönlendirici dövizler yazılabilir. Mekke ve Medine’de ticarî ulaşım yapan şoförlere ayrıntılı şehir bilgisi öğretilerek taşıma izni verilmelidir.

Hicaz bölgesine ulaşan güzergahlara karayolu dışında en güvenli ve en huzurlu deniz ve demir yollarına işlerlik verilmeli, onların tercihen kullanımı cazip hale getirilmelidir. Hac mevsiminde hava yolları şirketlerinin uyguladıkları fırsatçı fahiş fiyat uygulamalarının önüne geçilmelidir.

İsteyenler için, Haccın mümkün olan daha kısa zamanda yapılması sağlanmalıdır. Hz. Ömer, hac mevsiminden sonra uzun süre o bölgelerde kalmak isteyenleri memleketlerine göndermiştir. Bu konuda mini tarife uygulamalarıyla fiyatlar aşağıya çekilerek, kısa süreli hac özendirilebilir.

İnsanların gençken hacca gitmeleri tavsiye ve teşvik edilmelidir. “erken yaşlarda hacca gidersem, haccı tutamam/taşıyamam” anlayışının yanlış olduğu belirtilmelidir. Gerekirse bir sefer hac yapanlar için kota uygulaması uygulanabilir.

Diplomatik işbirliği ile farklı milletlere mensup hacılara hizmet edecek güvenlik, sağlık, rehberlik görevlilerinin önceden eğitilmiş, çok dil bilen, yetişmiş kendi ülke insanlarından seçilmeleri sağlanmalıdır.

Tüm bu alt yapı çalışmaları sağlandıktan sonra yine bir takım zorluklarla karşılaşılıyorsa ki karşılaşılacaktır, dinin tanıdığı kolaylık ve ruhsatlardan da sonuna kadar yararlanılmalıdır. Ama haccı kolaylaştırma girişimleri, Haccın çok yönlü esprilerine gölge düşürmemelidir. Bugün milyonların katılımıyla dünyanın çeşitli yerlerinde festivaller, faşingler, şenlikler, olimpiyatlar, miting ve gösteriler düzenlenmektedir. Onların organizesinden de yararlanma yoluna gidilmelidir.

[1] İbn Hazm’ın tespitine göre Hâricîlerin bir grubu olan Ebû İsmail el-Bıttîhî ve yandaşları haccın senenin tüm aylarında yapılabileceğini söylemişlerdir. Bkz. İbn Hazm Ebû Muhammed Ali b. Ahmed, el-Fasl fi’l-Milel ve’l-Ehvâ ve’n-Nihal,Beyrut, ty, V, 51-52.

[2] Reşid Rıza, Tefsîru’l-Menâr, Daru’l-Fikr, Kahire, 1923, X, 413-414.

[3] Bkz. 9 Tevbe 36. Ayrıca bkz. 2 Bakara 194, 217; 5 Maide 2, 97.

[4] Bkz. 9 Tevbe 37.

[5] Bkz. 5 Maide 2, 97. Şeâir, ibadet ve kurbe için belirlenmiş özel alametler demektir.  İbnü’l-Cevzî, Zâdü’l-Mesîr fî Ilmi’t-Tefsîr, Beyrut, 1984, I, 164; II, 272. Tevhid dinin burçları, en temel göstergeleri için kullanılan bu kelime hem ibadetin kendisi için, hem de ibadetin yer ve zamanı için kullanılmıştır.

[6] Kur’ân, oruc ayı olan Ramazan ayını, Kur’ân’ın indirildiği ay olarak zikreder. Bkz. 2 Bakara 185. Söz konusu ayetten, bu ayın Kur’ân’ın inmeye başladığı ay olması hasebiyle adının zikredildiği çıkarılabilir.

[7] 89 Fecr 1-4.

[8] Ayrıca genel olarak her günün başlangıcı, sabah namazı, gündüzün tamamı, Muharrem’in ilk günü olabileceği de söylenmiştir. Bkz. İbnü’l-Cevzî, Zâdü’l-Mesîr, IX, 102-103.

[9] Ramazan’ın son on günü olabileceği söylenmişse de, itikafla bu günlerin diğer günlerden farklı tutulması Medine döneminde olan bir uygulamadır. Yine bu on gecenin Ramazan’ın ilk on gecesi, yahut Muharrem’in ilk on gecesi olabileceği de söylenmiştir. Bkz. İbnü’l-Cevzî, Zâdü’l-Mesîr, IX, 103-104.

