HZ. PEYGAMBER (A.S.)’İN BARIŞIN İNŞASINA YÖNELİK UYGULAMALARI (VII)

e-Posta Yazdır PDF

6- Farklı Din ve Kültürdeki İnsanlarla Barış İçerisinde Birlikte YaşamaTecrübesi


Hz. Peygamber, Medine’ye geldiğinde şehirde sosyal düzenin, iç huzurun, birlik beraberliğin sağlanması ve düşmanlara karşı ortak bir cephe oluşturulması için gayri müslimlerle, özellikle Medine nüfusunun yaklaşık yarısını teşkil eden yahudilerle barış, saldırmazlık ve Medine’yi ortak savunmaya ilişkin bir anlaşma metni imzaladı. Bu bir  sosyal sözleşme idi. Medine’de ikamet eden bütün zümreleri kapsayan, İslâm tarihinin ilk yazılı anayasası olarak kabul edilen ve ‘Medine Sözleşmesi’ diye isimlendirilen bu anlaşma, karşılıklı hakları belirliyor ve bunları güvence altına alıyordu. Bu sözleşmede vatandaşların çeşitli hak ve görevleri belirtiliyor ve farklı toplulukların birlikte yaşamalarının kuralları belirleniyordu. Herkes istediği dini, inancı, siyasî ya da felsefî tercihini yapma, kendi hukukunu uygulama ve kendi görüşlerine sahip insanlarla bir topluluk oluşturma konusunda tamamen özgürdü. Ancak suç işleyen kimse, hiç kimse tarafından korunmayacaktı. Sözleşmeye imza atan gruplar birbirleriyle yardımlaşacak, gerektiğinde birbirlerine malî destek verecek ve Medine’ye bir saldırı durumunda ortak savunma yapacaklardı. Bu sözleşmeyle, birbirlerine saldıran, düşmanca duygular besleyen ve uzlaşamayan farklı din ve ırklara mensup topluluklar arasındaki hukuk ihlâllerine ve çatışmalara son veriliyor, barış içerisinde bir arada yaşamalarına imkân sağlanıyordu. Zira artık kan ve akrabalık bağına dayalı kabile yapısı aşılıyor, insanlar bloklar halinde daha üst bir siyasî birlik etrafında toplanı yorlardı. Gayri müslimlerle gerilim havası oluşturma yerine, karşılıklı haklar ve yükümlülükler dikkate alınarak sağlıklı ilişkiler  kurma amaçlanıyordu.


Gittikçe küçülen ve küreselleşen dünyada Hz. Peygamber’in değişik din ve kültürdeki insanlarla yaptığı bu toplumsal sözleşmenin ve kurduğu insanî ilişkilerin önemi, her geçen gün daha da artmaktadır. Zira günümüz insanının, doğru, adil, hukuka saygılı ve insanlar arasında gerçek barış ve istikrarı amaçlayan bu gibi sosyal projelere olan ihtiyacı, düne göre çok daha fazladır.


