Malthus’un Açlığına Karşı Kudret Tecellileri

e-Posta Yazdır PDF

1776’ da Adam Smith’in “Milletlerin Zenginliği” adlı kitabını yayımlamasından sonra Avrupa’da yeni bir akım ortaya çıkmış ve içtimai hayatın yeni yansımalarını meydana getirmiştir. Sir Thomas More’un “Ütopya” kavramının ekonomik hayattaki “doğal özgürlük” sloganına mihmandarlık etmesi ile, Montesquieu, Say, Bastiat gibi dönemin ünlü filozofları mevcut akımın derin sularında, evrensel bir bolluk ümidi ile gezinmeye başladılar.


Sözkonusu akım, Adam Smith’in bir anlamda talebesi olan Thomas Robert Malthus’un sadece maddeye dayanan ve Kudret kaleminin varlığından bihaber olarak ortaya attığı kuram ile kendisini sorgulamaya başladı. Malthus; aşırı kalabalık bir gezegen ve aşırı kullanılmış kaynaklar, “evrensel bolluk” mantığını sekteye uğratacak, sorgusu ile ortaya atılmıştır.

Piyasa tabiri ile “Evrensel bolluk” kavramına karşı çıkan Malthus, 1776’da Surrey’1de oldukça varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Ailesi tarafından Thomas Robert adı verilen Malthus, arkadaşları ve yakın çevresince Bob olarak çağırıldı.  Sekiz kişilik bir ailenin son bireyi olan Malthus, kalabalık ve muhafazakar bir aile geleneğinde yetişti. Hristiyan inancı2 ve dönemin egemen anlayışı,3 aldığı aile terbiyesinin her zerresinde kendisini göstermekteydi.


Genç Malthus 1784’te matematik ve diller konusunda muazzam bir başarı göstermiş ve Cambridge Üniversitesi’ne girmiştir. 1788’de mezuniyeti sonrası Kutsal Emirler kursu alarak Church Of England’da Papaz olmuştur. Aradan geçen 6 yıl sonra Papaz Malthus, evlenmek isteği üzerine kiliseden ayrılmış ve 1804’te Harriet Eckersall ile evlenmiştir. Evliliklerinden üç çocukları dünyaya gelen Malthus, öldüğü4 1834 Aralık ayına kadar sorunlu gözükmeyen bir evlilik profili çizmiştir.


Bilindiği üzere Malthus’un nüfus kuramı, 18.yy sonlarında Fransız düşünür Marquis de Condorcet ve radikal İngiliz Papaz William Godwin’in görüşlerine tepki olarak doğmuştur. 

18.yy’da bilimin şekillenmesine yön veren akli iman, materyalizmi dünyevi zevklerden uzak sade bir yaşama tercih eden bir grup bilim adamı tarafından benimsenmiş ve aydınlanma dönemi olarak bilinen çağa hayat vermiştir. Bu anlamda nüfus artışını olumlu gören ve istihdam olanakları ile birlikte arttırıldığı vakit, ekonomik istikrarın temel yapı taşlarından olduğunu savunan bu ılımlı yaklaşıma en sert tepki, dönemin genç bir papazı olan Robert Thomas Malthus’tan (1766–1834) gelmiştir.


1798’de “Nüfus Üzerine Deneme” adlı bir çalışma ile ortaya çıkan Malthus, özü itibariyle yeryüzünde sürekli azalan kaynakların, artan nüfusun taleplerini karşılayamayacağını belirtmiş ve katı nüfus kontrolünü savunan sosyal mühendislerin bir anlamda akıl hocası olmuştur. Yine bu minvalde, Darwin’in görüşlerine ilham veren de Malthus’un düşünceleri olmuştur. Hatta birçok sosyal bilimci, Malthus’un görüşlerini onaylamış ve kıtlıkları, savaşları ve çevre kirliliğini de nüfus artışına dayandırmışlardır.