[10] Ayette geçen çift ve tek  ile ilgili şu yirmi görü‏ş ileri sürülmüştür: Şef’ Arafe ve Kurban günü; vetr kurban gecesi; Şef’ kurban günü (10. gün), vetr Arafe günü (9. gün); Şef’ çift rekatlı namaz, vetr tek rekatlı namaz; Şef’ tüm yaratıklar, vetr bir Allah; Vetr Hz. Adem, şef’ eşi; Şef’ kurban bayramının iki günü, vetr üçüncü günü; Şef’ sabah namazı, vetr akşam namazı; Şef’ akşam namazının iki rekatı, vetr üçüncü rekatı; Şef’ çift yaratıklar, vetr tek yaratıklar; çift sayılar, tek sayılar; Zilhıcce’nin on günü, vetr Mina ‘daki üç gün; Şef’ fısıltı ile konuşanın ikincisi olan Allah, vetr tek olan Allah; Şef’ Adem ve eşi, vetr Yüce Allah; Şef’ gece ve gündüz, vetr gecesi olmayan kıyamet günü; Şef’ cennetin sekiz derecesi, vetr cehennemin yedi derekesi; Şef’ izzet ve zillet gibi zıt şeyler, vetr her şeyiyle tek olan Allah; Şef’ Safa ve Merve tepeleri, Vetr Ka’be; Şef’ Mekke ve Medine mescidleri, vetr Beyt-i Makdis; Şef’ hacla umrenin birleştirildiği Kıran haccı, vetr ifrat haccı; Şef’ namaz oruc gibi tekerrür eden ibadetler, vetr bir kere yapılması gereken ibadet hac. Bkz. İbnü’l-Cevzî, Zâdü’l-Mesîr, IX, 104-108; Suyûtî, el-İklîl fî     İstinbâti’t-Tenzîl,Beyrut, 1985, s, 287.

[11] Yine  söz konusu gecenin senenin her gecesi, yahut kadir gecesi de olabileceği söylenmiştir. Bkz. İbnü’l-Cevzî, Zâdü’l-Mesîr, IX, 108.

[12] 85 Burûc 3.

[13] Bundan başka ‘şahid’ Kurban günü, ‘meşhûd’ Arafe günü; Hacerü’l-esved ve Hacı da denmiştir. Diğer görüşler için bkz. İbnü’l-Cevzî, Zâdü’l-Mesîr, IX, 71-73.

[14] 22 Hac 27. Ayette hitabın Hz. Muhammed’e olabileceği de söylenmiştir. Bkz. Şevkânî Muhammed b. Ali, Fethu’l-Kadîr,Mısır, 1964, III, 558. Ancak hitap Hz. İbrahim peygambere olsa bile, Kur’ân’da bunun aynı şekilde tekrarlanması, bu emrin Peygamberimiz başta olmak üzere, Kur’ân’ın tüm muhataplarına olduğu anlamına da gelir.

[15] Bkz. Ebu’l-A’lâ Mevdûdî, Tefhîmü’l-Kur’ân, İstanbul, 1996, III, 339-340.

[16] İbn Aşûr Muhammed Tâhir, Tefsîru’t-Tahrîr ve’t-Tenvîr, ty,  II, 196.

[17] 2 Bakara 189.

[18] Bkz. Râzî Fahreddin, et-Tefsiru’l- Kebir, Tahran, ty,  V, 124.

[19] 2 Bakara196.

[20] İbn Aşûr, Tefsîru’t-Tahrîr ve’t-Tenvîr,  II, 216-217.

[21] Mevdûdî, Tefhîmü’l-Kur’ân, I, 231. Haccın hicretin 5, 6, 7, 8, 9 ve 10. yıllarında farz kılındığına dair görüşler de vardır. Kurtubî, bunlardan 9. yılı tercih etmiştir. Bkz. Özaydın Abdülkerim, ‘Hac’ md. DİA, XIV, 388. Bu konuda birden fazla görüş olmasının nedeni, hac ile ilgili ayetlerin farklı periyotlarda inmiş olmasıdır.

[22] 3 Alu Imran 97.

[23] İbn Aşûr, II, 231.

[24] 2 Bakara 197.

[25] Zemahşerî, el-Keşşâf, Beyrut, ty, I, 346; Şevkânî, I, 253; Menâr, II, 226.

