HZ. PEYGAMBER’İN ŞEHİT AİLELERİYLE MÜNASEBET-LERİ (V)

e-Posta Yazdır PDF

Şehit Ailelerinin Evlerine YemekHazırlatması ve Onlara Sahip Çıkması


Müslümanlar arasında var olagelen ‘ölünün ev halkına yemek gönderme geleneği’nin, İslâmî temellere dayandığını göstermesi bakımından Hz. Peygamber’in, şehit ailelerine muamelesine dair bazı uygulamalarını gözden geçirelim.


Ca’fer b. Ebû Tâlib’in, Abdullah, Avn ve Muhammed isminde üç oğlu vardı. Ca’fer, Mûte Muharebesi’nde şehit edildiğinde Hz. Peygamber, hemen onun evine koşmuş Ca’fer’in zevcesi Umeys kızı Esmâ’dan Ca’fer’in oğullarını yanına getirmesini istemiştir. Esmâ, çocukları huzuruna getirdiğinde Hz. Peygamber, gözyaşları içinde onları bağrına basıp koklamış, Esmâ, niçin ağladığını Hz. Peygamber’e sorduğunda o, Ca’fer ve arkadaşlarının o gün şehit olduklarını haber vermiştir. Bunun üzerine Esmâ, feryat etmeye başlamıştır. Hz. Peygamber, ağzından kaba ve uygunsuz kelimeler kaçırmaması ve göğsünü dövmemesi hususunda Esmâ’yı uyarmış ve ardından kızı Fatıma’nın yanına varıp yasları sebebiyle Ca’fer ailesine yemek hazırlamasını emretmiştir. Üç gün boyunca Ca’fer’in ev halkına yemek gönderilmiştir. Bu, İslâm’da ölünün ev halkı için gönderilen ilk yemek olmuştur. Dolayısıyla Halebî’nin de dediği gibi Arapların ‘vedîme’ dedikleri taziye yemeğinin temeli, Hz. Peygamber’in bu uygulamasına dayanmaktadır. Ca’fer’in oğlu Abdullah, o günlere ait hatıralarını anlatırken Hz. Peygamber’in, kendisini alıp evine götürdüğünü, Ca’fer ailesi için yemek hazırlattığını, kardeşini de getirterek onları evinde ağırladığını, hatta kendisinin ve kardeşinin Hz. Peygamber’in evinde üç gün boyunca oturup yemek yediklerini ifade etmiştir.


Hz. Peygamber’in daha sonra da bu aileyle yakından ilgilendiğini ve onlara sahip çıktığını görmekteyiz. O, Ca’fer’in şahadetinden üç gün sonra tekrar onun ev halkını ziyaret etmiş, artık Ca’fer için ağlamamaları gerektiğini, bundan böyle onların bakımını kendisinin üstleneceğini ifade etmiştir. Daha sonra şehit çocuklarını bir berbere tıraş ettirmiştir. Ardından Ca’fer’in oğullarından Muhammed’in, amcası Ebû Tâlib’e, Abdullah’ın ise fizikî yapı ve huy itibariyle kendisine çok benzediğini dile getirmiş ve ellerini kaldırıp Ca’fer’in ev halkı için dua etmiştir. Esmâ’ya da kendisi ve çocuklarının geçim ve bakımları için hiç endişeye kapılmamasını, dünya ve ahirette onların velisinin kendisi olduğunu söyleyerek onu teselli etmiştir.


Şehit Çocuklarını Yakın Akrabalarına

Tercih Etmesi


Hz. Peygamber’in, yardım konusunda yetimleri ve özellikle şehit çocuklarını yakın akrabalarına tercih ettiği zamanlar olmuştur. Aşağıdaki hâdiseler, bunun örneklerindendir.


Bir gün Hz. Peygamber’e ganimet malları arasında esirler getirildi. Amcası Zübeyr b. Abdülmuttalib’in kızları Ümmü’l-Hakem ve Dubâa, bunu duyunca yanlarına Hz. Fatıma’yı da alarak, Hz. Peygamber’e geldiler. İçinde bulundukları durumdan şikâyetçi olarak ondan hizmetçi talebinde bulundular. Bunun üzerine Hz. Peygamber: “Bedir yetimleri sizi geçti” diyerek bu hususta şehit yetimlerini, kızı Fatıma’ya ve amca kızlarına tercih etti (Ebû Dâvûd, Harâc, 20; Edeb, 10).


