HZ. PEYGAMBER’İN BARIŞIN İNŞASINA YÖNELİK UYGULAMALARI (IV)

Yazdır

B- Medine Dönemi


İnsanın barışsever olup olmadığı, daha ziyade güçlü olduğu zaman sergilediği davranışlardan anlaşılır. Gücü olmayan insan, ister istemez haksızlık yapan zalimlere bir anlamda boyun eğmek zorunda kaldığı için onun barıştan mı savaştan mı yana olduğu tam olarak anlaşılamaz. Bu bakımdan Hz. Peygamber’i anlamak, daha ziyade onun Medine dönemindeki uygulamaları üzerinde durmakla mümkün olacaktır. Zira o, Medine’ye hicret ettikten sonra belli bir güce kavuşmuş ve kısa bir süre sonra da Medine Site Devleti’ni kurmuştur. Şimdi Hz. Peygamber’in Medine dönemindeki konumuzla ilgili bazı uygulamalarına göz atalım.

1-Gönül Peygamberi


Hz. Peygamber Medine’ye hicret edince Medineli Müslümanların her biri onu evinde misafir etmek istediler. Ancak Hz. Peygamber, bir tercih yaparak onların gönüllerini incitmemek için devesinin çökeceği yere en yakın eve misafir olacağını söyledi. Nihayet devenin çöktüğü yere en yakın olan ve dedesi Abdülmuttalib’in annesi Selmâ tarafından kendisine yakınlığı da bulunan Ebu Eyyûb’un evine yerleşerek burada yedi ay misafir kaldı (İbn Sa’d, I, 237).


İnsanî ilişkilerde son derece hassas ve nazik olan Hz. Peygamber’in bu davranışı, barışseverlere ve insanların kalplerini fethetmek isteyenlere önemli bir mesaj niteliğindedir.


2- Hz. Peygamber’in Hicretten Sonra İnsanlara İlk Tavsiyeleri


Liderlerin, kendilerine itaat eden insanlara yaptıkları ilk ve son tavsiyeleri ayrı bir öneme sahiptir. İlk tavsiyeler, liderin gerçekleştirmek istediği, son tavsiyeler ise sürekli yapılmasını arzuladığı şeyleri ortaya koyması bakımından önemlidir. Medine’ye geldiği zaman Hz.Peygamber’in ilk tavsiyeleri şunlardı:


a) Ey insanlar selâmı yayınız!

b) Yemek yediriniz!

c) Akrabalık haklarını gözetiniz!

d) İnsanlar uyurken siz namaz kılınız! Selâmetle cennete girersiniz (Ahmed b. Hanbel,V, 451).


Dikkat edilecek olursa bu tavsiyelerin ilk üçü sosyal barış ve toplumsal kaynaşmanın en önemli sebeplerindendir. Son tavsiye ise kulun, Rabbi ile barışık olmasını sağlayan vesileler arasındadır. İlk sırada selâmın zikredilmesi dikkat çekicidir. Zira selâm, sevgi ve barışın sembolü olduğu gibi dua anlamı da taşımaktadır.


Hz. Peygamber, selâmlaşmanın sevgiye, sevginin imana, imanın ise cennete götüreceğini şu hadisiyle açık ve net olarak ortaya koymuştur : “Varlığım elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki siz, iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Ben size, yaptığınız taktirde sevişebileceğiniz bir şeyi göstereyim mi? Selâmı aranızda yayınız” (Müslim, İman, 93-94). Esasen selamlaşma ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de de ayet-i kerimeler mevcuttur (Bkz. Nisâ’-4, 86; En’âm-6, 54; A’râf-7, 46; Yûnus-10, 10; Neml-27, 59; Ahzâb-33, 49; Yâsîn-36, 58; Vâkıa-56, 90-91). Bütün bunlar İslâm’ın sevgiye, barışa ve kardeşliğe verdiği önemi göstermektedir.


