Hacc

e-Posta Yazdır PDF

Sözlükte Hac, ziyarete yönelmek anlamındadır. İslamî literatürde ise, Allah’ın evi Kabe’yi belirli vakitlerde belirli şartlarla ve belirli şekilde ziyaret etmek, diye tanımlanmıştır.[1] İslam’ın dışındaki pek çok dinde kutsal yerleri ziyaret etme bir çeşit ibadet sayıldığı gibi, İslam öncesi Araplar da asırlardan beri Mekke’deki Kabe’yi ziyaret ediyorlar ve kutsadıkları bu ziyareti “Hac” diye isimlendiriyorlardı. İslam, Hz. İbrahim Peygamberin devrinden sonra yozlaşarak süregelen bu tarihi geleneği koyduğu prensiplerle yeniden tevhidi kimliğine bürümüş ve onu aynı ad altında daha düzenli bir hale getirmiştir.[2]


Bu kutlu ibadet hakkında Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurulur:


‘’Ya Rabbena! Ben soyumdan bir kısmını senin Harem Evinin yanında, ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Onlar namazı hakkıyla kılsınlar diye. Bundan böyle insanlardan bir kısım gönülleri onlara doğru akıt..” [3] ttHz. İbrahim’in bu duasına icabet eden Cenab-ı Hak, tarih boyunca ve kıyamete kadar devam edecek bir süreçte milyonlarca insanın o kutlu beldeye seyahat etmesini sağlamıştır.


“O zaman (Hz. İbrahim dua ettiğinde) biz beyti (Kabe’yi) insanlar için sürekli dönüp varılacak bir sevap kazanma yeri (mesâbe) ve emin bir yer kıldık..” [4]


“ Allah, Haram Beyt Kabe’yi insanlar için kıyam aracı kıldı...” [5]


“Doğrusu insanlar için kurulan ilk mabed, elbette Mekke’deki o çok mübarek ve bütün alemlere hidayet olan Kabe’dir. Orda açık ayetler var. İbrahim’in makamı var. Oraya girip sığınan emin olur. Ona yol bulabilen herkesin o beyti haccetmesi insanlar üzerine Allah’ın bir hakkıdır.. Kim bu hakkı tanımazsa şüphesiz Allah’ın ona ihtiyacı yoktur. O tüm alemlerden müstağnidir.”[6]


“Haccı. tüm insanlara duyur. Gerek yaya, gerek her derin vadiden gelmek1e incelmiş bir bir binit üzerinde sana gelsinler. Gelsinler de kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar..”[7]


“Haccı ve Umreyi Allah için tam yapın...” [8]

“ Hac bilinen aylardadır...”[9]


Şimdi bu ayetlerden anlaşılan manalardan bir kısmını sıralayalım:


1. Hac. Hz. İbrahim’in kurduğu Mekke’deki Allah’ın Harem Beyti Kabe’yi, Allah için, O’nun emri olduğu için ve O’nun hoşnutluğunu kazanmak için ziyaret etmektir. Hz. İbrahim ile başlayan Haccın, tavaftan başka rukünleri, vacib ve sünnetleri de vardır.


2. Hac, sevgisi ile tutuşan gönüllerin sürekli Kabe’ye aktığı ve bu akışla sevap kazanılan kutlu bir ibadettir.


3. Hac ibadetinin yapıldığı Kabe insanların kıyam yeri/aracıdır. Onların din ve dünyaları Kabe ile kaimdir beşeriyetin. hayatlarının huzurlu bir düzen içerisinde geçmesi buna bağlıdır.[10] Şimdi bu maddeyi biraz açalım:


Hacla Dinin Kaim olması: İslam, tevhid dinidir. Tevhidin temeli ise Mekke’de atılmıştır. Hz. İbrahim, Kabe’nin duvarlarını örerken Tevhidin de temelini atmıştır. Yıllar sonra Hz. Muhammed de, Tevhid hareketin Mekke’den başlatmıştır. Mekke, şehirlerin anası (Ümmü’l-Kurâ) ve merkezidir.


