Vahyin Kalbi, Şehirlerin Anası, Tevhidin Merkezi, Beytullah Şehri Mekke

e-Posta Yazdır PDF

Mekke Şehrinin İsimleri


Kur’ân-ı Kerim’de Peygamberimizin ve vahyin doğduğu şehir için, Mekke yanında Bekke ismi de kullanılmıştır. Bekek "Mekke" elimesinin başındaki 'bâ' harfinin 'mim' harfinin yerine geldiği söylenmiştir. Ölüleri içine çekip aldığından, günahları gideren kutsal bir şehir olduğundan, suyu az olduğundan, dağlarından sel suları çekilip toplandığından yahut dört bir yandan insanları kendisine çektiğinden yahut da yeryüzünün merkezi, özü kaymağı olduğundan şehre bu anlamlara gelen 'mekke' kökünden Mekke  "Mekke" denmiştir. Bir diğer görüşe göre ise 'ıslık çalma' anlamına gelen 'mükâ' dan bu isim verilmiştir. Çünkü cahiliyye döneminde Araplar ıslık çalarak Ka'be "Ka'be" yi tavaf ederlerdi.[1]


Başındaki 'bâ' harfinin kelimenin aslından olduğunu savunan görüşe göre ise, kibirlilerin boynunu kırıp zelil ettiğinden yahut tavaf nedeniyle izdiham yeri olduğundan Bekke denmiştir. Çünkü sözlükte 'B-k-k' kökü yarmak, koparmak, ayırmak, alçaltmak ve kalabalıklaşmak anlamlarına gelir.[2]

Mekke "Mekke" isminin harem bölgesinin adı, Bekke "Bekke" isminin ise sadece mescidin olduğu yerin adı olduğu söylenerek iki kelime arasındaki farka dikkat çekilmiştir.[3

]

Mekke "Mekke" için, şehirlerin anası anlamına Ümmü'l-Kurâ "Ümmü'l-Kurâ", insanların orada birbirlerine merhamet edişlerine bakılarak Ümm-ü Rahm "Ümm-ü Rahm" (Rahmet anası), kalabalık olup birbirleriyle itişip kakışmalarına bakılarak Ümm-ü Zahm (Zahmet anası), yoldan çıkıp sapanı kırıp geçen bir yer anlamına Bâsse "Bâsse"  yahut inkar edilenin sürüp çıkarıldığı yer anlamına Nasse "Nasse" isimleri de kullanılmıştır. Cahiliyye şiirinde şehir için'Salâh "Salâh" (kurtuluş) adı da kullanılmıştır.[4]

Kur'ân'da bir surenin de adı olan Beled  "Beled", sınırları belirlenmiş yer, yerleşim yeri, vatan anlamına bir kelime olup pek çok Kur'ân ayetinde Mekke "Mekke" için kullanılmıştır. Çoğulu 'bilâd "bilâd" ve 'büldân "büldân" gelir.[5]Beled  "Beled" kelimesi, şu ayetlerde Mekke "Mekke" için kullanılmıştır: "İbrahim şöyle demişti: 'Rabbim! Bu şehri güvenli kıl; beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut'."[6] "Bu, şehre yemin ederim; ki sen bu şehirde oturmuşsun."[7] "And olsun bu güvenli şehre.."[8]


Kur'ân’da ‘Vâdin Ğayru zî-Zer’ ifadesiyle ekilip dikilmeye elverişli olmayan Mekke Vadisi  "Mekke Vadisi" kastedilmiştir.[9] Hz. İbrahim hanımı Hz. Hacer ile oğlu Hz. İsmail'i bu vadiye yerleştirdiğinde Yüce Allah'a dua ederken şu şekilde bu ifadeyi kullanmıştır. "Rabbimiz! Ben çocuklarımdan kimini, namaz kılabilmeleri için senin kutsal evinin yanında, ziraata elverişsiz bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! İnsanların gönüllerini onlara meylettir, şükretmeleri için onları ürünlerle rızıklandır."[10]


Bütün bu kullanımlarda Mekke’nin şu temel özellikleri öne çıkmaktadır: Mekke insanları kendisine çeken, yeryüzü merkezidir. Kibirlilerin burnunu kıran, Allah’ın kullarının ibadette yoğunlaştıkları merkezdir. Mekke, şehirlerin anasıdır, rahmet kaynağı, vahyin gözbebeği, peygamberlerin vatanı, beldelerin en güzeli ve Yüce Allah’a en sevimli olanıdır. Ekin bitmeyen vadi gibi görünse de Mekke vadisi, tarih boyunca maddî ve manevî pek çok güzelliklerin doğup yetiştiği bir merkez olmuştur.


