Emin Muhammed Ümmetinin Güvensizlik Problemi

e-Posta Yazdır PDF

Güven Kaynağı Yüce Allah’tır:


Yüce Yaratıcı, birkaç isim ve sıfata sığmayan, bu yüzden pek çok isim ve sıfatı olan mutlak kudret sahibidir. O’nun meşhur isimlerinden biri de el-Mü'min’dir. O, güven ve emniyet kaynağıdır. Peygamberlerini ayet ve mucizelerle doğrulayan, dünya ve ahirette güven ve huzur veren O’dur. Gönüllerde iman ışığı uyandıran, kendine sığınanlara aman verip güvene çıkaran O'dur. . “O Allah, kendisinden başka hiçbir ilah olmayandır, O Meliktir, Kuddüstür, Selamdır, Mümindir..”[1] O halde, dünya ve Ahirette güvende olmak isteyen O'na güvenmeli ve O'nun korumasını hak etmelidir. Unutulmamalıdır ki, O’nunla irtibatlı olmayan hiç bir şey ve hiçbir kimse güven ve huzura eremez; korku, stres ve buhrandan kurtulamaz. O halde gerçek anlamda mümin olmak isteyen, el-Mümin olan Yüce Allah’a bağlanmalı ve her zaman O’nunla irtibatlı olmalıdır. Mümin olmak, kuru bir iddia değildir. O’na inanmak, O’na güvenmek ve O’nun olmakla mümkündür. Aynı şekilde mümin, etrafındakilere güven veren ve güvende olan kimsedir. Zira o, Mümin olan Allah’ın kulu olan bir mümin kişidir.


Vahiy Meleği Cebrail de  Emîn’dir:


Bu konuda Kur’ân’da şöyle buyrulur: “Onu (Kur’ân’ı), er-Rûhu'l-Emin (güvenilir ruh, Cebrâil) indirdi.”[2] O büyük melek, Allah’tan aldığı emaneti aynen muhafaza ederek güvenli bir şekilde peygamberlere getirmiştir.


Bütün Peygamberler Emîn Sıfatına Sahiptirler:


Emanet, peygamberlerde bulunması gerekli olan sıfatlardandır. Hz. Nuh, Hz. Hûd, Hz. Salih, Hz. Lût, Hz. Şuayb[3], Hz. Musa[4] ve diğer peygamberlerin hepsi birer güven abidesi olarak gelmişler ve insanlığa kendilerini şöyle takdim etmişlerdir:


“Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.”[5] “Ben sizin için güvenilir bir nasihatçiyim.”[6]


Peygamberlerin güvenilirliğini şu üç şekilde anlamamız mümkündür:


1. Bütün peygamberler, güvenilir kimselerdir. Onlar, Peygamber olmadan önce ve sonra, içerisinde yaşadıkları toplumlarda hep güvenilir kimseler olmuşlardır. Onlardan asla, yalan ve benzeri güvensizlikler sadır olmamıştır. Nitekim bu gerçeği peygamberlerine karşı çıkan kavimleri bile itiraf etmişlerdir. Sözgelimi Hz. Salih’e kavmi şöyle diyordu: “Dediler ki: "Ey Sâlih, sen bundan önce bizim aramızda ümit beslenen bir kişi idin."[7] Biz seni başımıza yönetici olarak görüyorduk, çünkü biz senden hep hayır ve iyilik görüyorduk.[8]

2. Bütün peygamberler, kendilerine güvenen kimselerdir. Onlar, Allah’a güvenip dayanan, davet yolunda azim ve kararlılıkla taviz vermeden yollarına devam eden, asla şek ve şüphe içerisinde olmayan kimselerdir.


3. Bütün peygamberler, güven veren kimselerdir. Sergiledikleri hayat ile etraflarına güven veren kimselerdir.


Peygamberimiz Güven Modeli Emîn Kişidir:


Pek çok güzel isim ve sıfatı olan Peygamberimizin bir adı/sıfatı da El-Emîn’dir. O, her zaman güvenilir bir kişi olmuştur. Peygamber olmadan önce de sonra da hep bu sıfatıyla tanınmış ve meşhur olmuştur. O, hem insanlara karşı hem de Yüce Rabbe karşı güvenilir bir kişidir. O’na inanmış, O’na güvenip dayanmıştır. Yüce Allah’tan aldığı vahyi aynen getirip insanlara ulaştırmış, O’nun dinini olduğu gibi insanlara tebliğ etmiştir. İnsanlara karşı da son derece dürüst ve güvenilir bir kişilik sergilemiştir.


