Mübarek Günler, Aylar ve Yıllar

e-Posta Yazdır PDF

İslama göre zamanın bütün dilimlerinin sahibi Celal ve İkram sahibi, bereket kaynağı Yüce Allah’tır. Tebarekte ya Zel-Celali ve’l-İkram. Bu nedenle tüm zamanlar mübarektir, bereketlendirilmeye açıktır. Zamanı bereketlendirmek ise, bereket kaynağı Yüce Rabbin ölçülerine uygun olarak geçirmektir ve bu bizim elimizdedir. Yani biz önce bereketi hakedeceğiz, Yüce Rabbimiz de bereketi yaratacaktır. Bereketi haketmek ise, Bereket kaynağına bağlanmakla mümkündür ancak.

Bazı zamanları diğerlerinin önüne geçiren şey, o zamanlarda meydana gelmiş olan çok önemli olaylardır. Sözgelimi Cuma günü, günlerin efendisi ise, bu o günde insanlık tarihinin çok önemli olaylarının gerçekleşmiş olmasındandır. Aynı şekilde ‘Üç aylar’ diye bilinen Receb, Şa’ban ve Ramazan’ın diğer ayların önüne geçmesi de, o aylarda çok önemli olayların olmasındandır. İşte bu nedenle bu mübarek günlerin ve ayların, diğer gün ve aylara göre sevap çarpanı fazladır. Elbette diğer gün ve aylarda yapılan güzel şeylerin de sevabı vardır, ama bu aylarda yapılan güzelliklerin sevabı katmerlidir. Yüce Allah, zamanın bu mübarek dilimlerini, günahkar kulları için bir tevbe ve kulluğa dönüş fırsatları olarak belirlemiştir. İşte bu anlayış, ibadet ve taatlerin, iyilik ve güzelliklerin yalnızca bu mübarek günlere hasredilmesine engeldir. İnanan kişi, zamanın, üzerinde Allah’ın önemli bir emaneti olduğunun bilincinde, onun tüm dilimlerini iyilik ve güzelliklerle değerlendirmeye gayret eder.

Sözgelimi on iki ay içerisinde Allah’ın haram ay diye nitelediği ve savaş yapılması yasaklanan dört ay, insanları barışa hazırlayan aylardır. İnsanlar bu aylarda barış antremanı yaparlar ve kendilerini diğer aylarda da barış içinde yaşamaya adarlar. Yoksa bu dört ayda kan dökmeyi terkedeceksin, ama bu dört ayın dışında hemen kan dökmeye başlayacaksın anlamına değilidir bu niteleme. Zaten Kur’âna göre savaş, başvurulacak en son çaredir. Eğer çaresiz kalınırsa bu haram aylarda da savaş yapılabilir.

İşte bu haram aylardan biri de Allah’ın ayı Receb ayıdır. Elbette tüm aylar Allah’ındır. Ama Receb’e ‘Şehrullah’ denilmekle, bu ayın önemi bir kez daha vurgulanmaktadır. Receb ayı, sadece haram ay değildir. Onda Regaib gecesi gibi, Mirac gecesi gibi önemli geceler de vardır. Receb ayı, peygamber ayı diye nitelenen Şaban ayının da habercisidir. Şaban ayı ise bağrında Berat gecesini ve kendisinden hemen sonra gelen Kur’ân, ümmet ve oruç ayı olan Ramazan’ın müjdecisidir. Dolayısıyla bu aylar bizi, tevbeye, Miraca, berata, Kur’ânın adamı olmaya, oruca hazırlamalıdır.

Peki Receb ayı bizi nasıl Miraca hazırlayacaktır, yahut biz nasıl Miraca hazırlanabiliriz? Mi’rac, Peygamberimizin büyük mucizelerinden biridir. Miracın bizi ilgilendiren en önemli tarafı, beş vakit namazın sembolü olmasıdır. İşte Miraca hazırlanmak, namazla barışık olmak demektir. İşte her sene Receb ayı ve Mirac gecesi, bizim namaz ibadetiyle kendimizi test etme, kontorol etme fırsatı olmalıdır. Şöyle ki, biz her şeyden önce nicelik olarak günde beş vakit namazı tam olarak kılıyor muyuz? Eğer beş vakit namazı nicelik olarak aksatmadan kılıyorsak, nitelik olarak ne kadar kılabiliyoruz? Kıldığımız namazlar, ne kadar Kur’ânın öngördüğü ve Peygamberimizin kıldığı namazlara benziyor? Hani o yüce Peygamber, “Siz, beni nasıl namaz kılıyor görüyorsanız, öylece namaz kılın” buyurmuştu. Peki bizim namazlarımız ne kadar onun namazlarını andırıyor?

