HZ. PEYGAMBER’İN ŞEHİT AİLELERİYLE MÜNASEBETLERİ (IV)

e-Posta Yazdır PDF

Şehit Çocuklarını Ticarete Teşvik Etmesi ve Onların Mallarını Değerlendirmesi


Hz. Peygamber, şehit çocuklarının sadece maddî ve manevî ihtiyaçlarını karşılamakla yetinmemiş, onları yalnızca yardımla geçinen insanlar olarak yaşamaktan kurtarmak istemiştir. Ekonomik sıkıntı çekmemeleri için kendilerini ticarete teşvik etmiştir. Onların ticaretle meşgul olduklarını gördüğünde de, geçimlerini kendilerinin sağlamalarından duyduğu memnuniyeti ifade etmek için onlara dua etmiştir. Ayrıca yakınlarından miras kalan mallarını, en güzel şekilde değerlendirmeleri hususunda şehit ailelerine sahip çıkmış ve yardımcı olmuştur. Onun, Mûte Muharebesi’nde şehit edilen Câfer b. Ebû Tâlib’in oğlu ile Uhud savaşında şehit edilen Abdullah b. Cahş’ın annesine muamelesi, buna örnek olarak verilebilir.

Hz. Peygamber, Ca’fer b. Ebû Tâlib’in oğlu Abdullah’ı kucağında büyütmüştür. Bir gün çocuklarla birlikte pazarda satış yapan Abdullah’ın yanına uğramış, kendisiyle yakından ilgilenmiş ve: “Allahım! Onun alışverişini bereketli kıl” diye dua etmiştir. Yine Uhud savaşında şehit edilen kayın biraderi Abdullah b. Cahş’ın terekesinin idaresini üzerine almış ve geride kalan annesine Hayber’de bir mülk satın alıvermiştir.

Şehit Ailelerine Başsağlığı Dilemesi ve Onları Teselli Etmesi


Hz. Peygamber, şehitlerin geride kalan yakınlarına manevî destek sağlar, kendilerine başsağlığı diler ve onları teselli için çaba sarf ederdi.


Hz. Peygamber’in başsağlığı dilediği ve teselli ettiği şehit annelerinden biri Uhud’da şehit olan Amr b. Muâz’ın annesi Kebşe bint Ubeyd’dir. Hz. Peygamber, Uhud şehitlerini defnettikten sonra atına binerek gazilerle birlikte Medine’ye doğru hareket edince ensar kadınları kendisini karşılamak üzere yola çıkmışlardı. Hz. Peygamber’in atının dizginini de Sa’d b. Muâz,  tutuyordu. Onu karşılamaya gelen kadınlar arasında Sa’d’ın annesi Kebşe bint Ubeyd de bulunuyordu. Sa’d: “Yâ Resûlallah! Annem!” diyerek onu takdim etti. Hz. Peygamber, şehit annesi Kebşe’ye: “Merhaba!” diye hitap edince Kebşe, Hz. Peygamber’e yaklaştı ve: “Seni sağ salim gördüm. Artık bu musîbet, hiç gelir” dedi. Hz. Peygamber ona oğlu Amr’dan dolayı başsağlığı diledikten sonra onun ve diğer şehitlerin cennetlik olduklarını ve yakınlarına şefaat edeceklerini bildirdi. Kebşe, Hz. Peygamber’den, şehitlerin geride kalan yakınları için de dua etmesini talep etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber: “Allahım! Onların (şehit yakınlarının) kalplerindeki üzüntüleri gider. Musibetlerinden dolayı onları mükâfatlandır. Onları, geride bırakılanlara iyi halefler eyle” diye dua etti.


Yine Hz. Peygamber, Uhud Savaşı’nda babası şehit olduğu için yetim kalan Beşîr b. Akrebe’nin üzüldüğünü ve ağladığını gördü. Ona: “Ağlama! Ben, baban; Aişe de annen olsun istemez misin?” deyince Beşir, Hz. Peygamber’in teklifini memnuniyetle kabul etti. Hz. Peygamber böylece ona kendi çocuğu gibi bakacağını ve onunla ilgileneceğini söyleyerek onu teselli edip gönlünü aldı (Buhârî, t.y.: II, 78). Beşir, Hz. Peygamber’in, kendisini teselli ederken başını okşadığını, elinin değdiği yerdeki saçlarının siyah kaldığını, diğer yerlerin ise ağardığını ifade etmiştir (Alâüddîn el-Muttakî, 1989: XIII, 298).