Mekke  "Mekke", tarihî bir şehirdir. Milâdî II. asırda yaşamış olan Batlamyus, Coğrafyaya dair yazdığı kitabında 'Macoraba "Macoraba" adıyla Mekke'yi anmıştır. Buradan da Mekke "Mekke" 'nin ondan önce var olan bir medeniyet şehri olduğu anlaşılmaktadır. Cahiliye dönemi yazılarında bu isim geçmese bile, Mekke'nin Allah'a yaklaştıran bir yer olduğu göz önünde bulundurulduğunda Arapçadaki 'makrab' (yaklaştıran) kelimesinin bu ismi çağrıştırdığı söylenebilir. Zaten kimi tarihçiler 'Mekke  "Mekke" ' adının, Babil "Babil" dilinde ev anlamına gelen 'Mükâ' kelimesinden türediğini de söylemişlerdir.[11] Mekke, hac ibadeti sayesinde farklı kültürlerdeki insanların kendisine akın ettiği bir şehir olmakla, tarih boyunca kültürlerin buluştuğu bir merkez olmuş ve olmaya da devam etmektedir


Yeryüzünün en eski ve en kutsal beldesi, medeniyetin beşiği olması, vahyin doğduğu ve son peygamberin doğup büyüdüğü yer olması hasebiyle şehir, Kur'ân'da bir yerde Bekke "Bekke", bir yerde de Mekke "Mekke" olarak şu şekilde geçer: "Doğrusu insanlar için ilk kurulan ev, Bekke  "Bekke" 'de, dünyalar için mübarek ve doğru yol gösteren Ka'be "Ka'be"dir. Orada apaçık deliller vardır, İbrahim'in makamı vardır; kim oraya girerse, güvenlik içinde olur; oraya yol bulabilen insana Allah için Ka'be  "Ka'be" 'yi haccetmesi gereklidir. Kim inkar ederse, bilsin ki; doğrusu Allah âlemlerden müstağnidir."[12]


"Sizi onlara üstün kıldıktan sonra, Mekke "Mekke" bölgesinde, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan geri tutan, savaşı önleyen O'dur. Allah yaptıklarınızı görendir."[13]

İkinci ayette 'Batn-ı Mekke "Batn-1006 Mekke" denmesi, Mekke "Mekke" isminin daha genel bir bölgenin adı olduğu görüşünü desteklemektedir.


Mekke için kullanılan Ümmü'l-Kurâ "Ümmü'l-Kurâ" kelimesi de iki ayette şu şekilde geçer: "Bu Kur'ân, Ümmü'l-Kurâ ve çevresindekileri uyarman için sana indirdiğimiz ve kendinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir kitaptır.."[14] "Ümmü'l-Kurâ "Ümmü'l-Kurâ" ve onun çevresinde bulunanları uyarman ve asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları korkutman için, sana böyle Arapça bir Kur'ân vahyettik.."[15]


Her iki ayet de, Kur'ânın sadece Mekke bölgesinin kitabı, Hz. Muhammed'in yalnızca Mekkelilerin peygamberi olmayıp, Mekke merkezli tüm yeryüzünün evrensel kitabı ve peygamberi olduğuna işaret edilmekte, sonuçta İslamın belli bir coğrafyanın dini değil, tüm yeryüzü insanlığına hitap eden bir din olduğuna dikkat çekilmektedir.


