Muhacirlerden İlk Şehit VE Yakınları

e-Posta Yazdır PDF

Kişinin mutluluğu, sevdiklerinin mutluluğuyla doğru orantılıdır. Sevilen ne kadar mutlu olursa seven de o ölçüde mutlu olacaktır. Onun için Hz. Peygamber (sav)’in şehitler hakkındaki müjdeli haberleri şehit ailelerini teselli etmekteydi. Onun teselli ettiği ailelerden biri, Mekke’den Medine’ye hicret eden sahabîlerden Bedir Gazvesi’nde şehit edilen Mihca‘ b. Salih’in ailesiydi.



Mihca‘, daha savaş başlamadan Bedir’de şehit edilmişti. Savaşlarda Arapların bir adeti vardı. İki ordu savaşa başlamadan önce, her iki taraftan teke tek çarpışacak kimseler savaş meydanına çıkar, karşılıklı çarpışırlardı. Fakat Bedir muharebesinde bu harb usûlüne muhalefet edildi. Müşrikleri heyecana getirmek için ortaya atılan Âmir b. Hadremî’nin, İslâm ordusuna attığı bir ok, muhâcir müslümanlardan Hz. Ömer’in azadlı kölesi Mihca’a isabet etti ve orada İslâm Ordusu ilk şehidini verdi. Cihad meydanında öldürülen ilk şehit sahabî, muhacirlerden Mihca‘ oldu. Mihca‘ da, Yâsir gibi Yemenli idi ve kölelikten şehitlik mertebesine yükselmişti. O şehit edildiğinde ana-babası ve eşi çok üzülmüşlerdi. Hz. Peygamber (sav), Mihca‘ hakkında, onun yakınlarının yanık yüreklerine su serpecek olan: “Seyyidü’ş-Şühedâ (Şehidlerin Efendisi)” ifadesini kullanmış ve bu şehidi tebcîl etmişti.


Mihca‘, En’âm sûresinin 52. ayeti ile de himâye edilen sahâbîlerdendir. Kureyş reisleri, sahabenin fakirleriyle aynı mecliste bulunmaya tenezzül etmedikleri için Ammâr, Mihca‘, Suheyb, Habbâb ve Selmân  gibi fakir müslümanları huzurundan kovmasını Hz. Peygamber (sav)’e teklif etmişler, bunun üzerine şu mealdeki âyeti kerime nazil olmuştur. “O zatları yanından kovma ki, sabah ve akşam Rablerine onun rızâsını dileyerek dua ederler. Senin aleyhine onların hesabından bir şey yoktur ve senin hesabından da onların üzerine birşey yoktur ki, onları kovup da zalimlerden olasın”. Ayrıca Ankebût suresinin, Mihca‘ hakkında indiği söylenmiştir.  


Ensardan İlk Şehit ve Şehit Ailesine Verilen Müjde



Medineli Müslümanlardan şehit olan ilk sahabi, 


Hârise b. Sürâka’dır. Hz. Peygamber (sav)’in, kendisini müjdelediği, teselli ettiği ve gözyaşını dindirdiği şehit annelerinden biri de Hârise’nin annesi Rubeyyi’ bint Nadr’dır.



Hârise, hicretten hemen sonra annesiyle birlikte Müslüman olmuştur. Bir gün, şehitlik mertebesine ulaşması için Hz. Peygamber (sav)’den dua istemiş, Hz. Peygamber (sav) de onun bu isteğini yerine getirmiştir.



Hazreç Kabilesi’nin Neccaroğulları koluna mensup olan Hârise, küçük yaşta Bedir muharebesine katılmış, savaş alanının gerisinde havuzdan su içerken düşman askerlerinden Hibbân b. Arika tarafından atılan bir okla şehit edilmiştir. Medineli müslümanlardan ilk şehit olan sahâbînin, Hârise olduğu kaydedilmektedir.



Hârise’nin şehit olduğu haberi Medine’de annesi Rubeyyi’ bint Nadr’e ulaşınca o, oğlunun durumunu sormak üzere Hz. Peygamber (sav)’e gelerek: “Şayet oğlum cennette ise sabreder, sevabını beklerim; değilse onun için var gücümle ağlarım” demiş, Hz. Peygamber de Hârise’nin Firdevs cennetinde olduğunu haber vermiş, böylece şehit annesini ve şehidin kız kardeşini müjdelemiştir. Bunun üzerine Ümmü Hârise, artık oğlu için asla ağlamayacağını ifade etmiştir.