Yine Abdullah b. Ca’fer, Hz. Peygamber’in, kendileriyle yakından ilgilendiğini ve sırf şehit oğlu olduğu için amcasının torununu, amcasının oğluna tercih ettiğini gösteren şu tatlı hatırayı nakletmektedir: “İyi hatırlıyorum, ben ve Abbas’ın iki oğlu Kusem ile Ubeydullah çocukken bir gün sokakta oynuyorduk. Allah Resûlü bir binekle yanımıza çıkageldi. Beni göstererek: ‘Şunu bana kaldırın!’ dedi ve beni ön tarafına oturttu. Kusem’i de göstererek: ‘Şunu da kaldırın!’ dedi. Onu da terkisine aldı. Sonra üç defa başımı okşadı ve her okşayışında: ‘Allahım! Ca’fer’in evlatlarına Sen sâhip çık!’ diye dua etti” (Ahmed b. Hanbel, I, 205).

Hz. Peygamber’in Şehit Ailelerini Ziyaret Etmesi ve Onların Gözyaşlarına Ortak

Olması


Hz. Peygamber, zaman zaman şehit ailelerini ziyaret eder, onların gönüllerini alırdı. Zeyd b. Hârise’nin ailesi, onun ziyaret ettiği şehit ailelerindendi.


Hem şehit eşi hem de şehit annesi olan hanımlardan biri de Zeyd’in eşi ve Üsame’nin annesi Habeşistan’lı Ümmü Eymen’dir. Kocası Zeyd, Mute’de; Zeyd’den önceki kocasından olan oğlu Eymen ise Huneyn’de şehit oldu. Ümmü Eymen, Hz. Peygamber’e dadılık yapmış ve onun: “Annemden sonra annemdir” iltifatına mazhar olmuş bir kadındır. Kendisi doğumundan itibaren Hz. Peygamber’in hizmetinde bulundu ve azat edilip özgürlüğüne kavuşturulduğu halde hizmetini devam ettirdi. Kur’an-ı Kerim’de ismi geçen tek sahabî Zeyd b. Harise’ye eş, Üsâme gibi kahraman bir İslâm komutanına anne oldu. İslâmiyet’ten önce Ubeyd b. Zeyd ile evlendi. Bu evlilikten Eymen adını verdikleri oğulları dünyaya geldi. Asıl ismi Bereke olduğu halde, Eymen’in annesi anlamına gelen “Ümmü Eymen” künyesiyle anılmaya başlandı ve gerçek ismi unutuldu. Ümmü Eymen, Hz. Muhammed’e henüz peygamberlik gelmeden önce eşini kaybetti. Dul kaldıktan sonra oğlunu yalnız başına büyüttü. İslâmiyet’in zuhurundan sonra oğlu ile birlikte Müslüman oldu. Daha sonraları Huneyn Gazvesi’ne katılan ve Hz. Peygamber’i canla başla koruyan sayılı sahabîlerden biri olan oğlu Eymen, burada şehit oldu. Hz. Peygamber, Ümmü Eymen’i hiçbir zaman unutmadı ve ihmal etmedi. Hz  Hatice ile evlendikten sonra kendisine hediye edilen Zeyd b. Hârise’yi azat ederek özgürlüğüne kavuşturmuştu. Bir gün: “Cennet ehlinden bir kadınla evlenmek isteyen Ümmü Eymen ile evlensin” talebinde bulununca, Zeyd b. Hârise öne atıldı ve bu hanımla evlendi.


Huneyn Gazvesi’nde oğlu Eymen’in şehitliğine tanık olan Ümmü Eymen, daha sonra kocası Zeyd’den de ayrı düştü. Zira Zeyd, Mute’de, İslam ordusu komutanı olarak katıldığı savaşta şehit olmuştu. Böylece İslâm uğruna hem oğlunu, hem de eşini şehit vermişti. Hz. Peygamber, Ümmü Eymen’in evine bizzat giderek onu sık sık ziyarette bulunur ve “Bu, benim Ehl-i Beytimden geriye kalandır” diyerek onu, ailesinin bir ferdi olarak gördüğünü ifade ederdi.


İbn Sa’d’ın naklettiğine göre Hz. Peygamber, Zeyd’in evine vardığı zaman, küçük kızı Hz. Peygamber’i ağlatmıştır. O, Hz. Peygamber’in yüzüne yaşlı gözlerle bakınca Hz. Peygamber de kendini tutamamış ve hüngür hüngür ağlamaya başlamıştır. Sa’d b. Ubâde ona: “Bu nedir, yâ Rasûlallah?” diye sorunca Hz. Peygamber: “Bu,  sevgilinin sevgilisine özlemidir” şeklinde cevap vermiştir (İbn Sa’d, Tabakat, III, 47).Not: Bu makale EKEV Dergisi sayı: 44’de yayımlanmıştır.