Malthus, yazdığı denemede nüfusun geometrik olarak arttığı ve buna karşın kaynakların ise sadece aritmetik olarak arttığını savunmuştur. Bunun sonucunda ise yeryüzünde karşılanamayacak bir talep fazlası ve dolayısıyla ahlâksızlık krizinin baş göstereceğini belirtmişti.


İktisadi literatürde “azalan verimler yasası ”5 olarak bilinen kavramın da fikir babası olarak kabul edilen, Haileybury Üniversitesi’nin iktisat profesörü Malthus,6 bununla birlikte sekiz çocuklu bir ailenin son bireyi olması ve İngiltere Kilisesi’nde ( Church of England) aldığı dini eğitim gereği nüfusun asla arttırılmaması tezini de savunmamış ve otuz sekiz yaşında evlenip üç çocuk sahibi olarak görüşleri ile tezat bir çerçeve çizmiştir.7


Burada belirtilmesi gereken bir diğer husus da, şüphesiz Malthus’un bu görüşlerinin bazı kesimlerce çok fazla kullanılıp, bir nebze de olsa çarpıtılmasıdır. Zira, üçüncü dünya ülkelerindeki “aile planlaması” ve Çin’deki “tek çocuk” politikası, destek arayışı içinde çareyi Malthus’un görüşleri ardına gizlenmekte bulmuşlardır. Dikkatle incelendiği vakit, Malthus’un “sıfır nüfus artışı” ilkesini benimsemediği, artışın geçinme imkânları sınırını zorlamasından endişe ettiğini görebiliriz. Ancak, elbette ki bu endişenin, Hâkim-i Mutlak sıfatını görmezden gelmesine rağmen, masum bir endişe olduğunu düşünemeyiz.


Malthus’a en çarpıcı ve net karşı koyuş herhalde O’nu “Papaz” diye niteleyen William Cobbett ’ten gelmiştir. Cobbett: “Malthus ve onun iğrenç havarileri, fukara yardımlarını ortadan kaldırmak, yoksulları evlenmekten uzak tutmak isteyen kimselerdir. Malthus, Çiçek hastalığı, kölelik ve çocuk katlini savunan; ,imarethaneler ve erken evliliğin kötü olduğunu düşünen, aile kavramının önemsiz olduğunu iddia eden ve akabinde evlenme yüzsüzlüğü gösteren zavallı anti-sosyal bir adamdır.” diye belirtmiştir.9


Aslında Malthus ile ilgili yazılabilecek ve gerçekliği açıklayacak sayfalar dolusu itham ortaya çıkarılabilir. Ancak görüşlerinin ana fikri üzerinden bu görüş ve ekolü için çeşitli açıklamalarda bulunmanın faydalı olacağı kanaatindeyiz.


Bilindiği üzere 18.yüzyılın sonlarında Thomas Malthus demografik gelişimin sonunda insanoğlunun bir açlık tehlikesi ile karşı karşıya kalacağını ifade etmiştir. Fakat onun toprağı ve  teknolojiyi sabit, tarım kesiminde işbölümünü ise sınırlı kabul etmesi, bu yanlış görüşe varmasına sebep olmuştur. Teknolojik ve üretimsel gelişmeler üzerinden iki asır geçmesine rağmen bu tezi haklı çıkarmamıştır.


İslam iktisadı ise, Rezzak İsmi Celilinin bir tecellisi olarak kâinatta hiçbir varlığın aç kalmayacağını, aksine rızkının Allah'ın taahhüdü altında olduğunu bildirir. Fakat insanların açlıktan ölmesi yemek azlığından değil onların alışmış oldukları hayat düzeninden vazgeçmiş olmalarıdır. Yani terki adetten neşet eden hastalıklar ölmelerinin asıl sebebidir.