Bir görüşe göre şu ayette geçen güvenilir elçiden kasıt Hz. Peygamberdir: “O Kur’ân güvenilir itibarlı bir elçinin sözüdür.”[9] Aynı anlamda ona el-Mü’temen de denmiştir. O, sergilediği hayat ile söz ve davranışlarıyla sürekli etrafına güven veren bir kimse olmuştur.

Yine O, El-Âmin’dir. Dünya ve ahirette güvende olan. Ayetlerde şöyle buyrulmuştur: “Allah seni insanlardan koruyacaktır..”[10] “Allah, o gün peygamberi ve onunla birlikte inananları utandırmaz..”[11] Aynı şekilde ona ashabının güvencesi anlamına Emnetü Ashabih ve korunan anlamına el-Mahfûz, el-Ma’sûm, el-Müsellem  de denmiştir.


Peygamberimiz Hz. Muhammed, daha peygamber olmadan Mekke’de sergilediği kırk yıllık örnek hayatında herkesin güven ve takdirini kazanmış ve ‘Muhammedü’l-Emîn’ (Güvenilir Muhammed) rütbesine layık görülmüştü. Onun bu güvenilir liği ve saygınlığı, Hz. Hatice’nin uluslararası ticaret işleri görevine getirilmesinde, Kabe’deki Hakemlik olayı ile ve Mekke’de haksızlıklarla mücadele adına kurulmuş olan Hılfu’l-Fudul(Erdemliler Paktı) örgütünün saygın bir üyesi olmasında da kendini göstermişti.


Yine peygamber olmadan önce yaptığı ticari ortaklıklarda onun güvenilirliği ve dürüstlüğü herkesin dikkatini çekmekteydi. Onun peygamber olmadan önceki hayatı, altmış üç yıllık ömrünün yarısından fazla, kırk yıllık uzun bir süredir. O, bu dönemde vahye muhatap olmadan önce bile bir insan olarak tertemiz kalabilmiştir. Hem de pek çok insanın pek çok erdemden yoksun olduğu bir dönemde. Bu nedenle Onun peygamber olmadan önceki ahlâkî güzelliği, olumsuz şartları bahane ederek işlediği kötülükleri yahut yapamadığı güzellikleri örtbas etmeye çalışan günümüz insanı için son derece önemli ve anlamlıdır. Peygamber olmadan önce, onda bulunan güzellikleri şu birkaç tespit bile net bir şekilde ortaya koymaktadır. Onun peygamber olmadan önce de güzellikleriyle toplum içerisinde tanınan bir kişi olduğunu açıklayan Kur’ân ayetlerinde şöyle buyrulur:

“Yoksa Peygamberlerini henüz tanımadılar da bu yüzden mi onu inkâr ediyorlar?”[12]


“Ben bundan önce bir ömür boyu içinizde durmuştum. Hâla akıl erdiremiyor musunuz?”[13] Ben peygamber olmadan önce kırk yıl aranızda yaşadım. Siz benim doğruluğumu, dürüstlüğümü, emanete hıyanet etmeyişimi, ümmiliğimi biliyorsunuz. Ben gençliğimde hiç Allah’a isyan etmedim, putlara tapmadım, asla yalan söylemedim, hiç aldatmadım… Şimdi siz benden, böyle bir şeyi yapmamı nasıl istersiniz?[14] Onun sahip olduğu güzelliklerini anlatan Kur’ân ayetlerinin biri de şöyledir:


“Gerçekten sen büyük bir ahlak üzeresin.”[15] Fatiha ve Alak suresinden sonra üçüncü sırada inen Kalem suresinin bu ayeti, onun Kur’ân öncesi sahip olduğu güzelliklerini açık bir şekilde tescil etmektedir. Çünkü bu tespit yapıldığında henüz onun tüm hayatını kuşatan Kur’ân ayetleri inmemişti. Ama o, büyük bir ahlak üzere bulunuyordu. Daha sonra Onun Kur’ân’la daha da olgunlaşan ahlakî kişiliğini eşi Hz. Ayşe şöyle özetleyecekti: “Onun ahlakı Kur’ân’dı.”[16]

Mümin Dünyayı Güvenli Bir Yurt Haline Getirmekle Görevlidir:


Yeryüzünün ilk mabedi Ka’be’nin bulunduğu şehir Mekke, şehirlerin anası/merkezidir. Tüm şehirler, Mekke merkezli olarak kurulmalı, ona bağlı olmalı ve onu örnek almalıdır. Şehirlerin anası, evrenin merkezi, kurulması istenen yerleşim merkezlerinin örneği olan Mekke ise, Emîn Beldedir.[17] Kur’ân’ın müslümandan istediği de tüm yeryüzünü emin belde haline getirmektir.