Mekke ve Kabe yeryüzünün hem coğrafik merkezidir, hem de Tevhidin merkezidir. Vahyin beşiği, İslam Peygamberinin yurdu, Ümmetin kıblesi, İslam’ın ilk defa hayata yansıyarak ümmete örnekler sunduğu coğrafyadır Mekke ve şarz kaynağıdır Kabe. İşte hac vasıtasıyla müslümanların o kaynağa başvurup, ondan kana kana dolmalarıyla İslam’ın temsilcileri olan hacıların şahsında Tevhid yenilenir, neşv ü nema bulur. Hac görevini yapan insanlar, günahlarından arınırlar, tekrar günaha dönmeme kararlılıklarıyla ülkelerine dönerler ve orada daha güzel bir hayatın adamı olmaya çalışırlar.


Öte yandan cemaat dini İslam’ın en büyük ve örneklik açısından en anlamlı cemaati hac ibadetiyle oluşturulur. Dünyanın dört bir yanından Mekke’ye akın eden İslam temsilcileri, hem birbirleriyle tanışır, kaynaşır, dertleşir, ilim ve kültür alışverişinde bulunurlar, hem de, bir yıllık siyasi bir strateji belirleyerek İslam düşmanlarına karşı bir gövde gösterisi yaparlar. Bu yüzden Hacda tavaf vardır, tavafta omuzlan silkerek koşar adım yürüme (hervele) vardır. Yine/haccda yüksek sesle, haykırılan tekbir ve telbiye duaları/sloganları vardır.


Tüm yönleriyle hac yıllık büyük bir kongredir. Bir çeşit askerî tatbikattır, ilmî-fikrî sempozyumdur. Ümmetin gündemini belirleyen sosyal, ekonomik ve siyasal büyük bir zirvedir.


İşte ümmetin seçkinlerinin, Allah’ın belirlediği seçkin günlerde ve seçkin coğrafyasında gerçekleştirdikleri bu kutlu ibadetle din kaim olur, payidar olur. Tahriften, tebdilden, yozlaşmadan ve gerilemeden kurtulmuş olur.


Haccla Dünyanın Kaim Olması: İslam hem ahiret dini hem de dünya dinidir. Onda mana ile madde, ahiret ile dünya iç içedir. Dünyasız din olmaz. Zira din, dünyada yaşanmak için gönderilmiştir. Zaten ahireti kazandıran da dünyadır. Bu yüzden İslam, doğru bir ahiret inancını, inanan insanlara açıkladığı gibi, sağlıklı bir dünya anlayışını da açıklar. Ona göre dünyayı putlaştırmak da yoktur, dünyadan ve dünyalıktan tamamen el-etek çekme (ruhbanlık) de yoktur.


İşte hac ibadetinde İslam’ın hedeflediği bir dünyanın kurulmasına da özen gösterilmiştir. Şöyle ki, Hac ibadetinin kökleştireceği Tevhid inancının etrafında kalp ve kalıp olarak kenetlenen insanların o birlikteliği dünya barışının alt yapısını oluşturur. Kendisine avlanmayı, otları bile koparmayı yasak kılan ihramlı Hacı, aynı zamanda temiz bir çevreciliğin bir nevi tatbikatını yapar.


Öte yandan hacc ibadeti ekonomik bir pazardır. Ayetler, hacdaki insanlar için olan bir takım menfaatlere işaret ederken onun bu yönüne dikkatlerimizi çekmektedir. Nitekim “Rabbinizin fazlından (bir ticaret) istemeniz size günah değildir.”[11] buyurularak tek gaye haline getirilmemek şartıyla haccda ticarete izin verilmiştir. Yine hacc ibadeti İslamî turizm sektörünü canlı tutan en önemli unsurdur. İşte tüm sayılanlar da hac ile dünya işlerinin randımanlı bir şekilde işlemesidir. Ama. elbette tüm bunlar İslam’ın öngördüğü şekilde haccı tam anlamıyla yapmakla mümkündür.


4. Gücü yeten her müslümanın haccetmesi Allah’a olan bir borçtur. Bu, Allah Teala’nın, kullarının haccına ihtiyacı olduğu anlamına gelmez. Ama din ve dünyanın kıyamı için kullar hacca muhtaçtır.


5. Ermenice Haç kelimesi nasıl Hıristiyanlığın simgesi ise, Arapça Hac ibadeti de İslam’ın şiarıdır.[12] Bu yüzden yapacağımız Hac ibadetine, İslam’ın hedeflediği engin manaları yüklemeliyiz. Hac turistik bir geziden öte bir ibadettir. Hac, tüm prensipleriyle İslam’ı hayatımıza taşımalı. Hacla vahiy yeniden inmeli bize. Hac bizi, Muhammedî ahlakla tanıştırrmalıdır. Ve hacılarımız dönüşte bizlere Ebu Bekirler, Ömerler, Osmanlar, Aliler ve onların ahlakını getirmelidir..