7- Kardeş Kavgalarının Ortadan Kaldırılması ve Barışın Sağlanması


Hz. Peygamber’in Medine’ye geldiğinde müslümanlar arasında kardeşlik te’sis ettiğini daha önce belirtmiştik. Buna rağmen ceşitli sebeplerle müslümanların birbirleriyle zaman zaman tartışma yaptıkları görülürdü. Bu tartışmalardan biri Medine’deki iki büyük Arap kabilesi olan Evs ve Hazreç kabileleri arasında yaşandı. Müslüman olmadan evvel bu iki kabile birbirlerine son derece düşman idiler. Zira aralarında senelerce devam eden kanlı savaşlar olmuştu. Bunların en şiddetlisi, Hz. Peygamber’in Medine’ye hicretinden önce yaşanan “Buas Savaşı” idi. Bu savaşta her iki kabile de büyük kayıplar vermişti. Yine aradaki münasebetlerin gergin ve patlamaya hazır olduğu bir sırada Hz.Peygamber’in Medine’ye hicreti ile bu iki düşman kabîle, İslâm sayesinde din kardeşi olmuş ve aralarındaki düşmanlıkları bir kenara bırakmışlardı. Fakat iki düşman kabilenin böylesine dost ve kardeş olmaları, kuvvet dengesini Yahudiler aleyhine bozdu. Medine ekonomisine egemen olan Yahudiler, vaktiyle birbirine düşman olan bu iki Arap kabîlesinin böyle dost olmasından rahatsız olmaya başladılar. Bu kardeşliği bozup iki kabile arasındaki eski düşmanlığı yeniden canlandırmanın yolunu arıyorlardı. Derken Yahudi alimlerinin yaşlılarından Şe’s b. Kays, bir gün Evs ve Hazreç kabilesinin bir arada bulunduğu bir topluluğa rastladı. Onları birlik ve beraberlik içerisinde görünce çok rahatsız oldu. “Bunların ileri gelenleri bir araya geldikleri sürece bizim burada tutunmamıza imkân kalmaz” diyerek genç bir yahudiyi  onların yanına gönderdi. Bu şahıs, müslümanların arasına sokulup daha önce iki kabile arasında yaşanan mücadeleleri hatırlatarak eski düşmanlıkları körükledi. Bir an câhiliyye duyguları kabaran bu iki kabile birbirlerine düştüler. Silahlarını çektiler ve Harre denilen yerde karşılaşmak üzere sözleştiler ( İbn Hişâm, I-II, 556).

Tam bu sırada Allah Rasûlü, durumdan haberdar olup geldi ve “Ben sizin aranızda iken câhiliyye davâsını mı güdüyorsunuz?” dedi ve bir  âyet hatırlattı. Âyetin meâli şöyle idi: “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılıp bölünmeyin ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşmandınız, Allah kalplerinizi birleştirdi de Onun nimetiyle kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarındaydınız. Allah sizi ondan kurtardı. Allah doğru yolu bulasınız diye ayetlerini size böylece açıklıyor” (Ali İmran-3, 103). Bunun üzerine iki kabîle mensupları da yaptıklarına pişman oldular. Barıştılar. Birbirlerine sarıldılar (İbn Hişâm, 1955: I-II, 556).


Buna benzer bir hadise de hicretin beşinci yılında vuku bulan Mustalik Oğulları (Müreysi) Gazvesi’nin hemen arkasından Muhâcirlerle Ensâr arasında yaşandı. Biri Mekkeli diğeri Medineli iki kişinin kendi aralarında yaptığı  kavga ve kalpleriyle inanmadıkları halde dilleri ile müslüman olduğunu söyleyen münafıkların, ceşitli entrikalarla olayı tahrik etmeleri,  kabilecilik duygularını harekete geçirdi ve olayın büyümesine neden oldu. Mekkeli Muhâcirlerle Medineliler neredeyse birbirlerine gireceklerdi. O sırada Hz. Peygamber çıkageldi ve olay hakkında bilgi aldıktan sonra: “Bırakınız şu cahiliyye davasını! Çünkü o, bir murdarlık ve kötülüktür (Buhârî, 1981: Menakıb, 8). Cahiliyye davasını güden, cehenneme atılmış olur” diye uyarıda bulundu. Kendisine, “Ey Allah’ın Rasulü! Oruç tutsa, namaz kılsa ve müslüman olduğunu söylese de mi atılır?” diye soruldu. Hz. Peygamber, “Oruç tutsa, namaz kılsa ve müslüman olduğunu söylese de” şeklinde karşılık verdi (Halebî, 1980: II, 595). Bunun üzerine her iki taraf haklarından vazgeçip barıştılar. Bu ifadeler, Hz. Peygamber’in barışı ve vahdeti ne derece önemsediğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.


Müslümanların birlik ve beraberlik içerisinde olmaları, İslâm düşmanlarını her dönemde rahatsız etmiştir. Günümüzde de aynı durum söz konusudur. İslâm dünyasının bu hadiseden ve Hz. Peygamber’in bu gibi uyarılarından dersler çıkararak birbirleriyle barış ve kardeşlik çerisinde yaşamaya özen göstermeleri gerekmektedir.

Not: Bu makale EKEV Dergisi sayı: 41’de yayımlanmıştır.