Namaz bizi kötülüklerden, ahlaksızlıktan alıkoyabiliyor mu? Hani Yüce Rabbimiz, “Hiç şüphesiz namaz fuhşuyat ve münkerden alıkor” buyurmuştu.

Namazla biz, Rabbimize yakınlığımızı artırabiliyor muyuz? Hani Peygamberimiz, “Namazıyla Rabbine yaklaşmayan kimsenin kıldığı namaz, ancak Rabden uzaklaşmasına neden olur” buyurmuştu.

Üşenmeden, istekli olarak namaza kalkabiliyor muyuz? Hani Kur’âna göre, üşenerek tembel tembel namaza kalkanlar münafıklardı.

Kur’ân bizden namazı ikame etmemizi, ayağa kaldırmamızı, onu gereği gibi adamakıllı kılmamızı istemişti. Peki biz namaz ibadetini gereği gibi kılma konusunda ne kadar başarılıyız? İşte bu ve benzeri sorularla kendimizi yoklama fırsatıdır Receb ve Mirac.

Kur’ân ve oruç ayı Ramazana hazırlanmak, en geç Recepte başlamalıdır. Nasıl mı, daha yüzünden Kur’ân okumasını bilmeyenler, önce onu yüzünden okumayı öğreneceklerdir. Receb ve Şaban aylarında. Sonra onu anlamaya ve yaşamaya çalışacaklar. Ve böylece Kur’ânlı bir şekilde Kur’ân ayı Ramazanı karşılayacaklar. Aksi takdirde Kur’ânla hiç dostluk kurmadan, Kur’ân ayı nasıl karşılanabilir? Aynı şekilde, geçen yıldan kaza yahut keffaret oruç borçlarımızın ödenmesi için iyi bir fırsattır Recep ve Şaban. Borcumuz yoksa, midemizi ve ruhumuzu oruca hazırlamak için, Peygamberimizin yaptığı gibi Pazartesi-Perşembe oruçlarıyla, yahut her ayın başında ortasında ve sonunda tutacağımız oruçlarla Oruç ayına hazırlanabiliriz.

Kısaca söylemek gerekirse, bu mübarek aylar, bizi kulluğa hazırlayan, bunun için de kullukta yoğunlaşacağımız aylardır. Yoksa diğer aylarda bol bol işlediğimiz günahları çunutmak için, aylık ibadetlerle kendimizi aldatacağımız zamanlar değil. Çünkü müslümanlıkta kesintiye yer yoktur. Müslümanlık mevsimlik elbise değildir ki, üç ay giyelim sonra çıkarıp atalım. Rabbimiz bizden müslüman olmamızı, her an müslümanlığımızın gereğini yapmamızı ve müslümanlar olarak can verip huzuruna müslüman olarak varmamızı istemektedir. Bunun içindir ki, ay hesabına göre gelen bu aylar, yazıyla kışıyla tüm mevsimleri gezmektedir.

Öyleyse haydin, bereketlendirilmeyi bekleyen bu ayları bereketlendirmeye, haydin bu mübarek ayları kulluk yenilemesi için değerlendirmeye! Unutmayalım ki, biz her anın adamı olmak ve her anı değerlendirip bereketlendirmekle yükümlüyüz.

Allahım Recebi ve Şabanı bize mübarek kıl, onları üzerimize bereketlendir. Allahım bizi Ramazana eriştir. Allahım, bu aylarda Seninle olarak, her zaman Seninle kalmayı bizlere nasip et. Allahım bizi, Ramazana, yani Kur’âna eriştir. Hep Kur’ânla olalım, hep Kur’ânlı olalım ve hep Kur’ânla kalalım.

Bazı Zaman ve Mekanların Ayrıcalığı

Kur’ân pek çok ayetinde, değişik isimlerle, zaman ve zaman dilimlerinden bahseder. Bazı zamanlara dikkat çeker. Tıpkı bazı mekanlara dikkat çektiği gibi.

Aslında bütün zaman ve mekanların sahibi Yüce Allah’tır ve bütün zaman ve mekanlar değerlidir. Zira onlar, bir takım güzellik ve çirkinlikler için araçtır.