Hz. Peygamber’in, şehit ailelerine başsağlığı dilemesi, müjde vermesi ve dua etmesi, onların, sevildiklerini düşünmelerine vesile olacağından kendilerini psikolojik anlamda güçlü kılacaktır. Özellikle duanın, insan psikolojisi açısından değeri ve önemi bugün artık bilinen bir gerçektir. Öte yandan Hz. Peygamber’in, şehit çocuğunun başını okşaması, onun, tavsiyelerinin, uygulamalarına yansıdığını göstermesi bakımından oldukça anlamlıdır. Zira o, kalbinin katılığından şikâyet eden birine: “Yetimin başını okşa, yoksulu doyur” tavsiyesinde bulunmuştur (Ahmed b. Hanbel, 1993: II, 387). Buna göre yetimin başını okşamak ve yoksulu doyurmak, sevgi, dostluk ve yiğitlik ifadesi olduğu kadar, insana ruh inceliği ve kalp yumuşaklığı da kazandırmaktadır.


Şehit Aileleriyle Evlenmesi ve Şehit Çocuklarını Himâyesine Alması


Hz. Peygamber, kocası savaşta şehit olan kimsesiz dul hanımları ve çocuklarını koruma altına almak için evlilikler gerçekleştirmiştir. Hafsa bint Ömer, Zeynep bint Huzeyme ve Ümmü Seleme bunlara örnek olarak verilebilir.


Hz. Peygamber’le evlilik yapan hanımlardan biri Hz. Peygamber’in yakın dostu ve ikinci halife Ömer’in kızı Hafsa idi. Kocası Huneys b. Hüzâfe, Uhud Gazvesi’nde yaralanıp bilahare şehit olunca Hafsa dul kaldı. Ömer, evlenmeleri için kızını önce Ebû Bekir’e, sonra Osman’a teklif etti ise de her ikisi de Ömer’in bu teklifini kabul etmediler. Bundan müteessir olan Ömer, durumu Hz. Peygamber’e arz etti. Hz. Peygamber de, Hafsa’yı kendisine nikâhlamasını Ömer’e teklif etti. Ömer, teklifi memnuniyetle karşıladı. Bunun üzerine Hz. Peygamber, Hafsa ile evlenerek hem Ömer’in üzüntüsünü gidermiş oldu hem de akrabalık bağı ile onları onurlandırdı.

Huzeyme kızı Zeyneb’in kocası Abdullah b. Cahş, Uhud Gazvesi’nde şehit edilmişti. Zeynep orta yaşlı ve merhametli bir hanımdı. Fakirleri, yoksulları, kimsesizleri gözettiği için, kendisine ‘yoksulların annesi’ anlamına gelen ‘Ümmü’l-Mesâkin’ ünvanı verilmişti. Kocasının şehit edilmesiyle kimsesiz kalan Zeynep, Hz. Peygamber tarafından nikâhlanarak koruma altına alınmıştır. Ancak kendisi, bu evlilikten iki ya da üç ay sonra vefat etmiştir.


Yine kocası Uhud Gazvesi’nde şehit edilen Ümmü Seleme, dört çocuğu ile dul kalmıştı. Hz. Peygamber, Zeyneb bint Huzeyme’nin vefatından sonra, ilerlemiş yaşına ve küçük yaştaki çocuklarına rağmen kimsesiz kalan Ümmü Seleme ile evlenerek, onu ve çocuklarını koruması altına almıştır. İbnü’l-Esîr, Ümmü Seleme’nin kızı Zeyneb’in büyük bir hanım hukukçu olduğunu kaydeder (İbnü’l-Esîr, t.y.: V, 469). Bu da Hz. Peygamber’in şehit çocuklarının eğitimini ne derece önemsediğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

Not: Bu makale EKEV Dergisi sayı: 44’de yayımlanmıştır.