Ayetlerde Mekke  "Mekke" 'nin kutsal ve kadim ev Ka'be  "Ka'be"  şehri olduğu vurgulanmakta, tevhid tarihinin merkezi olduğuna işaret edilmekte, Hz. Peygamber döneminin ve vahyin orada başladığına değinilmektedir. Mekke'den 'Ümmü'l-Kurâ "Ümmü'l-Kurâ" diye bahseden son iki ayette ise Mekke, tüm yerleşim merkezlerinin anası ilan edilerek merkeze alınmıştır. O, bu yönüyle tevhid, medeniyet ve insanlığı çok yakından ilgilendiren benzeri konularda, diğer yerleşim merkezlerine önderlik ve örneklik etmiştir. Mekke'nin 'Ümmü'l-Kurâ' adıyla anılmasında, onun İslam öncesi olduğu gibi İslam'dan sonra da coğrafî ve stratejik konumu yanında, insanların İslam'a girmesindeki etkinliğinin de etkisi olmuştur. Çünkü Mekke, kutsal Ka'be  "Ka'be" yi bağrında barındırmakla Mekke içinden ve dışından pek çok kişiyi kendine çekmekte, önemli bir tarih, medeniyet ve ticaret merkezi olma konumunu sürekli canlı tutmaktaydı. Mekkelilerin Hz. Peygambere karşı olan tavırları çevredeki diğer insanların İslam'a girmesini geciktirdiği gibi, fetihten sonra Mekke  "Mekke" lilerin müslüman olması da pek çok yerleşim merkezinin kitleler halinde müslüman olmasını da kolaylaştırmıştır. Evrenin Kalbi 

Mekke, Mekke’nin Kalbi Ka’be


Ka’be, ululuk, büyüklük anlamına bir kelimedir. Kübik formdaki evlere ka'be denmiştir.[16] Ka'be "Ka'be" 'ye kübik formundan dolayı yahut yüceliğinden dolayı bu isim verilmiştir.[17]


Rivayetlere göre, Yüce Allah, gök halkının Beyt-i Ma'mûru tavaf ettikleri gibi, yeryüzü halkının da tavaf ve ziyaret etmeleri için, Beyt-i Ma'mûrun yerde bir örneği olmak üzere meleklere Ka'beyi inşa ettirmiştir. Ka'be ikinci kez Hz. Adem tarafından, daha sonra da Nuh tufanındaki yıkılışından sonra Hz. İbrahim tarafından yeniden yapıldı. Daha sonra çeşitli dönemlerde yeniden inşa edilmiş yahut tamir görmüştür.[18]


Kur'ân ayetlerine göre ise Ka'be  "Ka'be" 'nin yapımı Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından gerçekleştirilmiştir.[19] Bu konuda Kur'ân'da şöyle buyurulur: "Ka'beyi, insanlar için toplanma ve güven yeri kılmıştık. İbrahim'in makamını namaz yeri edinin, dedik. Evimi ziyaret edenler, kendini ibadete verenler, rüku ve secde edenler için temiz tutun diye İbrahim ve İsmail'e ahd verdik. İbrahim: 'Rabbim! Burasını emin bir şehir kıl, halkından, Allah'a ve ahiret gününe inananları ürünlerle rızıklandır' demişti. Allah da: 'İnkar edeni de az bir müddet geçindirir,  sonra da onu ateşin azabına uğramak zorunda bırakırım, ne kötü sonuç' buyurmuştu. İbrahim ve İsmail, Ka'benin temellerini yükseltiyordu. 'Rabbimiz! Yaptığımızı kabul buyur. Şüphesiz ki, Sen hem işitir hem bilirsin' dediler.[20] "Doğrusu insanlar için ilk kurulan ev, Mekke'de, dünyalar için mübarek ve doğru yol gösteren Ka'be "Ka'be" 'dir."[21] " 'Bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, orada kıyama duranlar, rüku edenler ve secdeye varanlar için Evimi temiz tut' diye İbrahim'i evin yerine yerleştirmiştik. İnsanları hacca çağır; yürüyerek veya binekler üstünde uzak yollardan sana gelsinler."[22]


Ka'benin arka duvarlarının uzunluğu 12 m., diğer iki duvarının uzunluğu 10 m., yüksekliği ise 15 m. dir. Mekke "Mekke" 'nin etrafını kuşatan dağlardan getirilmiş siyah taşlardan yapılmıştır. Dört köşesinden kuzey köşesi 'er-Ruknü'l-Irak', güney köşesi 'er-Ruknü'l-Yemânî, batı köşesi 'er-Ruknü'ş-Şâmî, doğu köşesi ise kutsal taş Hacerü'l-Esved'in bulunmasından dolayı 'er-Ruknü'l-Esved' diye adlandırılmıştır.[23]