[26] Derveze, et-Tefsîru’l-Hadîs, V, 210; Ateş Süleyman, Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri, İstanbul, 1989, I, 347.

[27] Bkz. Cevad Ali, el-Mufassal, VI, 350.

[28] Sâbûnî, Ravâiu’l-Beyân, I, 245.

[29] Râzî, Tefsîr, V, 160; Sâis, Tefsîru Ayâti’l-Ahkâm, I, 209.

[30] 22 Hac 28.

[31] Zemahşerî, el-Keşşâf, III, 11; Şevkânî, Fethu’l-Kadîr, II, 558; Mevdûdî, Tefhîmü’l-Kur’ân, III, 361.

[32] 2 Bakara 203.

[33] Zemahşerî, el-Keşşâf, I, 351; Şevkânî, Fethu’l-Kadîr, I, 259-262

[34] 9 Tevbe 3.

[35] Hacc-ı ekber ifadesi hac için, Hacc-ı asgar ifadesi ise umre için kullanılmıştır. Kıran haccı için ‘Büyük hac’; ifrad haccı için ise ‘Küçük hac’ da denmiştir. Yine Kurban bayramı günü için, ‘Büyük hac günü’, Arafe günü için ‘Küçük hac günü’ de kullanılmıştır. Bkz. Menâr, X, 159-160. Bu günden maksadın tüm hac günleri olduğuna dair de bir görüş vardır. Bkz. İbnü’l-Cevzî, Zâdü’l-Mesîr, III, 396. Ancak Râzî, bu üçüncü görüşün pek tutarlı olmadığını, ayette tek bir günün kastedildiğini söyler. Bkz. Râzî, Tefsîr, XV, 221.

[36] İbn Abdilberr, et-Temhîd, Mağrib 1387, I, 125-126; Mevdûdî, Tefhîmü’l-Kur’ân, II, 206.

[37] Tirmîzî, Tefsîr 2/22; Ebû Davûd, Menâsik 68; İbn Mace, Menâsik 57; Dârimî, Menâsik 54..

[38] Elmalılı, Hak Dini Kur’ân Dili, IV, 2453.

[39] Nitekim Râzî, Hac suresi ayetinde geçen ‘İnsanlara haccı bildir, sana gelsinler’ ifadesini, hac konusunda sana uysunlar, demek olduğunu söyleyerek güzel bir tespitte bulunur. Bkz. Râzî, Tefsîr, XXIII, 28. Bu noktada Hz.Peygamberin @ “Hac menasikini benden alın, benden gördüğünüz gibi haccı yapın” (Müslim, Hac 310; Ebu Davûd, Menâsik 77; Nesâî, Menâsik 220; Ahmed, III, 318, 337, 366, 387) şeklindeki meşhur hadisi devreye girmektedir.

[40] Zebîdî, Tâcü’l-Arus, II, 16-17; İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, I, 569.

[41] Bkz. 2 Bakara 189, 196 (üç kere), 197 (üç kere), 9 Tevbe 3; 22 Hac 27.

[42] Bkz. 3 Alu Imran 97.

[43] Bkz. 9 Tevbe 19.

[44] Ragıb el-İsfehânî, el-Müfredât, s, 387; Zemahşerî, el-Keşşâf, I, 185, 348.

[45] 5 Maide 83; 9 Tevbe 92

[46] 10 Yunus 61; 24 Nûr 14;  46 Ahkâf 8

[47] 7 A’raf 50.

[48] 2 Bakara 198, 199 (iki kere).

[49] İbn Aşûr, II, 238.

[50] 20 Tâhâ 115.

[51] Zemahşerî, el-Keşşâf, I, 348.

[52] Şevkânî, I, 258.

[53] Bkz. Buhârî Hac 91-92; Zemahşerî, el-Keşşâf, I, 349; Suyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, I, 226; Cevad Ali, el-Mufassal fî Tarihi’l-Arab Kable’l-İslam, Bağdat, 1993. VI, 363-370.

[54] Bkz. Ragıb el-İsfehânî, el-Müfredât, s, 15.

[55] Bkz. 7 A’raf 44; 12 Yusuf 70; 22 Hac 27.

[56] 7 A’raf 167; 14 İbrahim 7.

[57] İbn Aşûr, XVII, 242.

[58] 22 Hac 28.

[59] 22 Hac 33.

[60] 2 Bakara 198.

[61] Bkz. Zemahşerî, el-Keşşâf, III, 11.

