Hz. Peygamber (S.a.v.)’in Şehit Aileleriyle Münasebetleri (I)

e-Posta Yazdır PDF

Giriş[1]

İslâm öncesi Arap toplumunda sosyal problemlerden biri de yetimlere uygulanan muamelelerdi. Câhiliyye döneminde savaşlar, boşama kolaylığı ve vefat gibi nedenlerle dul ve yetimlerin sayısı oldukça fazla olup onların haklarına çoğunlukla riayet edilmez ve onlara mirastan pay da verilmezdi. Bu sebeple, Kur’an’da ve hadislerde yetimlere uygulanan bu kötü muameleler yerilmiş ve yetim hakları korunarak himâye altına alınmıştır.

Peygamber olmadan önceki döneminde bile Hz. Muhammed, kimsesizlerin yanında yer almış, insanî yardım misyonu üstlenen sivil toplum örgütlerine katılmıştır. Hayatı incelendiğinde, onun, farklı statü ve mevkilere sahip bütün insanların peygamberi olduğu; ekonomik, sosyal ve hukuk alanlarına dair koyduğu ilkeler ve aldığı tedbirlerle sadece yetimleri değil, toplumun her kesimini kucaklamayı ve korumayı amaçladığı görülecektir. Onun, üzerine titiz bir şekilde eğildiği, koruyup gözettiği toplum kesimlerinden biri de şehit aileleridir. Hz. Peygamber (s.a.v.), şehit aile ve çocuklarına özel ilgi göstermiş, psikolojik destek sağlamış, elinden gelen maddî ve manevî yardımı esirgememiştir. Duruma göre, bazen muhtaç olanları doğrudan himâyesi altına almış, bazen onların kederlerine göz yaşlarıyla ortak olmuş, bazen de şehitlerin ahiretteki yüksek payelerini hatırlatarak geride kalan yakınlarının yanık yüreklerine su serpmiştir. Kısacası, şehit ailelerinin toplum içindeki durumlarını iyi bir düzeye getirmek, onlarla ilgilenmek ve onların haklarıyla ilgili düzenlemelerde bulunmak, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in başlıca sosyal faaliyetleri arasında yer almıştır.

Biz bu çalışmada Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şehit ailelerine yaklaşım tarzını ortaya koymayı amaçladık. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in, şehitlerle ya da genel anlamda bütün yetimlerle münasebetlerini konumuzun dışında tuttuk. Konuyu sadece şehit aileleriyle münasebetlerine münhasır kıldık. Onun bu husustaki uygulamalarının, genelde bütün insanlara, özelde ise müslüman toplumlara yararlı olacağı düşüncesiyle böyle bir çalışmaya karar verdik.

Sağlam temellere oturmuş bir toplum tesisinde her bir sosyal kesimin belli oranda rolünün olduğu aşikârdır. Dolayısıyla hiçbir sosyal kesim göz ardı edilmemeli, kendi haline bırakılmamalıdır. Toplumlara yön veren liderler, tarihî şahsiyetlerin uygulamalarından da dersler çıkararak toplumun her kesimine değer vermeli ve onlara sahip çıkmalıdırlar. Toplum içinde kendilerine sahip çıkılması, korunup gözetilmesi gereken en önemli kesimlerden biri de şüphesiz ki şehit aileleridir.

Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hayatında, onun şehit ailelerine yaklaşım tarzı ile ilgili pek çok örnek uygulama bulmak mümkündür. Şimdi onun, bu konudaki bir kısım uygulamalarını gözden geçirelim.

            İslâm’ın İlk Şehitleri, İlk Şehit Çocuğu ve Hz. Peygamber (s.a.v.)

Hz. Peygamber (s.a.v.)’in özel ilgi gösterdiği ilk şehit ailesi, Mekke’deki Yâsir ailesidir. İslâm’da ilk şehit erkek sahabî, Yasir b. Âmir, ilk şehit kadın sahabî, onun eşi Sümeyye, ilk şehit çocuğu ise oğulları Ammâr’dır.

Yâsir b. Âmir, kaybolan kardeşini aramak için Yemen’den Mekke’ye gelmiş ve oraya yerleşmiştir. Daha sonra Ebû Huzeyfe b. el-Muğîre el-Mahzûmî’nin cariyesi Sümeyye ile evlenerek ondan Hureys, Ammar ve Abdullah adında üç oğlu dünyaya gelmiştir. Büyük oğlu Hureys, cahiliye döneminde öldürülmüştür. Yâsir, diğer aile fertleriyle birlikte müslüman olmuş ancak dinlerinden döndürülmek için, Mahzum oğulları tarafından toplu olarak en şiddetli işkencelere tâbi tutulmuşlardır. Mahzum oğullarının, Mekke’de, Ammâr, Yâsir,  ve Sümeyye’yi öğlenin en sıcak saatinde kızgın kumluklara götürüp işkence yaptıkları nakledilmektedir. Bir gün Hz. Peygamber (s.a.v.), işkence yapılan yerde bu aileye rastlamış ve onların dirençlerini artıracak, sabır ve tahammül gücü verecek, çektikleri ezâ ve cefâlara karşı teselli ve teskîne vesile olacak şu müjdeyi vermiştir: “Sabredin ey Yâsir âilesi! Sizi cennetle müjdelerim”. Yine bir işkence sırasında Hz. Peygamber (s.a.v.)’i gören Yâsir: “Yâ Rasûlallah! Vakit hep böyle mi geçecek?” diye sormuş, Hz. Peygamber (s.a.v.) de onların direnmelerini istemiş ve: “Allahım Yâsir ailesini mağfiret eyle!” diye duâ etmiştir. Müşriklerin Allah ve Rasûlü aleyhine söyletmek istediklerini söylemeyen Yâsir, sonunda yapılan işkencelere dayanamamış ve ruhunu teslim etmiştir. Böylece İslâm’da ilk erkek şehit, Yâsir olmuştur. İşkence edilenler arasında Yâsir’in diğer oğlu Abdullah da vardı. O da atılan bir ok ile yere düşmüş ve şehit edilmiştir.