Hac, Savaşsız Cihaddır!


Kur’ân-ı Kerimde, Bakara Suresi 190-195. ayetlerde cihaddan bahsedildikten sonra 196-203. ayetlerde hacdan bahsedilmiştir. Bu suretle savaş ve hac ibadetleri arasında varolan ilişkiye işaret edilmektedir. Şöyle ki; her iki ibadette de can ve mal fedakarlığı ön plandadır. Her iki ibadette hem bedeni hem de mali ibadetlerdendir. Özellikle hacda, “büyük cihad” olarak nitelendirilen nefisle savaş önemli bir yer tutar. Her iki ibadette insanda gizli bir takım cevherleri açığa çıkaran yolculuk ve sıkıntılarına katlanmak vardır.


İşte bu inceliklere hadislerde hac ibadeti çocuk, kadın, yaşlı ve güçsüz kişilerin cihadı olarak tanımlanmıştır.[13]


Bu yönüyle hac, savaşsız cihaddır. Fitnelere son verip kardeşlikleri tesis eden günahlardan el-etek çekip nefsi dizginleyen, Kabe kaynaklı Tevhidi tüm yeryüzüne taşıyan, insan ve cin Şeytanlarına gözdağı verip sindiren bir kutlu cihaddır. Bir eylemin cihad olabilmesi için ise, tüm gayret ve fedakarlıkların seferber edilerek Allah için yapılması kaçınılmazdır. Zaten İslam’ın hedeflediği “mebrur hacc” da günahların karışmadığı, hakkıyla yapılan kabule şayan hacdır.

Konuyu hadis-i şerifle bağlayalım:


“Hac yapmak isteyen elini çabuk tutsun. Çünkü O ,kişi başına ne geleceğini bilemez. Hastalanabilir, eline geçen imkanları kaybedip muhtaç duruma düşebilir.” [14]


Ömrünün sonlarında hac, farz kılındığı için Peygamberimiz bir kez hac yapmışken; Hz. Aişe gibi kadınlar başta olmak üzere pek çok sahabe, pek çok defa hac etmişlerdir. “Bu yüzden temel gayeleri göz ardı edilmemek kaydıyla gücü yeten Müslümanlar, farz olan haccı yaptıktan sonra da Hicaza[15]gitmelidirler. Zekat, infak gibi temel malî ibadetleri aksatmamak, haccı bunlara engel kılmamak şartıyla birden fazla hacc etmek isteyen, tekrar tekrar şarz olmak isteyen müminlerin bu hayırlı’ amellerinın önüne geçmek de hiç kimsenin yetkisi dahilinde değildir. Nitekim büyük mezhep imamı Ebu Hanife’nin elli beş kere[16] hacca gittiği kaynaklarımızda yer almıştır. O, seksen senelik ömrüne bu kadar haccı sığdırmıştır. Aynı zamanda uluslar arası bir ticaret adamı olan imam, bu hac yolculuklarıyla manevî, ilmî ve iktisadî alış verişlerde bulunmuştur.


Hac İbadetinin Temel Hedefleri/Hikmetleri


Elbette taabbüdî ibadetler Yüce Allah’ın emri olduğu için yapılır. Onlar da mutlaka bir hikmet ve bir gerekçe aranmaz. Ancak bir adı da ‘Hakîm’ olan ve her yaptığında, her söylediğinde sayısız hikmetler olan Yüce Yaratıcının emrettiği ve yasakladığı her şeyde de pek çok hikmet vardır. Bu hikmetlerin bizce bilinebilenleri olduğu gibi, net olarak bilinemeyenleri de olabilir. Emir ve yasaklardaki hikmetleri bilmek, her şeyden önce onları emreden hakkında olumlu kanaatlere sahip olmayı sağlar; öte yandan kimi insanın onlara daha çok ve daha bir iştiyakla yönelmesini sağlar; tabi ki bu belirlenen hikmetler kimi insan için de aynı derecede etkili olmayabilir.