Kaynakların akılcı kullanılması neticesinde dünyamız bir trilyon insanı besleyebilir. Carlyle'ın dediği gibi dünyamız “bir tarafta iki milyon gömleksiz insan, diğer tarafta iki milyon gömleği nasıl satacağını düşünen insanlardan ibaret bir haldedir”. Komşusu aç iken tok olmama prensibi sadece fertlere değil aynı zamanda içtimai hayata da şamil bir sözdür.


İhtiyaçlar ve imkânlar arasındaki dengeyi, israfı yasaklayan, insanı gerçek ve zaruri ihtiyaçları için çalışmaya teşvik eden, iman ve takvadır.  Ancak günümüzde daha lüks bir konfor elde etmeye yönelik bir iktisat anlayışı dünyaya hâkim olmuştur. Fakat unutulmamalıdır ki, israf Hâkim ismine aykırı düştüğü gibi, iktisat da onun lazımıdır. Bu bağlamda hayat, Batıda kabul edildiğinin aksine bir mücadele değil, aksine büyük bir yardımlaşma ile devam etmektedir.


Ferdin huzursuzluğu ve saadeti, ihtiyaç ve bu ihtiyaçların karşılanması arasındaki dengeye bağlıdır. Bu da kişinin hiç bir zorlanmaya tabii olmadığı, insiyatifi elinde tutacağı bir iktisat düşüncesi ile mümkündür.10


Bu bağlamda iktisat, nimetlere karşı bir şükür, israf ise Allah'ın nimetlerine karşı hasaretli bir istihfaftır. Yani iktisadi mantık gereği kaynakların sınırlı olması, mübadele imkânların ihtiyaçlara göre sınırlı olmasındandır. Eğer her fert her istediğine sahip olsaydı, mübadele olmazdı.11 Bu bağlamda, israfın her türlü kötü neticelerini önlemek için insanlar İslami bir şuurla hareket etmeli, kanaat ve rızaya alıştırılmalıdırlar. Kur'an-ı Kerim’de vurgulandığı gibi “yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz”. İşte tam bu noktada, içtimai hayatın her aşamasında olduğu gibi, ekonomik açıdan da öngörüleri İslami düşünce sistemi ile terbiye etme zorunluluğumuz bir kez daha apaçık ortada bulunmaktadır.

....................................................

1)İngiltere’nin güneyinde bulunan bir eyalet.

2)Genesis 1:28’de:  Allah Adem ve Havva’ya “çoğalın ve yeryüzünü doldurun” diye buyurmuştur.

3)Çok cocuklu ailelerin yaşlandıklarında kendilerine bakacak evlatlarının olması düşüncesi.

4)Ölümüne vesile olan rahatsızlık, Aralık ayında geçirdiği kalp krizidir.

5)Azalan Verimler Yasası: Üretim teknolojisi veri iken, bir malın üretimi için kullanılan faktörlerden, diğerlerinin sabit tutulup sadece birinin artırılması durumunda, sözkonusu faktörün veriminin başlangıçta yükselirken, belirli bir maksimum noktaya ulaştıktan sonra da azalmaya başlayacağını ifade eden kanun.

6)İktisatta ilk kürsü sahibi olan kişi Malthus’tur. Kendisi Doğu Hindistan Şirketinin Haileybury’deki üniversitesine şirket çalışanlarının genel eğitimi amaçlı modern tarih ve politik iktisat profesörü olarak atanmıştır. 

7)Mark Skousen (2003) “Modern İktisadın İnşası”, Liberte Yayınları, Ankara

8)William Cobbett:  Sanayi Devrimi'nin İngiltere kırlarına yansıyan olumsuzluklarını dile getiren yazılarıyla bilinen İngiliz gazeteci 

9)Mark Skousen (2003) “Modern İktisadın İnşası”, Sf: 56

10)http://www.davetci.com/d_ekonomi/ekonomi_snursi_iktgorus1.htm

11)http://www.davetci.com/d_ekonomi/ekonomi_snursi_iktgorus1.htm