İmam Şafi’nin dediği gibi: “Bütün ayıplar bizde olduğu halde, hep zamanı ayıplarız, zaman kötü/bozuk diye zamana ve dolayısıyla onun sahibine hicivler düzeriz. Zaman dile gelse kim bilir bizim için neler söyle?. Bir kurt bile kendi cinsini yemezken, biz insanlar birbirimizi yer, sonra da suçu zamana atarız.!” Mekanlar için de durum böyledir. Asıl itibarıyla kötü zaman ve kötü mekan yoktur. Zaman ve mekanda kötülükleri işleyen insanlar vardır.

Ne var ki, bazı zaman ve mekanlar diğer zaman ve mekanların önüne geçmişlerdir. Bunun temel nedeni de o zaman ve mekanlardaki iyilik ve güzellik yoğunluğudur. Sözgelimi Muazzam Ev Kabe, yeryüzünde yapılan ilk mabeddir. Yapıldığı andan beri orada hep ibadet edilmiş ve manevi bir atmosfer oluşmuştur. Zaman zaman o beyt etrafında sapmalar olmuşsa da yine de o mekan, diğer yerlere göre ayrıcalıklı olmuştur. İşte oradaki ibadet yoğunluğu ve bunun sonucu oluşan manevi atmosfer yoğunluğu Kabe’yi diğer yerlerin önüne geçirmiştir. Bu yüzden Kabe’de kılınan namaz, diğer mabedlerde kılınan namazdan çok daha faziletlidir. Çünkü orada oluşan ve var olmaya devam eden manevi atmosfer, orada yapılan ibadetlere ve bu ibadetleri yapanlara da olumlu olarak etki etmektedir.

Bu yüzden ilmihal kitaplarında, bir yerde kılınan en faziletli namaz, o yerin en eski mabedinde kılanınıdır, denmiştir.

Zamanlar için de durum aynıdır. Sözgelimi Cuma günü, öteden beri insanlık tarihinde çok önemli olayların gerçekleştiği ve özel ibadet günü olarak seçilmiş bir gündür. Tarih boyunca o günde, diğer günlerden çok daha fazla ibadet edilmektedir. Yapılan bu ibadetler ise, o günde manevi bir yoğunluk oluşturmakta, bu da sonuçta o günü ve o günde yapılan ibadeti, diğer günlerde yapılanların önüne geçirmektedir. Diğer mübarek gün ve geceler için de benzeri durumlar söz konusudur.

İçerisinde pek çok kimsenin çokça ibadet yapmasıyla o zaman ve mekanlara ilahî rahmet, sekinet ve mağfiret yağar, onları melekler kuşatır, sonuçta oralarda manevî bir yoğunluk oluşur. İçerisinde çokça insanın sürekli günah işlediği zaman ve mekanlar için benzeri durum söz konusudur. Oralar da ilahî rahmetten mahrum olurlar, lanetler yağan şeytanların arenasına dönüşürler.

Bazı zaman ve mekanların diğerlerinden üstün oluşu, Hz. Peygamberin diğer peygamberlerden; Kur’ân’ın diğer ilahî kitaplardan; sözgelimi İhlas suresinin Tebbet suresinden üstünlüğü gibidir. Şöyle ki:

Bütün peygamberler, Allah’ın elçisi olmaları bakımından eşittir. Bu yüzden biz, hiçbir peygamberin arasında fark gözetmeden hepsine iman ederiz.[1] Ancak, kendisine kitap verilmesi, mucizeler verilmesi, tevhid mücadele süresinin farklılığı ve zorluklarla dolu olması, ümmetinin çokluğu, evrensel olması gibi sebeplerden bazı peygamberler, diğerlerinden üstündür[2], denebilir.

Allah’ın kelamı olmak ve O’nun katından gelmiş olma bakımından Kur’ân ile diğer ilahî kitaplar arasında bir fark yoktur. Ancak, son kitap olması, evrensel olması ve kendinden önceki kitapların mesajlarını kuşatması gibi nedenlerden Kur’ân, diğer kitaplardan farklıdır.

Aynı şekilde, Kur’ân’ın bütün sure ve ayetleri Allah’ın kelamı olma bakımından eşittir ve Kur’ân’dır. Ancak, Yüce Allah’ı bize tanıtan İhlas suresi ile, Allah düşmanı Ebu Leheb’den bahseden Tebbet suresi arasında fazilet farkı vardır.

Bazı zaman ve mekanları da bu şekilde değerlendirebiliriz. Tüm zaman ve mekanlar Allah’ındır ve onlar iyilik-kötülük yapma aracıdırlar. Bu bakımdan hepsi eşittirler. Bu yüzden hadislerde “Zamana sövmeyin/onu kötülemeyin, zamanın sahibi Allah’tır”, “Yeryüzü bana mescid kılındı” şeklinde cümleler yer alır. Ancak onlarda yapılan iyilik ve kötülüklere göre onlar, değer kazanır yahut değer kaybederler.

