“Müslümanım” Dedikleri Halde Müslüman Olmayanlar

e-Posta Yazdır PDF

Kur’an, insanları iman bakımından müminler ve kâfirler olmak üzere iki kısma ayırır.1 Kâfirleri de küfrünü açığa vuranlar ve gizli tutanlar diye ikili bir taksime tabi tutar. Küfrü zahir olanlar Allah katından gönderilen hakikatleri açıkça reddeden ve kalplerindeki küfrü dilleriyle ikrar edenlerdir. Küfrünü gizli tutanlar ise gayr-i samimi davranan, Allah katından gönderilen hakikatleri kalpleriyle inkâr ettikleri halde inkârlarını gizleyen ve dilleriyle iman ettiklerini iddia eden tiplerdir. Kur’ân-ı Kerim bunları “İnsanlardan bir kısmı da, ‘Biz Allah’a ve ahiret gününe inandık’ derler. Hâlbuki onlar inanmış değillerdir.”2 şeklinde vasıflandırır ve bunların gizli kâfirler olduklarını ilan eder. 


Biz bu kimselerin kalplerini bilemediğimiz için zahire hükmeder ve Müslüman’ım diyen herkese Müslüman muamelesi yaparız. Dolayısıyla kız alıp verme, ganimetten ve mirastan pay alma gibi dünya nimetlerinden onlar da istifade ederler. Fakat bu durum son nefeslerine kadar devam eder. Sırların ortaya çıkarılacağı günde kâfir oldukları ortaya çıkar ve ahiret nimetlerinden hiçbir nasipleri olmaz. 

Bu tipler müminlerin içine giren ve onların aleyhine faaliyet yürüten ajanlardır. Kur’ân bunları bize tanıtmak için önemli noktalara dikkat çeker. Bunlardan bir kaçını okuyucularımızla paylaşalım:


1. Kur’ân bunların manen kalp hastası olduğunu bildirir ve şöyle buyurur:  “Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını artırdı. Yalan söylemekte olduklarından dolayı onlara elem verici bir azap vardır.”3 “Allah da hastalıklarını artırdı.” ifadesinde mecaz-i aklî vardır.4 Yani Tevbe suresinde de ifade buyrulduğu gibi Kur’ân ayetleri indikçe bunların hidayete gelmeleri beklenirken azgınlıkları ve inkârları gittikçe artmaktadır.5


2. Bunların değil mümin, insan dahi olamayacaklarına ayet-i kerimede işaret edilir.  “Onlara; insanların inandıkları gibi siz de inanın, denilince ‘biz de o gericilerin inandığı gibi mi inanacağız?’ derler. Dikkatli olun! Şüphe yok ki asıl gericiler kendileridir, fakat bunu bilmezler.”6 


Bu ayette, “müminlerin inandıkları gibi” değil de “insanların inandıkları gibi siz de inanın” denmesi ne kadar manidardır. Elmalılı Hamdi Yazır’ın da değindiği gibi yani iman etmeyenlerin insan dahi olamayacaklarına işaret edilmektedir. Bunlar sûreten insan olsa da sîreten insanlıktan çıkmışlardır. Nitekim Beyyine suresinde Allah Teâlâ inkâr edenlerden bahsederken onları “yaratılmışların en kötüsü” olarak tavsif etmektedir.7


3. Bunlar çok korkak bir millettir. Hem müminleri hem de kâfirleri memnun etmek isterler. Bu nedenle işleri oldukça zordur.  “Şeksiz şüphesiz sizden olduklarına dair Allaha yemin de ederler, halbuki sizden değildirler, lâkin onlar öyle bir kavim ki ödleri patlıyor.”8

4. Bunlar müzebzebdirler. Korkularından dolayı ne mü’minlere ne de kâfirlere mensup olurlar. Arada bocalayıp dururlar. “Arada müzebzeb bir haldedirler: ne onlara, ne onlara, her kimi de Allah şaşırtırsa artık ona sen yol bulamazsın.”9


5. Bazıları var ki nifakta öyle maharet kazanmışlar, küfürlerini gizleme hususunda öyle uzmanlaşmışlardır ki Allah Resûlü bile onların gizli kâfir olduğunu anlayamamaktadır.  “Medîne halkından da (bazıları) vardır ki, nifakta mahâret kazanmışlardır, sen onları bilmezsin. Onları biz biliriz. Onlara yakında iki def’a (dünyada ve kabirde) azâb edeceğiz; sonra da (âhirette) büyük bir azâba döndürüleceklerdir.”10


6. Bunlar pirincin içerisindeki beyaz taşlar gibidirler ve son derece tehlikelidirler. Onun için en büyük azaba müstahaktırlar. Bunlara cehennemin en alt derekesinin hazırlandığı bildirilir. “Hiç şüphe yok ki münafıklar ateşin en alt tabakasındadırlar.”11


Hulâsa, Müslüman’ım diyen herkesin Müslüman olduğu zannedilmemelidir. Her zaman için Müslüman’ım demek Müslüman olmakla aynı şey olmayabilir. Toplum içerisinde Müslüman olmadıkları halde Müslüman’ım diyen hasta ruhlar bulunabilir. Hiç namazla niyazla alakası olmayan insanlar, çıkarları ve menfaatleri icabı camilere koşabilirler ya da müminleri birbirine düşürmek için onların arasına girebilirler. O halde gerçek müminler bu tür ajanların oyununa gelmemeli ve bunların sinsi planlarına karşı daima müteyakkız olmalıdırlar. 

...........................................................

1 Bakara, 2/26., 2 Bkz. Bakara, 2/6, 8., 3 Bakara, 2/10., 4 Mecâz-i aklî, hakiki isnadı iradeye mani olan bir karineden dolayı fiilin veya fiil mânâsındaki bir şeyin mâ hüve leh’in (olması gereken yerin) dışında bir şeye isnad edilmesidir. Allah Teâlâ’nın küfre rızası olmadığından burada küfür ve nifak hastalığını artıran münafıkların kendisidir. Ancak yaratıcı Cenabı Hak olduğundan hastalığı artırma fiili mefûle olması gerekirken fâile isnad edilmiştir., 5 Bkz. Tevbe, 9/125., 6 Bakara, 2/13., 7 Beyyine, 98/6., 8 Tevbe, 9/56., 9 Nisa, 4/43., 10 Tevbe, 9/101., 11 Nisa, 4/145.