Nitekim Kur’ân başka ayetlerinde de güvenli yer, şehir ve evlerden bahsederek[18] tüm yeryüzünü emin beldeye dönüştürme göreviyle görevlendirir muhataplarını.


Ve nihayet müminler, ahirette güvenli yurt cennete taliptirler.[19] Orada onlara ne bir korku vardır, ne de bir hüzün.


Bütün bu örneklerden sonra şimdi de öncelikle kendi hayatımıza ve insanımızın hayatına şöyle bir bakalım. Ne hazin ki bugün insanlık ve özellikle İslam ümmetinin en önemli problemi güvensizliktir. İnsanlık, bugün emniyet ve huzura hasret çekiyor. Aile bireyleri birbirine güvenmiyor, akrabalar birbirine güvenmiyor; komşu komşusuna güvenmiyor; iş ortakları birbirine güvenmiyor; zengin fakir birbirine güvenmiyor; vatandaş devletine, devlet vatandaşına güvenmiyor; toplumlar ve devletler birbirlerine güvenmiyor… Sonuçta can, mal güvenliğinin olmadığı huzursuz bir dünyada yaşıyor insanlık.


Bu güvensizlik ortamına son vermek için ise, yeniden güven kaynağı Allah’a yönelip bağlanmaktan, O’nun Emîn meleğinin, Emîn elçisine getirdiği güven kaynağı Kur’ân’a uymaktan ve O’nun istediği gerçek müminler olmaktan başka çare yoktur. Zira Allah’a güvenip dayanan, davet yolunda kendisine güvenen, etrafına güven veren güvenilir müminler ancak güven yurdu cennete konabileceklerdir.


Dünyayı güvensiz bir yer haline getiren, güvensiz bir hayat yaşayan kimselerin ise Ahirette de azaptan, gazaptan güvende olmaları söz konusu olmayacaktır. Onlar, dünyada stres ve buhranlı bir hayat yaşadıkları gibi; ahirette de azap ve gazaplı bir hayatın içerisinde olacaklardır.


İnsanlığın yeniden, yitirdiği güven sıfatını kazanması için ise, Emin Muhammed’i ve onun mesajını yeniden okuması, onu doğru bir şekilde anlaması ve onu izlemesi gerekmektedir.


Güven kaynağı Yüce Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmak için, Vahiy meleği Cibrîl’in ahlakı ile ahlaklanmak için, tam peygamberlerin ve son peygamber Emin Muhammed’in ahlakı ile ahlaklanmak için güvenilir kimseler olmak zorundayız. Allah’a güvenip dayanan, davet yolunda kendisine güvenen, söz ve tavırlarıyla etrafına güven veren müminler olmak borcundayız. Dünyamızı her türlü yalan, sahtekârlık ve benzeri erdemsizliklerden kurtararak, onu güvenli bir yurt haline getirerek, Ahirette güvenilir yurt cenneti hak etmeye gayret etmeliyiz.


Kaynaklar


[1] 59 Haşr 23. [2] 26 Şuara 193. [3] 26 Şuara 107, 125, 143, 162, 178. [4] 44 Dühan 18. [5] 26 Şuara 107, 125, 143, 162, 178. [6] 7 A’raf 68. [7] 11 Hud 62. [8] İbnü’l-Cevzî, Zâdü’l-Mesîr. IV, 123. [9] 81 Tekvîr 19. [10] 5 Maide 67. [11] 66 Tahrim 8. [12] 23 Müminûn 69. [13] 10 Yunus 16. [14] Kurtubî, Tefsîr, VIII, 321. [15] 68 Kalem 3. [16] Ahmed, VI, 188. [17] 2 Bakara 125, 126; 3 Alu Imran 97; 5 Maide 97; 14 İbrahim 35; 95 Tin 3. [18] "Allâh'ın dileğiyle güven içinde Mısır'a girin!". 12 Yusuf  99; “Dağlardan güvenli evler yontuyorlardı.” 15 Hıcr 82; “Allah şöyle bir kenti misal olarak anlattı: Güven, huzur içinde idi; her yerden rızkı bol bol kendisine geliyordu.” 16 Nahl 112. [19] “Korunanlar ise güvenli bir makamdadır.” 44 Duhan 51, “Cennete esenlikle, güven içinde girin!" 15 Hıcr 46.