Ramazan ve Gecenin Bereketi

Kur’ân, özel olarak mübarek gecelerden bahsettiği gibi, genel olarak geceden bahseder. Hz. Peygambere ve onun şahsında müminlere gece ibadetini ve gece Kur’ân okumayı emreden ayetlerden sonra gelen bir ayette şöyle buyurulmaktadır: “Gece neşesi hem daha dokunaklı, hem deyişçe daha sağlamdır. Çünkü gündüzün senin için uzun bir uğraşı vardır.”[3] Çünkü gece dinginlik anıdır, onda yapılan olumlu olumsuz her şey ruhlarda derin izler bırakır.

Dikkat edilirse Kur’ân’da gece inmiştir, gündüz değil. Hz. Peygamberin İsra mucizesi de gece gerçekleşmiştir. Hz. Musa peygamber Tûr dağında kırk gece kalmıştır. Kavmiyle birlikte Hz. Musa, Firavun’un zulmünden gece kurtulmuştur. Hz. Lut helaktan gece kurtulmuştur.

Dolayısıyla gecenin müslümanın hayatında ayrı bir yeri olmalıdır. O, Kur’ân okuma başta olmak üzere, namaz, tefekkür, dua ve zikir gibi ibadetlerle karanlığı aydınlatmalıdır. Gece inen/inmeye başlayan Kur’ân ile gece dolan Müslüman, gündüz o ilahî mesaj doğrultusunda bir hayatla yaşamalıdır.

İşte manevi yoğunlukların doruğa ulaştığı Ramazan Ayı da böyledir. Ramazan Kur’ân’ın inmeye başladığı mübarek bir aydır. Müslümanlar, o ayı oruç ve diğer ibadetlerle geçirerek adeta Kur’ân’ın inişini kutlarlar. Nitekim Peygamberimizin hayatında bu ay, her bakımdan diğer aylardan farklı olmuştur. Şöyle ki, her zaman cömert olan Hz. Peygamber Ramazan’da daha cömert olur; her zaman Kur’ân okuyan Hz. Peygamber, Ramazan’da daha çok Kur’ân okur; her zaman ibadet eden Hz. Peygamber daha çok ibadet ederdi.

Dünyanın pek çok yerinde çok sayıda insanın ibadet kervanına katılmasıyla Ramazan ayı, amel ve rahmet panayırına dönüşmektedir. Bunun sonucunda Ramazan’da bir ibadet ve rahmet yoğunluğu yaşamaktadır. Bu yoğunluktan her seviye ve konumdaki her insan nasibini alabilmektedir. Bu yüzden Ramazan’da suç işleme oranları en aza inmekte, ibadet yerleri dolup taşmaktadır. Sonuçta o ay Müslümanlar için bir dolum ayı olur. Öyle bir dolum ki, bir dahaki Ramazan’a kadar, yani on bir ay Müslümanı idare etmeli, günahlardan korumalıdır bu dolum.

Hicrî ay hesabına göre idrak ve ihya edilen Ramazan, her sene on gün erken gelmekle tüm seneyi dolaşır ve otuz üç sene içerisinde senenin tüm günleri Ramazan ayı ile buluşur. Bu süre içerisinde Müslümanlar senenin her günü oruç tutmuş ve Ramazana özel diğer ibadetleri yapmış olurlar. Bunun anlamı şudur: Müslüman, senenin her gününde Müslüman olduğunun bilincinde, Rabbine karşı sorumluluklarını yerine getirmelidir. İbadetlerini, ahlakî erdemlerinin senenin belli zaman ve mekanlara, belli yaş ve kesimlere bırakmamalıdır.

Bunu şöyle de ifade edebiliriz: Ramazan ayı, bizleri hayata hazırlayan bir okul, bir kamp zamanıdır. O, bizi manen güzelliklerle tanıştırır, iyiliklerle donatır. Önemli olan ise, onun bize kazandırdıklarını Ramazan’dan sonra da sürdürebilmektir. Zira müslümanlık bize her zaman gerekli olan bir değerdir. İslamî güzellikler de her zaman bize yakışan erdemlerdir. Bu nedenle Ramazana Elveda, Ramazan güzelliklerine elvadaya dönüşmemelidir.