Üzüntüsünü Hz. Peygamber (sav)’e Şikâyet Eden Şehit Annesi



İnsan, yapısı gereği aciz bir varlıktır. Her istediğini ele geçiremez, her şeye güç yetiremez. Üzüntülü anlarında sıkıntılarını paylaşacak ve kendisine yardımcı olacak birilerini arar ve bunları da güvendiği, değer verdiği ve büyük gördüğü insanlardan seçer. Şehit aileleri de dâhil, asr-ı saâdette yaşayan mahzun gönüller, bunun için hep Hz. Peygamber (sav)’e başvurmuş ve üzüntülerini ona şikâyet etmişlerdir. Bazı kaynaklarda nakledilen şu hâdise bunun örneklerindendir.



Afrâ bint Ubeyd isminde bir hanım sahabî vardı. Afra’nın, Muaz, Muavviz ve Avf isminde üç oğlu olmuştu ve üçü de Bedir Gazvesi’ne katılmışlardı. Muaz ve Muavviz Bedir’de şehit edilmişlerdi. Onların şehitlik mertebesine ulaştığını haber alan Afra, bir yandan seviniyor, diğer yandan oğlu Avf’ın şehit olmayışına üzülüyordu. Hz. Peygamber (sav)’e gelerek diğer çocuklarının şehit olduğunu, Avf’ın ise aynı mertebeye ulaşamadığını, dolayısıyla onun hayırlı bir çocuk olup olmadığı hususunda endişe ettiğini ifade ederek üzüntüsünü bildirdi. Hz. Peygamber (sav), ona: “Hayır, Avf da onlardan geride değildir” cevabını vererek kendisini teselli etti. Şehit annesi olan bu hanım sahabînin çocuklarına, sahabe, annelerinin ismine atfen “Afra’nın oğulları” lakabını koymuşlardı. Hâlbuki Arap geleneğine göre çocuklar annelerine değil, babalarına nispet edilirlerdi.


Hz. Peygamber (sav)’in Cahiliye Zihniyetinin ve Kültürünün Miras Hükümlerini Ortadan Kaldırması ve Şehit Ailesine Mirastan Pay Vermesi 



Cahiliye döneminde kadınlara, kızlara, eli silah tutamayacak erkek çocuklara ve savaşamaz durumdaki yaşlılara miras verilmezdi. Biri vefat edince sadece erginlik çağına gelmiş erkekler miras alabilirdi. İslâm, bu cahilî uygulamaya son verdi.



Hicretin üçüncü yılındaki Uhud Gazvesi’nde şehit olan yetmiş sahabeden biri de Hazreç kabilesinden Evs b. Sâbit idi. Evs’in, geride bıraktığı Ümmü Kehha isminde bir hanımı, üç tane de kız çocuğu vardı. 



Evs’in amcaoğulları ve vasîsi olan Süveyd ve Arface ismindeki iki şahıs, cahiliyye hukukuna göre mirasın tamamını aldılar, Evs’in hanımına ve çocuklarına bir şey bırakmadılar. Ümmü Kehha, üç yetim kız çocuğuna bakmakla yükümlü idi. Fakat kocasının bıraktığı mirastan mahrum edilmişti. Durumu Hz. Peygamber (sav)’e arz etti. O ana kadar İslâm, bu hususta bir hüküm ortaya koymamıştı. Cahiliyye hukukuna göre ise miras, düşmanla göğüs göğüse çarpışan yetişkin erkeklerin kanunî hakkı olduğundan, yapılacak bir şey yoktu. Dolayısıyla Hz. Peygamber (sav), Ümmü Kehha’nın bu durumuna bir çözüm bulamamanın üzüntüsünü yaşıyordu. Derken vahiy geldi ve ana babanın ve yakınların bıraktıkları mallardan hem erkeklere hem de kadınlara pay verilmesi gerektiğini hükme bağladı (Nisâ-4, 7). Bu, büyük bir inkılâptı. Çünkü o güne kadar kızlara, kadınlara ve küçük erkek çocuklara mirastan pay ayrılmazdı. Artık cahiliyye zihniyeti ve onun miras hükümleri kökünden kaldırılmış, küçük olsun, büyük olsun bütün erkek ve kadınlar, vefat edene yakınlığına göre mirastan pay alabilir duruma gelmişlerdi. 



Darda kalmış şehit ailesinin, Hz. Peygamber (sav)’e müracaat etmesi, Hz. Peygamber (sav)’in, onlar adına mahzun olması ve Allah Taâlâ’nın sıkıntıya düşen bu aile hakkında vahiy indirmesi, İslâm’ın, çaresiz, yetim ve düşkünleri ne derece koruduğunu göstermesi bakımından son derece anlamlıdır.


Not: Bu makale EKEV Dergisi sayı: 44’de yayımlanmıştır.