3- Sosyal ve Siyasî Birliğin Temellerini Atması


Mekkeli muhacirlerle Medineli müslümanlar arasında kardeşlik kurulması Hz. Peygamber’in, Medine’ye geldikten sonraki ilk uygulamalarından biriydi. Bu uygulma, “Muâhât” olarak isimlendiriliyor ve ‘özel kardeşleştirme’ anlamına geliyordu. Zira genel anlamda müslümanlar zaten kardeşti.


Yerli ve göçmen halk arasında dayanışma ruhunu geliştirmek, mal ve mülklerini Mekke’de bırakarak Medine’ye gelen Muhâcirleri mahrumiyetten kurtarmak, onları Ensâr ile kaynaştırmak için aralarında özel anlamda kardeşlik tesis edildi.  Bu, bire bir eşleştirme yoluyla yapılan bir kardeşlikti.  Bu kardeşlik, karşılıklı yardımlaşma ve sevgiye dayalı idi.  Dolayısıyla bu uygulamanın büyük te’siri ve faydası görüldü. Kardeşleşme emri ile her şeyden mahrum olan Muhâcirler bir anda bir çok şeye sahip oldular. Böylece müslümanlar arasında kan kardeşliğinden daha üstün bir kardeşlik kurulmuş, sevgi ve merhamet duyguları doruğa ulaşmış oldu (İbn Hişâm, I-II, 405).


Bu kardeşliğin te’sisinden sonra Ensârın, Muhâcirlere karşı gösterdiği fevkalade alâka ve ev sahipliği Allah Taâlâ tarafından övülmüştür. Ayette şöyle buyurulmaktadır: "Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, kendilerine hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı da içlerinde bir ihtiyaç duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından korunmuşsa, işte onlar, felah bulanlardır" (Haşr-59, 9).


Bu kardeşlik tesisi ile Medine’de kurulması planlanan sosyal ve siyasî birlik önce Ensâr ve Muhâcirler arasında sağlanmış, sonra da ortaya konan iyi örneklerle Medine’deki diğer toplulukların aynı çatı altında toplanmasına imkân hazırlanmıştır. Hz Peygamber’in bu uygulaması toplumsal barışa ne derece önem verdiğini göstermesi bakımından manidardır.


B- Medine Dönemi


İnsanın barışsever olup olmadığı, daha ziyade güçlü olduğu zaman sergilediği davranışlardan anlaşılır. Gücü olmayan insan, ister istemez haksızlık yapan zalimlere bir anlamda boyun eğmek zorunda kaldığı için onun barıştan mı savaştan mı yana olduğu tam olarak anlaşılamaz. Bu bakımdan Hz. Peygamber’i anlamak, daha ziyade onun Medine dönemindeki uygulamaları üzerinde durmakla mümkün olacaktır. Zira o, Medine’ye hicret ettikten sonra belli bir güce kavuşmuş ve kısa bir süre sonra da Medine Site Devleti’ni kurmuştur. Şimdi Hz. Peygamber’in Medine dönemindeki konumuzla ilgili bazı uygulamalarına göz atalım.

1-Gönül Peygamberi


Hz. Peygamber Medine’ye hicret edince Medineli Müslümanların her biri onu evinde misafir etmek istediler. Ancak Hz. Peygamber, bir tercih yaparak onların gönüllerini incitmemek için devesinin çökeceği yere en yakın eve misafir olacağını söyledi. Nihayet devenin çöktüğü yere en yakın olan ve dedesi Abdülmuttalib’in annesi Selmâ tarafından kendisine yakınlığı da bulunan Ebu Eyyûb’un evine yerleşerek burada yedi ay misafir kaldı (İbn Sa’d, I, 237).


İnsanî ilişkilerde son derece hassas ve nazik olan Hz. Peygamber’in bu davranışı, barışseverlere ve insanların kalplerini fethetmek isteyenlere önemli bir mesaj niteliğindedir.