İbadetlerde asıl hedef Yüce Allah’ın isteğini yerine getirerek O’nun hoşnutluğunu kazanmaya ve O’na yakın olmaya çalışmaktır. Bu asıl gaye hiçbir zaman göz ardı edilmemeli ve diğer hikmet ve sebepler bunun önüne geçirilmemelidir. İşte Hac da pek çok hikmetleri bağrında barındıran önemli bir ibadettir. Nitekim hacla ilgili ayetlerde “Onlar kendileri için olan bir takım menfaatlere tanık olsunlar..”[17] “Onda (hac fiillerinde veya kurbanlıklarda) sizler için belli süreye kadar bir takım menfaatler vardır..”[18] “Rabbinizin fazlından /rızkından istemenizde size herhangi bir günah yoktur..”[19] denilerek hac ibadetindeki bu bireysel ve toplumsal, maddî ve manevî, dünyevî ve uhrevî yararlara işaret edilmiştir. Rivayet edilir ki Ebû Hanife, hac yapmadan önce diğer ibadetleri üstün sayardı; ama o, hac yaptıktan sonra haccı tüm diğer ibadetlerden üstün saymıştır, çünkü onda pek çok özellik ve güzellik bir araya gelmiştir.[20] Hac ibadetinde bulunan ve hac ibadetini yapan birey, o kişinin yakın çevresi ve diğer insanlar açısından hikmetleri[21] şöyle sıralayabiliriz:


1. Hac, Allah içindir, O’nun için, O’nun emri olduğu için, O’nun hoşnutluğunu kazanmak için yapılır. Nitekim ayetlerde “Yoluna gücü yetenin Beyti haccetmesi, insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkıdır”[22] “Haccı ve Umreyi Allah için tamamlayın”[23] buyurulmuştur. Bir hadiste de haccın asıl amacından saptırılabileceğine şöyle dikkat çekilmiştir: “Ahir zamanda devlet adamları seyahat, zenginler ticaret, fakirler dilenmek, ham sofular da gösteriş için hac yaparlar.”[24]


2. Allah’ın evi olarak nitelenen ve ilahî birliğin, bir Allah’a boyun eğmenin, O’na bağlılığın bir sembolü olan Ka’be başta olmak üzere, diğer kutsal mekanlarla Yüce Allah’a saygı adeta somutlaştırılır.


3. Hac, insanı maddî ve manevî kirlerden arındıran, ruhî doygunluk ve dinginlik veren bir ibadettir. Hac, içerisinde çok büyük fedakarlık, ihlas, sabır, dua, zikir yoğunluğu olan bir ibadettir.


4. Hac, toplu dua ve ibadet coşkusunun en zirvede tadıldığı bir ibadettir. Mazlumların, zayıfların, güçsüzlerin, seçkinlerin dualarından yararlanılan bir ibadettir hac.


5. Haşr ve neşire benzerliği ile insanlara Ahireti hatırlatan ve ona hazırlayan bir ‘öte dünya’ hazırlığıdır. Hac için yola çıkan kişi, tıpkı Ahiret yolculuğuna çıkıyormuş gibi beraber yaşadığı insanlarla helalleşir, çok sevdiği eşini dostunu, malını mülkünü geride bırakarak yola koyulur.


6. Hacda tarihî tevhid birliği hatırlatılır ve yaşatılır. Zira hac, temeli Peygamberlerin atası sayılan Hz. İbrahim’e dayanan, onun belgezarlarının yaşatıldığı, pek çok hatıranın yad edildiği bir ibadettir. Yine Hz. Peygamber ve ashabının tevhid mücadelesinin geçtiği yerlerde yapılan hac, o seçkin kişilerin yaşadıklarını gözümüzde canlandıran, Müslüman olarak namazda günlük olarak yöneldiğimiz Ka’be’yi canlı olarak yerinde görmemizi sağlayan bir ibadettir.

7. Bir güvenlik ve dokunulmazlık bölgesi, bir sit alanı olan Harem bölgede hacı, barış içerisinde yaşamanın, çevreyi korumanın, insan şöyle dursun, hayvan ve bitkileri bile incitmemenin ne demek olduğunu anlar ve pratik olarak bunu yaşar.


8. Hac, yıllık, dinî, ilmî, politik, diplomatik, ekonomik, sosyal uluslar arası bir kongredir. Onda dünyanın çok değişik yerlerinden gelen seçkin ilim adamları karşılıklı fikir ve görüş alış verisinde bulunur, birbirlerinin çalışmalarından haberdar olurlar. Diplomatik görüşmeler yapılır, yeni stratejiler belirlenir. Hac büyük bir ekonomik Pazar olarak pek çok kişinin para kazandığı, görgüsünü-bilgisini artırdığı büyük bir panayırdır. Müslümanların yetkin ve seçkin kişileri, insanlığın geride bıraktığı bir yılı gözden geçirir ve gelecek bir yıla dair plan ve programlar yapar, birbirlerine yararlı tavsiyelerde bulunurlar.