Bayramda Tekbir ve Namazla Başlar

Şu imtihan dünyasına bizler, kulaklarımıza okunan Muhammedî Ezanlarla geldik. Hayat, dinin özeti olan ezan cümleleriyle başladı. Sonunda Rabbimizin bize biçtiği ömür süremizi doldurup bu dünyadan öteki aleme gidişimiz de namaz ve dualarla olmaktadır. Bunun bir anlam ifade etmesi için, ilk ezanla son namaz arasındaki günlerimiz de ezan ve namaz doğrultusunda olmalıdır.

Müslüman olarak bizlerin bayramları da tekbir ve namazla başlar. İnanan insanlar, sabah erkenden tekbirlerle gittikleri camide kılacakları sabah ve bayram namazlarıyla bayrama girerler. Bu da son derece anlamlıdır. Zira İslam adamının kutlamaları da bir başkadır. Çılgınlık, günah ve israf yoktur o kutlamalarda. Bu yüzden tekbir ve namazla girilir bayrama. Nitekim tarih boyunca bizim, zafer kutlamalarımız da şükür secdeleri ve tekbir naralarıyla başlamış ve bu doğrultuda devam etmiştir.

Özetleyecek olursak:

Tüm zaman ve mekanlar, Allah’ın bize emanetidir. Onları iyi değerlendirmek ve iyilik-güzelliklerle süslemekle yükümlüyüz. Zaman ve mekanlar, içlerinde işlenen eylemlere göre birbirlerinden farklılık arzederler. Bize düşen, bize emanet edilen tüm zaman ve mekanları, onların asıl sahibi olan Yüce Yaratıcının ölçüleri doğrultusunda dolu dolu geçirerek değerlendirmektir.

İbadet yoğunluğunun yaşandığı Ramazan ayı, rahmet, mağfiret ve bereket ayı olarak bizim ruhumuzda ve hayatımızda derin izler bırakan bir aydır. O aydaki kazanımlarımız, bir sonraki Ramazan’a kadar sürmelidir. İşte ancak o zaman Ramazan okulu hedefine ulaşmış demektir.

Tekbir ve namazla başlayan Bayramlarımız, İslamî ölçülerle kutlanmalı, bayramdan sonraki hayatımız da aynı doğrultuda olmalıdır.

Bir hadislerinde Peygamberimiz şöyle buyurur: “Her yeni gün ve gece şöyle seslenir: Ey insan oğlu! Ben yeni bir ânım. Yaptığın işler konusunda ben sana şahidim. O halde beni hayır işleyerek iyi değerlendir ki senin lehine tanıklık yapabileyim. Zira ben bir daha geri gelmeyeceğim.”

Rabbimiz de şöyle buyurur: “Sana ölüm gelene kadar sen Rabbine kulluk et/ibadet et” [4]

İbadetleri belli zamanlarla sınırlı tutmak doğru değildir, ama belirli zamanlarda yapacağımız özel ibadetler de vardır. Nerede ve ne zaman öleceğimiz bizim için meçhuldür, ama her ân ölebileceğimiz bir gerçektir. Ölüm meleğinin bizi güzel bir işte bulması ise hepimizin en büyük emelidir. O halde hep iyilik ve güzelliklerin adamı olarak ölüm meleğini karşılamaya hazır olmalıyız. Şairin dediği gibi: “Sual: Ey veli, mümin nasıl olmalı söyle/Cevap, son anında nasıl olacaksa hep öyle.”

Bir sahabî oğluna öğüt verirken şunları söyler: “Yavrucuğum, unutma ki ölüm meleği insanın iki iyilik arasında canını alır: Biri yaptığı iyilik, diğeri ise yapacağı iyilik. Yavrucuğum sen hep iyiliklerin adamı ol ki, o seni iyilikleri yaparken bulsun.”

Hz. Ali de konuyu şöyle bağlar: “Ey insan! Senin için dün geçmiştir, bir daha geri gelmez. Yarın ise kesin değildir. O halde dem bu demdir, içerisinde bulunduğun ândır, onu iyi değerlendir!

Kaynaklar

[1] “Biz peygamberlerin hiç birisinin arasında bir fark gözetmeyiz, hepsine inanırız.” 2 Bakara 136, 285; 3 Alu Imran 84.   [2] “O peygamberlerden bir kısmını, diğerlerinden üstün kıldık. Allah onlardan bazısı ile konuşmuş, bazılarını da yüksek derecelere yükseltmiştir…” 2 Bakara 253.   [3] 73 Müzzemmil 6-7.  [4] 15 Hıcr 99.