2- Hz. Peygamber’in Hicretten Sonra İnsanlara İlk Tavsiyeleri


Liderlerin, kendilerine itaat eden insanlara yaptıkları ilk ve son tavsiyeleri ayrı bir öneme sahiptir. İlk tavsiyeler, liderin gerçekleştirmek istediği, son tavsiyeler ise sürekli yapılmasını arzuladığı şeyleri ortaya koyması bakımından önemlidir. Medine’ye geldiği zaman Hz.Peygamber’in ilk tavsiyeleri şunlardı:


a) Ey insanlar selâmı yayınız!

b) Yemek yediriniz!

c) Akrabalık haklarını gözetiniz!

d) İnsanlar uyurken siz namaz kılınız! Selâmetle cennete girersiniz (Ahmed b. Hanbel,V, 451).


Dikkat edilecek olursa bu tavsiyelerin ilk üçü sosyal barış ve toplumsal kaynaşmanın en önemli sebeplerindendir. Son tavsiye ise kulun, Rabbi ile barışık olmasını sağlayan vesileler arasındadır. İlk sırada selâmın zikredilmesi dikkat çekicidir. Zira selâm, sevgi ve barışın sembolü olduğu gibi dua anlamı da taşımaktadır.


Hz. Peygamber, selâmlaşmanın sevgiye, sevginin imana, imanın ise cennete götüreceğini şu hadisiyle açık ve net olarak ortaya koymuştur : “Varlığım elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki siz, iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Ben size, yaptığınız taktirde sevişebileceğiniz bir şeyi göstereyim mi? Selâmı aranızda yayınız” (Müslim, İman, 93-94). Esasen selamlaşma ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de de ayet-i kerimeler mevcuttur (Bkz. Nisâ’-4, 86; En’âm-6, 54; A’râf-7, 46; Yûnus-10, 10; Neml-27, 59; Ahzâb-33, 49; Yâsîn-36, 58; Vâkıa-56, 90-91). Bütün bunlar İslâm’ın sevgiye, barışa ve kardeşliğe verdiği önemi göstermektedir.


3- Sosyal ve Siyasî Birliğin Temellerini Atması


Mekkeli muhacirlerle Medineli müslümanlar arasında kardeşlik kurulması Hz. Peygamber’in, Medine’ye geldikten sonraki ilk uygulamalarından biriydi. Bu uygulma, “Muâhât” olarak isimlendiriliyor ve ‘özel kardeşleştirme’ anlamına geliyordu. Zira genel anlamda müslümanlar zaten kardeşti.


Yerli ve göçmen halk arasında dayanışma ruhunu geliştirmek, mal ve mülklerini Mekke’de bırakarak Medine’ye gelen Muhâcirleri mahrumiyetten kurtarmak, onları Ensâr ile kaynaştırmak için aralarında özel anlamda kardeşlik tesis edildi.  Bu, bire bir eşleştirme yoluyla yapılan bir kardeşlikti.  Bu kardeşlik, karşılıklı yardımlaşma ve sevgiye dayalı idi.  Dolayısıyla bu uygulamanın büyük te’siri ve faydası görüldü. Kardeşleşme emri ile her şeyden mahrum olan Muhâcirler bir anda bir çok şeye sahip oldular. Böylece müslümanlar arasında kan kardeşliğinden daha üstün bir kardeşlik kurulmuş, sevgi ve merhamet duyguları doruğa ulaşmış oldu (İbn Hişâm, I-II, 405).


Bu kardeşliğin te’sisinden sonra Ensârın, Muhâcirlere karşı gösterdiği fevkalade alâka ve ev sahipliği Allah Taâlâ tarafından övülmüştür. Ayette şöyle buyurulmaktadır: "Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, kendilerine hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı da içlerinde bir ihtiyaç duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından korunmuşsa, işte onlar, felah bulanlardır" (Haşr-59, 9).


Bu kardeşlik tesisi ile Medine’de kurulması planlanan sosyal ve siyasî birlik önce Ensâr ve Muhâcirler arasında sağlanmış, sonra da ortaya konan iyi örneklerle Medine’deki diğer toplulukların aynı çatı altında toplanmasına imkân hazırlanmıştır. Hz Peygamber’in bu uygulaması toplumsal barışa ne derece önem verdiğini göstermesi bakımından manidardır.


Not: Bu makale EKEV Dergisi sayı: 41’de yayımlanmıştır.