Ka'be'ye Allah'ın evi anlamına  Beytullah  "Beytullah", azat edilmiş ev anlamına Beytü'l-Atîk  "Beytü'l-Atîk", kendisiyle alay edenleri yakıp mahveden anlamına Hâtime "Hâtime", zulüm ve isyanda bulunanları sürüp çıkaran anlamına Bâsse  "Bâsse", haram ev anlamına Beytü'l-Haram "Beytü'l-Haram", kutsal-mübarek anlamına Kadîs   "Kadîs" adları da verilmiştir.[24] Ona verilen bu isimlerle, onun farklı yönlerine ve taşıdığı yüklü anlamlara dikkat çekilmiştir.

Ka'be ismi Kur'ân'da iki ayette şu şekilde geçmiştir: "Ey inananlar! Siz ihramlı iken av öldürmeyin. İçinizden kim onu öldürürse, onun üzerine öldürdüğü hayvanın benzeri bir ceza vardır. Buna Ka'be  "Ka'be" ye varacak bir kurban olmak üzere içinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder.."[25] "Allah Ka'beyi insanlar için bir nizam (kıyam) kıldı.."[26]


Kübik form, müteaâl (aşkın) olanı simgeler. Kübizmde metafizik bir öz vardır. Ka'be, bir kıblegah olmaktan öte, Yüce Allah'ın yeryüzündeki bir alameti, bir nişanıdır. Buna göre Ka'be  "Ka'be", mutlak istikrarın en altta, yeryüzündeki yankısıdır. Ona yönelmekle dikey ve yatay olmak üzere ikili bir hareket gerçekleşir:  Dikey hareketle ölümlünün ölümsüze, sonlunun sonsuza yönelişi; yatay hareketle ise insanın insana yönelişi simgelenir. Zaten Ka'beye 'Atîk Ev' denilerek, onun bir hürriyet abidesi/simgesi olduğuna dikkat çekilmiştir.[27] Gerçektende hac ve umre ibadetini yerine getirenler o özgür beytin etrafında dönerek, namaz kılanlar da o özgürlük abidesine yönelerek Allah'tan başkasına kul olmaktan kurtulup hakiki özgürlüğe kavuşmuş olduklarını bayraklaştırmış olurlar.


Yeryüzünün ilk evi Ka'be  "Ka'be" 'nin kübik formu ilk kurulan evleri etkilemiştir. İnsanlar Ka'beye hürmeten evlerini dairevî, Ka'beden alçak ve ona belli mesafelerde yapmaya özen göstermişlerdir.[28] Ka'benin 'ilk ev' oluşu, onun ilk yapı olmasından öte; hidayet, bereket ve özgürlük kaynağı/sembolü/anıtı olması nedeniyledir. Kur'ân ayetlerine göre Ka'be, hidayet, özgürlük, güven, düzen, dirlik, birlik, istikrar kaynağıdır. Nitekim onun ilk ev olduğunu bildiren ayette, onun alemlere hidayet sembolü mübarek bir ev olduğuna özellikle dikkat çekilmiştir. Ayetlerde, Onun için 'kıyam, mesâbe, emn, mübarek, hidayet' kelimeleri kullanılarak bu anlamlar vurgulanmıştır.[29] Ka'be, Necip Fazıl'ın dizelerinde şöyle ifade edilir:


"Ka'be, Allah'ın Evi; bir nokta yere konmuş.

Ötelerin pertevi, Maddeye vurup donmuş.

Mücerretten bir alem, Mikap şeklinde bir sır.

O alemle bu alem arasında bir sınır.."


Ka'be'yi yeryüzünün ilk mescidi olarak niteleyen Kur'ân, aynı zamanda onu merkeze almış ve ondan uzakta olan Kudüs'ün tarihî mescidi için 'Uzak Mescid' (el-Mescidü'l-Aksâ "el-Mescidü'l-Aksâ" ) tabirini kullanmıştır. Gerçekten de İslamın kıblesinin de Ka'be olarak belirlenmesiyle başta tüm yeryüzü mescidleri olmak üzere, tüm yerlerin kıblesi, imamı, kalbi Ka'be olmuştur. Tıpkı Ka'be şehri Mekke "Mekke" 'nin şehirlerin anası (Ümmü'l-Kurâ  "Ümmü'l-Kurâ") ilan edildiği gibi, Ka'be de mabedlerin anası, merkezi kabul edilmiştir. Zaten Mekke'nin şehirlerin anası/merkezi olmasında Ka'be faktörü gözardı edilemez. İşte tüm bu nedenlerden dolayı Ka'be "Ka'be", bu ismiyle yahut başka isimlerle pek çok ayette anılmıştır.