[62] Bkz. Gazzâlî, İhyâ, Mısır, 1939, I, 415-419; Dehlevî, Huccetullâhi’l-Bâliğa, II, 156; Vehbe ez-Zühaylî, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, İstanbul, 1992, III, 404-407; Uludağ Süleyman, İslamda Emir ve Yasakların Hikmeti, Ankara, 1989, s, 94-98; Görgün Tahsin, ‘Hac’ md, DİA, XIV, 397-399.

[63] 3 Alu ımran 97.

[64] 2 Bakara 196.

[65] Gazalî, İhyâ, I, 269.

[66] Her yıl değişik zamanlarda, dünyanın değişik yerlerinde milyonlarca kişinin katılımıyla çok katılımla karnaval, festival, olimpiyat ve benzeri toplantılar yapılmaktadır. Bu toplantıların asıl hedefi daha çok sayıda insanın katılımıyla, daha tantanalı olmasıdır. Bir fikir verme bakımından 1995 verilerine göre bir milyon (1.041.203 kişi. Bkz. DİA, XIV, 409) kişinin katılımıyla gerçekleşen hac ibadetiyle, şu birkaç örnek birlikte değerlendirilebilir: Her yıl Brezilya’da düzenlenen Rio Karnavalı, resmi olarak dört gün süren, ancak birçok kentte bir haftadan uzun bir süreye yayılan bir karnavaldır. Pernambuco’da geçitler sırasında sadece bir grubun peşinden 1,5 milyon kişinin geldiği bilinmektedir. Rio karnavalı bir “dünya harikası” statüsüne çoktan ulaşmıştır. Bkz. 27.02.2001 tarihli Akşam Gazetesi. Her sene Temmuz’un ikinci haftası yapılan Berlin Tiergarten parkında yapılan Love Parade’e (Aşk Festivali) festivaline katılan bir buçuk milyon kişi (1998 rakamı) bu parkın içinde içiyor ve tuvalet ihtiyacını gideriyor. Bkz. Ece Esmer, The Guardian’dan derlenmiştir. 31.01.99 tarihli Hürriyet Gazetesi.

[67] Cevad Ali, el-Mufassal, VI, 373.

[68] 2 Bakara 197.

[69] Cevad Ali, el-Mufassal, VI, 348.

[70] 2 Bakara 199.

[71] 2 Bakara 198.

[72] Örnekler için bkz. Cevad Ali, el-Mufassal, VI, 375-379.

[73] Cevad Ali, el-Mufassal, VI, 357-361.

[74] Olgun Tahir, Müslümanlıkta ibadetler Tarihi, s, 234-240.

[75] Cevad Ali, el-Mufassal, VI, 371.

[76] 2 Bakara 189.

[77] Cevad Ali, el-Mufassal, VI, 348-349.

[78] Cevad Ali, el-Mufassal, VI, 351.

[79] Cevad Ali, el-Mufassal, VI, 351; Olgun Tahir, Müslümanlıkta ibadetler Tarihi, s, 234-240.

[80] 2 Bakara 199.

[81] Cevad Ali, el-Mufassal, VI, 354.

[82] Cevad Ali, el-Mufassal, VI, 379.

[83] Cevad Ali, el-Mufassal, VI, 356-359.

[84] 8 Enfâl 35.

[85] Cevad Ali, el-Mufassal, VI, 385.

[86] Cevad Ali, el-Mufassal, VI, 386; 380-383.

[87] 2 Bakara 158.

[88] Cevad Ali, el-Mufassal, VI, 386-387; Olgun Tahir, Müslümanlıkta ibadetler Tarihi, s, 234-240.

[89] Cevad Ali, el-Mufassal, VI, 388.

[90] 22 Hac 36.

[91] 22 Hac 28.

[92] Bkz. Râzî, Tefsîr, XXIII, 29.

[93] 2 Bakara 203.

[94] Cevad Ali, el-Mufassal, VI, 390; Olgun Tahir, Müslümanlıkta ibadetler Tarihi, s, 234-240.

[95] 2 Bakara 200.

[96] Olgun Tahir, Müslümanlıkta İbadetler Tarihi, s, 242-243.

[97] 2 Bakara 158.

[98] 2 Bakara 198.

[99] Bkz. Ebû Davûd, Menâsik 87; İbn Mace, Menâsik 74; Nesâî, Hac 224; Dârimî, Menâsik 50; Ahmed, II, 159.