Helâl Alışverişe Karşı Haram Olan Fâiz!

e-Posta Yazdır PDF

Terlemeden ve riske girmeden kazanma demek olan fâiz, haksız bir kazançtır ve her çeşidiyle haramdır. Çoğu sarhoşluk veren içkinin azının da haram olması gibi, fâiz de bütün oranlarıyla haramdır.


Fâiz, zengini aşırı zengin, fakiri de aşırı fakir eden, ekonomiyi sömürüp çürüten bir virüstür.


Fâiz, mü’minler arasında şefkat, merhamet ve Allah için yardımlaşma duygularını yok eden bir hastalıktır.


Fâizle servet, meşru yatırım aracı olmaktan çıkar, ölü hale gelir.


Fâiz, kişileri riske girmeden, çalışmadan kazanmaya sevk ettiği için tembelliği körükler; yatırımı yok eder. Başkasının malına haksız yere tecâvüz olduğu için fâiz, mal emniyetini zedeler.

Fâiz, parayı araç olmaktan çıkarır, amaç haline getirir. İnsanları mutlu etme aracı olması gereken para, insanların mutsuzluk aracı haline gelir. Sonuçta para/variyet yalnızca belli sınıfların tekelinde dolaşan bir meta haline gelir. Bu da pek çok insanın birbirine düşman olmasına ve huzursuz olmasına yol açar.


Fâiz, toplumda sömürüyü destekler, insandaki merhamet, diğergâmlık duygularını köreltir. İnsanları ihtiras, bencillik, kin, haset, asabî gerginlik, düşmanlık gibi hastalıklara dûçâr eder. Fâiz temelli sistem, kapitalizmi desteklerken; bunalan fertlerin sosyalizm benzeri fikirlere yönelmesini sağlar. Fâiz, malda, sosyal hayatta bereketi alır götürür.


Yüce Allah, alış-verişi helâl, fâizi haram kılmıştır. O’nun helâl kıldığı şeyler herkesin hayrınadır. Allah’ın haram kıldığı şeyler ise, zengin fakir, kadın erkek, fert toplum herkesin zararınadır. Hem mânen zarardır, hem madden zarardır. Yüce Allah’ın helâl kıldığı şeyler, asla haram kılınanlara muhtaç bırakmayacak genişlikte ve zenginliktedir. Helâller bütünüyle uygulanırsa, haramlara gerek kalmaz, insanlar haramları işlemek zorunda kalmazlar.


Fâizli muamelenin karşılıklı rızâ ile yapılıyor olması onu haram olmaktan çıkarmaz. Katmerli fâiz haram olduğu gibi, azıcık fâiz de haramdır. Müslüman, fâiz bulaşığı olan, fâiz şaibesi olan, sonuçta fâize götüren he türlü muâmeleden uzak durmaya çalışır.


Kullarının hep hayrını gözeten Yüce Rabbimiz, fâiz batağına batmış bir topluma indirdiği şu âyetlerle onları fâizcilikten kurtarmış, helâl ve bereketli kazançların adamı etmiştir.


“İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz her hangi bir fâiz Allah katında artmaz; fakat Allah’ın rızasını dileyerek verdiğiniz herhangi bir sadaka böyle değildir. İşte onlar sevaplarını kat kat artıranlardır.”[1]


“Ey İnananlar! Fâizi kat kat alarak yemeyin. Allah’tan sakının ki başarıya erişesiniz.”[2]


“Fâiz yiyenler mahşerde ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar… Kim fâizciliğe dönerse, işte onlar cehennemliktir, onlar orada temelli kalacaklardır… Allah fâizi eksiltir, sadakaları bereketlendirir… Ey İnananlar! Allah’tan sakının, inanmışsanız, fâizden arta kalmış hesaptan vazgeçin. Böyle yapmazsanız, bunun Allah’a ve peygamberine karşı açılmış bir savaş olduğunu bilin.”[3]

 

Allah’a Savaş Açmak


Âyetlerde çıkan mesajları şu şekilde özetleyebiliriz:


Kullarının hayrını gözeten Yüce Allah, ticareti helâl kılmış, fâizi ise haram kılmıştır. Karşılıksız yardımlaşma ve karşılıksız borç vermeyi/karz-ı haseni en güzel amel olarak nitelemiş; bencillik ve çıkarcılığı körükleyen fâizi yasaklamıştır. Yüce Allah’ın diğer alanlarda olduğu gibi, ekonomik alanla ilgili meşru kıldığı şeyler de insanlara yetecek ve onları huzur içerisinde yaşatacak özellik ve güçtedir. Dolayısıyla yasak sınırları zorlamaya gerek yoktur.


Fâizden vazgeçmeyenler, kabirlerinden şeytan çarpmış olarak kalkacaklardır. Şeytan, dünyada iken onlara dost görünüp onları kandırdı, fâiz illetine bulaştırdı; kabirden kalkarken ise onlara vuracak, onları çarpacaktır. İşte şeytan ve onun adamlarının dostluğu böyle olur


Fâizden vazgeçmeyen kimseler, Allah’a savaş açmış azgınlardır. Konumu, makamı ne olursa olsun hiç kimsenin bu anlamsız savaşta Yüce Allah ile baş etmesi ise mümkün değildir.