Mekke "Mekke" 'de bulunan Ka'be "Ka'be" 'ye, orada avlanma, ot ve ağaçlarının yolunup kesilmesi yasaklanarak hürmetli/kutsal bir yer kılındığı için[30], başka bir deyişle diğer yerlerde yasak olmayan bir takım şeylerin orada Allah tarafından haram kılınmasından dolayı[31] beytü’l-haram ismi verilmiştir. Nitekim Mekke "Mekke" fethinde Peygamberimiz bu gerçeği şöyle açıklamıştır: "Yüce Allah, Mekke'yi fil ordusundan korumuştur. Mekkelilere Peygamberini ve müminleri musallat etmiştir. Mekke'de savaşmak benden önce hiç kimseye helal edilmedi. Bana da bir günün belirli bir anında helal kılındı. Artık benden sonra kimseye bu, helal kılınmayacaktır. Onun avı ürkütülmemeli, otu yolunmamalı, ağacı kesilmemelidir. Oradaki buluntu şeyler de ancak sahibini arayıp bulmak için alınabilir."[32] Rivayetlere göre Mekke'nin harem hudutları Hz. İbrahim tarafından belirlenmiştir. Peygamberimiz, Mekke fethinden sonra, bu hudutlara işaret eden ve farklı mesafelerde bulunan bu abide duvarları bizzat tamir ettirmiştir. Bu sınırlar arasında kalan bölgenin yüzölçümü yaklaşık 200 kilometrekaredir.[33]


Mekke "Mekke" ve Ka'be "Ka'be" 'nin Allah Teâlâ tarafından 'haram bölge' kılınmasının temel esprisi, kulları Allah'ın ölçülerine göre yaşamaya hazırlamak, barışı sağlamaya ve çevreyi korumaya onları alıştırmaktır. Nitekim on iki aydan dördünün Haram ay olarak nitelendirilmesi ve Hz. Peygamber tarafından Medîne "Medîne" 'nin de harem bölge ilan edilmesinin temel hedefi bu olsa gerekir.


İnsanın geceleyin sığındığı yer, ev[34] anlamına gelen beyt kelimesi Kur'ân'ın pek çok ayetinde Ka'be "Ka'be" nin karşılığı olarak kullanılmıştır. Bunlardan yedi ayette el-Beyt ve Beyt şeklinde[35], iki ayette de[36] kelimeyi Yüce Allah kendi zatına izafe etmiş ve 'Beytî' (Evim) şeklinde geçmiştir.


Azmanlardan kurtarıldığı için yahut yeryüzünün en eski mabedi olduğu için, yahut Nuh tufanından kurtulduğu için Beytullaha 'el-Beytü'l-Atîk  "el-Beytü'l-Atîk" ' ismi verilmiştir.[37] Bu adlandırmada zaman boyutu ile ilgili olarak Beytullahın çok eski bir mabed olması yahut da çok değerli ve kıymetli bir mekân olması gözetilmiştir. Nitekim eski çağlardan kalma eserler için asâr-ı atîk dendiği gibi, Latince antik/antika da denmiştir.[38]


Hz. İbrahim'in Ka'be "Ka'be" 'yi yeniden inşa ederken kullandığı ve üzerinde ayak izleri bulunan yahut Hz. İbrahim'in gelinine başını yıkatırken ayağını bastığı yahut da Hz. Hacer'in üzerinde oğlu Hz. İsmail'i yıkadığı taş[39] olan Makâmu İbrahîm, hac ve umrenin rukünlerinden olan sa’y (iki tepe arasında yedi kere gidip gelme) ibadetinin yapıldığı Safa ve Merve tepeleri; yine hac ibadetinin önemli kilometre taşları mesabesinde olan Arafat Dağı, Mina, Müzdelife başta olmak üzere pek çok kutsal mekan Mekke’de bulunmaktadır.


