Kadafi'nin Ölümü Üzerine

e-Posta Yazdır PDF

Ne güzel demiş şair:

“Gelimli gidimli dünya,

Sonucu ölümlü dünya.”

 

Geçtiğimiz günlerde ölümün acı ve soğuk yüzünü bir kez daha gördük. Ne kadar güçlü olursa olsun, nereye saklanırsa saklansın her nefsin ölümü tadacağını bir kez daha idrak ettik. Libya’nın meşhur lideri Muammer Kaddafi sonunda öldü, öldürüldü. Askeri bir devrim ile iktidara gelen Kaddafinin ölümü üzerine çok şey yazıldı, söylendi. Kimine göre bu ölümü çoktan hak etmişti, kimine göre testi su yolunda kırılmıştı, kimine göre ise yazık olmuştu. Bir köyde bedevi bir çiftçi ailesine mensup Muammer’in kaderi ona gün geldi iktidar yolunu açtı ve gün geldi bir lağım çukurunda sonu uygun gördü. Akıl sahipleri için bunda elbette büyük hikmetler ve ibretler vardı.

“Kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur” kavlince ölümünden sonra Kaddafi için methiyeler yazıp mersiyeler okumayacağım elbet. Ancak O’nun öldürülme şekli ne Libya’ya ne de Libya halkına yakıştı. Çünkü İslami terbiyede devlet adamı öldürmenin de bir usulü, adabı erkanı vardı. Ölümün bile insani olanı vardı. Devlet ve İslami terbiyeden mahrum olanlar bunu anlayamadılar.

Bir defa sağ olarak ele geçirilmişti. Esir alınmıştı, silahsızdı, savunmasızdı. İlle de öldürülmesi gerekiyorsa buna elinde “silah” olan değil, “kitap” olan hakkaniyetle karar vermeliydi. Olmadı. Allahü Ekber nidalarının arasına taciz ve linç girişimleri yakışmadı. Kitaptan uzaklaşan medeniyet medeniyetsiz bir hayata mahkum olmuştu. Zulümden şikayet eden mazlumlar az bir güç bulunca şikayetçi oldukları “zulmün” alasını reva görüyorlardı muhataplarına…

Batılı dostları önce el pençe divan durdukları Kaddafi’nin linç görüntülerini izleyince zafer nutukları attılar. Maroken koltuklarda alınınca linç haberi kameraların karşısına geçip zafer pozları verdiler. Mesela sağlığında O’nun çadırının önünde eğilen Fransa cumhurbaşkanı şimdi mağrur bir komutan gibi gülümsüyordu. İngiltere başbakanı da öyle. ABD’li dünyaya hakim olan Siyonistler de öyle. Kırmızı renkli şarap dolu bardaklarını  birbirlerine tokuştururken büyük zaferlerini kutluyorlardı. Dün O’nu yere göğe sığdıramayanlar bugün kabileleri birbirine düşürerek onu linç ettiriyorlar, bunu da kahkahayla seyrediyorlardı. Müslüman da seviniyor, kafir de seviniyordu. Güneşten kaçanlar ile yağmurdan korkanların ortak paydası tek bir şemsiyenin altında buluşmuş olmalarıydı.

Kaddafi halkına gerçekten zulüm etmiş miydi? Burasını bilemiyorum. Emperyalistlere, sömürgecilere kafa tutuyordu. Psikopattı, diktatördü ama galiba ülkesini de seviyordu. Yoksa yıllar yılı müteahhitlerimizin ne işi vardı Libya’da? Bazı çocuklarımız Libya’da çalışan babalarının getirdikleri ekmek parasıyla büyüdüler. Bir kabileyi devlet haline getirmeye çalıştı. Günahıyla sevabıyla o Libyalıydı ve ülkesi ve kendisi için çalışıyordu. Bu arada 1974 Kıbrıs Barış Harekatında, Türkiye’ye destek veren tek halkın Libya halkı ve tek devletin Libya devleti olduğunu söylemeye gerek yok sanırım.

Hani birkaç yıl önce Irak lideri Saddam Hüseyin de benzer bir akıbete düçar olmuştu. Siyonistler ve emperyalistler sözde demokrasi getirmek için gelmişlerdi Irak’a. Hakikatte Halepçe’de katledilen bir çocuğun ABD için hiçbir ehemmiyetinin olmadığını tüm dünya biliyordu aslında. Bu çocukların özgürlüğü için milyarlarca dolar harcama yapılmış, tanklar, zırhlı araçlar yığılmıştı Irak topraklarına…

Çok geçmeden Saddam’ı idam ettirdiler dostlarına. Hem kendi topraklarında hem de bir bayram sabahı. Ülkesi bayram namazına kalkarken, ite kaka getirdiler idam sehpasına. Ve tam Kelime-i Şahadet bile getirmesini beklemeden idam ettiler. Saddam’ı iktidara getirdikleri 1980’den beri 25 yıl kadar bekleyenler beş gün daha durup bayram sonunu bekleyememişlerdi. Bu idam İslam alemine üzerine basa basa söylenen, ve kanla verilen bir mesaj  mıydı? “Bizim dediklerimizi yapmayanlara hele bir bakın” demek mi istiyorlardı. Yoksa bir gazetecinin dediği gibi: “bu yıl da hac, kurban bayramına denk geldi” şeklinde söylenen cahilane bir yorum muydu?

İslam alemi bu kadar tahkir edildi. Bir Halife-i Müslümin olmadığı için bazı Müslümanlar da bu kıtallerde sevindiler. Alem-i İslam bu kadar mı yalnız kaldı. İslam anlayışı bu kadar mı yozlaştı?

İktidar sahiplerine gelince, onların etraflarını saran dalkavuk ve riyakar zümre iktidar sahiplerinin Hakkı görme ve yaşamalarına engel olarak, hem dünyada hem de Ukbada helak olmalarına sebep olacaktır. Saddam’ın ipini çekenler yıllardır ona dalkavuklukta sınır tanımayanlardı. Kaddafi nutuk meydanlarında nutuk atarken, elleri patlayıncaya kadar onu alkışlayanlar; şimdi savunmasız yakalanınca iğrenç emellerini üzerinde tatbik ediyorlardı.

Devlet adamı, Sadrazam ve aynı zamanda şair Koca Ragıp Paşa, iktidarında dalkavuk ve riyakarları çok güzel teşhis etmiş ve şöyle demişti:


“Ragıp müdahaneyle riyadır zamanede,

Dünyayı sanma cevr-ü sitemdir harab eden.”


Yani dünyayı harap eden, sıkıntılar meşakkatler değil dalkavukluk ve riyakarlıktır der Koca Şair.

Şimdi Ne Saddam kaldı ne Kaddafi. Ancak hatırda kalanlar ne Libya’ya yakıştı ne de Libyalılara… Hele de kafirin sevinç kahkahalarına ortak olan  Müslümanlara hiç mi hiç yakışmadı.

Allah’ın Zelil kıldığına bir tokat atmak Müslüman Türk Milletinin terbiyesinde, mayasında yoktur. Olmamalı da… Şimdi takkemizi önümüze alıp bir kez daha düşünmeli.

Artık Libya’da savaş yeni başlıyor. Bundan sonra Siyonist ve Haçlıların iştahını kabartan Libya’yı zor günlerin beklediğini söylesek hata etmeyiz herhalde.

Mevla kafirler karşısında Müslüman’a birlik ve dirlik versin. (Amin)