Son âyetler, Mekke’de Cahiliyye Döneminden kalma, yüklü miktarda fâiz alacağını istemekte ısrar eden kardeşler hakkında inmiştir. Mekke Valisi Attâ, durumu Peygamberimize yazı ile sordu. Cevapta Allah’ın Rasülü şöyle diyordu: “Onlar Allah’ın hükmüne râzı olurlarsa ne âlâ! Aksi takdirde onlarla savaş!” Bu uyarı üzerine onlar fâiz alacaklarından vazgeçtiler.


Evet, bu âyetler indiği sıralarda Mekke ve Medine’de fâiz borcu ve alacağı olan pek çok insan vardı. Onlar, fâiz haram kılınmadan önce bu uygulamaların içerisine girmişlerdi. Ama âyetler inince, onların hepsi fâizden vazgeçtiler. Çünkü onlar iman edenlerdi ve onlar Allah’tan sakınan kimselerdi. Elbette insanın mala/paraya karşı aşırı tutkusu vardı. İnsanın alacağından vazgeçmesi kolay değildi. Bu yüzden âyet, çok kesin ve sert uyarılarla geldi. “Gerçekten mü’minseniz fâizden vazgeçin, aksi takdirde Allah’a ve peygamberine savaş ilan etmiş olursunuz.” buyruldu.


Âyetin, “Allah’tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.” ifadesi ile sona ermesi de oldukça anlamlıdır. Demek ki Allah’ın yasaklarını çiğnememek kişiyi takvâlı olmaya götürüyor, takvâlı olmak da kurtuluşa götürüyor. Takvâ silahı da kişiyi haramlara düşmekten kurtaran bir silahtır.


Bir toplumda İlâhî ölçüleri birkaç kişinin uygulaması yetmez. Toplumun tüm fertleri bu ölçülere uymalı ki kurtuluş gerçekleşsin. Bu yüzden âyet çoğul kalıbıyla gelmiştir.


Âyetler indiği sıralarda özellikle borcunu ödeyemeyenlere uygulanan katmerli fâizlerle insanlar sömürülmeye devam etmekteydi. Kur’ân, içki, kumar gibi diğer haramların yasaklanışında olduğu gibi fâizin haram kılınmasında da tedricî bir yol izlemiş ve aşama aşama fâizi yasaklamıştır.


Katmerli fâiz yasaklandığı gibi, oranı ne olursa olsun diğer fâiz çeşitleri de yasaklanmıştır. Zira günahın büyüğü küçüğü olmaz. Günahlar, onlara bağışıklık kazanıldığında, küçük ve basit görüldüğünde insanları günah tiryakisi eder, en büyük günahları işlemeye sevk eder. Haram yoldan elde edilen kazançlar cazip gelebilir. İnanan kişi, güçlü imanı ve Allah’a olan saygısı, takvâsı ile bunlardan kendisini korur.

“Fâizin Her Çeşidi Kaldırılmıştır”


Peygamberimiz, Veda Hutbesinde fâiz konusuna geniş bir bölüm ayırır ve ümmetini şöyle uyarır:

“Fâiz Haramdır: Fâizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lakin borcunuzun aslını vermek gerekir. Ne zulmediniz ve ne de zulme uğrayınız. Allah’ın emriyle fâizcilik artık yasaktır. Cahiliyetten kalma bu çirkin adet’in her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de (amcam) Abdulmuttalip oğlu Abbas’ın fâizidir.” 


Peygamberimiz, herkesin hayrına olan helâl kazanca dayalı ekonomi sistemini fiilen kurmuş, bu sistemi zedeleyen fâiz, haksız kazanç, karaborsacılık, vurgun, soygun, hırsızlık, gasp gibi tüm haramları yasaklamakla kalmamış, bunları hayata geçirmiştir. O, helâlleri uygulamaya kendi çevresinden başladığı gibi, haramlara son vermeye de kendi yakın çevresinden başlamıştır. Zira o, söylediğini önce kendisi yapan, özü sözü bir peygamberdi.


Peygamberimiz Mirac Gecesi fâiz yiyenlerin, kanlı ırmakta ağızlarına taş yiyenler olarak gördüğünü haber verir.[4]


Allah’ın Rasülü, fâiz yiyene ve yedirene lanet etmiştir.[5] Rahmet Peygamberi bu kadar ağır ifadelerle, ümmetini fâize bulaşmaktan korumayı amaçlamıştır.


Fâiz ve zinanın yaygınlaştığı toplumlara Allah’ın azabı musallat olur. Zira fâizcilik zinaya kapı aralar.


Fâizden elde edilip çoğalan her mal sahibi mutlaka sıkıntı ve darlığa duçar olur.[6]


O halde tüm bu açıklamalardan sonra ekonomik hayatımızı gözden geçirelim, fâiz şâibesi olan her türlü uygulamadan vazgeçip şimdiye kadar yapıp ettiklerimiz için tevbe edelim. Fâizsiz ve bereketli bir hayata merhaba diyelim. Hem dünyamızı hem âhiretimizi kurtaralım. Tıpkı ilk dönem Müslümanları gibi...


Kaynaklar

[1] 30/Rûm, 39.  [2] 3/Âlu Imrân, 130.  [3] 2/Bakara, 275-279.  [4] Buhârî.  [5] Müslim, Nesâî, Ebû Davûd, Tirmizî, İbn Mâce.  [6] İbn Mace.