Sonuç olarak insanlık dün olduğu gibi bugün de Mekke/Ka’be’den aydınlanmaya devam etmektedir. Yönünü Ka’be’ye çevirenler dün olduğu gibi bugün de kurtuluşa ve cennete yönelmişler demektir. Zira Ka’be’ye giden yol, cennete ve Yüce Allah’a ulaşmaktadır. Ka’be’ye yönelmek ise, beş vakit namazda kıbleye dönmekten ibaret olmamalı, Ka’be merkezli bir hayata yönelmekle tamamlanmalıdır.


Kaynaklar

..............................................................................

[1] İbn Manzûr, Lisânü'l-Arab, M-k-k maddesi; Fîruzabâdî, Besâir, IV, 515. [2] İbn Manzûr, Lisânü'l-Arab, B-k-k maddesi; Kurtubî, el-Câmi', IV, 138-139; Fîruzabâdî, Besâir, II, 266; Hamevî, Mu'cemü'l-Büldân, I, 562-563. [3] Bkz. İsfehânî, el-Müfredât, 74. [4] Mâverdî, el-Ahkâmü's-Sultaniyye, 202; Ezrakî, Ahbâru Mekke, s, 25-26; Hamevî, Mu'cemü'l-Büldân, V, 211-212. [5] İsfehânî, el-Müfredât, s, 77; İbn Manzûr, Lisânü'l-Arab, B-l-d maddesi. [6] 14 İbrahim 35; 2 Bakara 126. [7] 90 Beled 1-2. [8] 95 Tîn 3. [9] İbnü'l- Cevzî, Zâdü'l-Mesîr, IV, 366. [10] 14 İbrahim 37. [11] Bkz. Tevfîk Berrû, Târîhu'l-Arabi'l-Kadîm, s, 165-166. [12] 3 Alu Imran 96-97. [13] 48 Fetih 24. [14] 6 Enam 92. [15] 42 Şûra 7. [16] İsfehânî, el-Müfredât, 651; İbn Manzûr, Lisânü'l-Arab, K-a-b maddesi. [17] İbnü'l-Cevzî, Zâdü'l-Mesîr, II, 429. [18] Bkz. Azrakî, Ahbâru Mekke, I, 34-51; Hamevî, Mu'cemü'l-Büldân, IV, 526-530. [19] Beyyûmî, Dirâsât, I, 183-185. [20] 2 Bakara 125-127. [21] 3 Alu Imran 96. [22] 22 Hacc 26-27. [23] Komisyon, İslam Ansiklopedisi, VI, 6-7. [24] Ezrakî, Ahbâru Mekke, s, 22-24. [25] 5 Maide 95. [26] 5 Maide 97. [27] Kılıç Sadık, İslamda Sembolik Dil, s, 69-72. [28] Bulaç Ali, İlk Ev ve İlk Şehir, I, 41-42. [29] Necip Fazıl, Esselâm, s, 42. [30] İbnü'l-Cevzî, Zâdü'l-Mesîr, II, 429. [31] Fîruzabâdî, Besâir, II, 456. [32] Buhârî, İlim 39; Müslim, Hacc 447; Ebû Davud, Menasik 90. [33] M. Hamidullah, İslam Peygamberi, II, 889. [34] İbn Manzûr, Lisânü'l-Arab, B-y-t maddesi. [35] 2 Bakara 125, 127, 158;3 Alu Imran 96, 97; 8 Enfal 35; 106 Kurayş 3. [36] Bkz. 2 Bakara 125; 22 Hacc 26. [37] İsfehânî, el-Müfredât, 482; Şurrâb,  el-Meâlimü'l-Esîra, s, 186; İbnü'l-Cevzî, Zâdü'l-Mesîr, V, 427-428; İbn Manzûr, Lisânü'l-Arab, A-t-k maddesi; Mevdûdî, Tefhîm, III, 361. [38] Bkz. Mehmet Doğan, Büyük Türkçe Sözlük, s, 58. [39] İbnü'l- Cevzî, Zâdü'l-Mesîr, I, 142; Hamevî, Mu'cemü'l-Büldân, V, 191-192.