Sümeyye ise, dinî kimliğini açıklamaktan çekinmeyen müslümanlardan biri olup, çok zayıf ve yaşlı olmasına rağmen dininden döndürülmek için yapılan en ağır işkencelere katlanır, müşriklerin yaptırmak istediklerini yapmaz, söyletmek istediklerini söylemezdi. Kocası Yâsir, işkenceler altında can verdikten sonra Sümeyye, işkence için Mahzum oğullarından Ebû Cehil’e teslim edilmişti. Ebû Cehil, mızrağını yanına alıp, müslümanlara işkence yapılan yere uğrar, onlara ve özellikle de Sümeyye’ye söver sayar ve: “Sen güzelliğine aşık olduğun için Muhammed’e iman ettin” diye hakaret ederdi. Sümeyye ise, ona ağır karşılık verirdi. Nihayet Ebû Cehil, mızrağını Sümeyye’nin karnına sapladı ve onu şehit etti. İslâm’da ilk kadın şehit de Sümeyye oldu. Yâsir ile Sümeyye böylece İslâm’ın ilk şehitleri olarak tarihe geçtiler.

İslam’da ilk şehit çocuğu olan Ammâr da, dininden döndürülmek için en ağır işkencelere uğratılan müslümanlardandı. O, Mekke’de yabancı bir adamdı. Annesi bir cariye, babası ise Kureyşli değil, Yemenli idi. Bunun içindir ki, onun bu şehirde malı ve mülkü olmadığı gibi, iktidar ve nüfûzu da yoktu. Dolayısıyla müşriklerin zulüm ve işkencelerinden kurtulamıyordu. Kendisine demir gömlek giydirilir, yakıcı güneş altında tutulur, yapılan işkencenin ağırlığından ne söylediğini bilmez hale getirilirdi. Bazen sırtı ateşle yakılarak bazen de boğarcasına suya batırılarak işkenceye tabi tutulurdu. Bir gün, Hz. Peygamber (s.a.v.)’e gelerek artık yapılan zulümlere tahammüllerinin kalmadığını bildirdi. Hz. Peygamber (s.a.v.), Ammâr’a yine sabır tavsiyesinde bulundu ve: “Allâhım! Ammar ailesinden hiç birine ateş ile azap etme” diye duâ etti.

Ammâr, kendine yapılan zulüm ve işkencelere direnmeye devam etti. Yine bir gün Kureyş müşrikleri Ammâr’ı yakalayarak su kuyusuna batırdılar. Putlarının lehinde ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in aleyhinde konuşmadıkça kendisini bırakmayacaklarını söylediler. Ammâr, ölümden kurtulmak için, putları lehinde birkaç söz söylemek zorunda kaldı. Müşrikler, söylettikleri sözlerden memnun olarak onu serbest bıraktılar. Ammâr, müşriklerin elinden kurtulur kurtulmaz, ağlayarak Hz. Peygamber (s.a.v.)’in huzuruna vardı. Hz. Peygamber (s.a.v.), Ammâr’ın göz yaşlarını eli ile sildi  ve başından geçenleri kendisine anlatmasını istedi. Ammâr, olup bitenleri anlattı. Hz. Peygamber (s.a.v.) ona: “Kalbini nasıl bulmuştun?” diye sordu. O: “İman ile dopdolu” deyince Hz. Peygamber (s.a.v.), bu durumda ona bir vebal olmadığını, hatta yine işkenceye uğrarsa aynı sözleri tekrarlayabileceğini söyledi. Şu âyet-i kerimenin, bu olay üzerine indiği nakledilmektedir: “Kalbi imanla mutmain olduğu halde inkâra zorlanan müstesna, inandıktan sonra Allah’ı inkâr edip gönlünü kafirliğe açanlara Allah’ın gazabı vardır. Büyük azap da onlar içindir” (Nahl-16, 106).

İslâm’ın ilk şehitleri olarak tarihe geçen Yâsir ailesi, kıyamete kadar gelecek mü’minlere bu davranışlarıyla örneklik etmiş oluyorlardı.

Hz. Peygamber (s.a.v.)’in, ilk şehit ailesine ve ilk şehit çocuğuna dua edip mağfiret dilemesi, onları cennetle müjdeleyerek teselli etmesi ve şehit çocuğunun gözyaşlarını silerek ona sıcak ilgi göstermesi onun, şehitlere ve şehit yakınlarına verdiği değeri ve önemi göstermektedir.

* Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

[1] Bu makale EKEV Dergisi sayı:44’de yayımlanmıştır.


[1] Bu makale EKEV Dergisi sayı:44’de yayımlanmıştır.