9. Hac, zengini ve fakiriyle, kültürlüsü ve kültürsüzüyle, genci ve yaşlısıyla farklı mizaç ve farklı özellikte pek çok insanla bir arada yaşamanın, sosyalleşmenin göstergesidir. Karşılıklı yardımlaşma ve dayanışmanın yapıldığı; insanların bir tarağın dişleri gibi eşitlendiği bir gösteri alanıdır hac.


10. Hac ibadeti, Müslümanlara ve diğer inanç sahiplerine, İslam Dininin birleştiriciliğini ve İslam Toplumunun ihtişamını gösteren, onların birlik ve beraberliğini, kararlığını simgeleyen görkemli bir gösteridir.

11. Hac, çok yönlü ve dolu dolu yapılan bir seyahat olarak, yolculuğun maddî ve manevî yararlarını bağrında barındıran bir ibadettir. O, o uğurda karşılaşılan sıkıntılara sabretmeye ve disiplinli bir hayata alıştırır. Seyahatin sıhhat demek olduğu düşünülürse, Hac ibadetinin insan sağlığına da katkısı olan bir ibadet olduğu söylenebilir.


12. Özellikle toplumun önderleri olan ilim adamları ve yöneticiler için, birden fazla hac yapmak, son derece önemli ve anlamlıdır. Seyahatin bir hayli kolaylaştığı ve bir çok kişinin kaçınılmazı olduğu bir dünyada, birden fazla hac/umre yadırganmamalı ve engellenmemelidir. İnsanlar, her yıl denize, kaplıcaya, tatile gitmeyi kendileri için bir gereksinim olarak algılıyorsa; neden beş/on yılda bir hac yahut umreye gitmesinler. Sahâbe ve büyük imamların çok sayıda hac yaptıkları da bu çerçevede değerlendirilmelidir.


Kaynaklar

[1] Ragıb el-isfehani, Müfredat, s, 154; Curcanî, Tarifat, s, 82.

[2] Abdürraûf el-Mısrî, Mu’cemü’l-Kur’ân, s, 178-180.

[3] 14 İbrahim 37.

[4] 2 Bakara 125.

[5] 5 Maide 97.

[6] 3 Alu Imran 96-97.

[7] 22 Hac 27-28.

[8] 2 Bakara 196.

[9] 2 Bakara 198.

[10] İbnü’l-Cevzî, Tefsîr, II, 430; Elmalılı, Tefsîr, III, 1817.

[11] 2 Bakara 198.

[12] Bkz. 22 Hac 30, 32.

[13] Çocuk, yaşlı, düşkün ve kadının cihadı hac ve umredir.” Nesai, Hac 4; İbn Mace, Menasik 44; Buhari, Cihad 62.

[14] Münavî, Feyzü’l-Kadir, IV, 307; VI, 49

[15] Eskiden hacc bölgesi , “Hicaz” ismi ile anılırdı. Bu kapsamlı isimde, bu bölgenin hac ibadetinin yapıldığı bölge olmakla tüm ümmetin ortak mü1kü olduğu vurgulanmak istenmekteydi. O bölge ne zaman ki, iktidar ve saltanat sahiplerinin eline geçti, hac bölgesi belli bir ailenin özel mülkü  imişcesine bir ailenin adı ile (Suud) anılır ve bölge yalnızca Arapların kutsal bölgesi imiş imajı verilir oldu.

[16] Ebû Hanife, Müsned, s, 5.

[17] 22 Hac 28.

[18] 22 Hac 33.

[19] 2 Bakara 198.

[20] Bkz. Zemahşerî, el-Keşşâf, III, 11.

[21] Bkz. Gazzâlî, İhyâ, Mısır, 1939, I, 415-419; Dehlevî, Huccetullâhi’l-Bâliğa, II, 156; Vehbe ez-Zühaylî, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, İstanbul, 1992, III, 404-407; Uludağ Süleyman, İslamda Emir ve Yasakların Hikmeti, Ankara, 1989, s, 94-98; Görgün Tahsin, ‘Hac’ md, DİA, XIV, 397-399.

[22] 3 Alu Imran 97.

[23] 2 Bakara 196.

[24] Gazalî, İhyâ, I, 269.