Cennet Neşesi; Çocuk

e-Posta Yazdır PDF

Bir kalp düşünün küçücük atsın, tertemiz olsun, içinde nefsani duygular barınmasın… Maskeleri olmasın her şart ve koşulda değişen… Bir gülücük düşünün sıcacık, samimi ve içten olsun, size cenneti hatırlatsın… İşte tüm bunları düşününce akla gelen şeydir “çocuk”. 


Onların gülüşlerindeki zevk-ü safâ ışıkları cennet parıltılarına benzer. Bir anne için en güzel meşgale onu yetiştirmek ve terbiye etmek, topluma armağan etmektir. Annelerin canı sağolsun, mehametleri bol olsun, sabırları devamlı olsun… Dünyanın en önemli işini yapan onlardır. 


Bazen iş, güç derken cennet bahçelerimizi, ailelerimizi, evlatlarımızı unutuyoruz. Bir büyüğüm zamanında şöyle demişti; “Başkalarının ahiretini kurtaracağım derken aman ha kendinin ve dahi ailenin ahiretini kaybetmeyesin. Bu hususta da her hususta olduğu gibi itidalli olasın.”


Anladım ki, dünya sınav yeri ve ne iş güç biter, ne insanların her ortamda taktıkları maskeleri, ne de dünya telaşı… Zaten öyle olmasa dünya nasıl imtihan yeri olsun. Sığınacak yer de belli… O halde şu sözlere kulak verelim;


Bugün çocuklarımızı bekleyen tehlikelerin başında onların mâneviyattan uzak yetiştirilmeleri gelmektedir. Yâni sadece dünyaya dönük bir eğitim neticesinde uhrevî pencerenin kapalı kalması… Yâni kalbî hayatın zaafa dûçâr olması… Bilmek gerekir ki, uhrevî haslet ve güzelliklerle yeşermeyen bir nesil huzur bulamaz; çantası diploma tomarları ile dolsa bile… Toplumda nesil enkâzının sayısız hazin misâlleri vardır. Bugün pek çok kötü alışkanlıklar var. Bilhassa narkotiğin pençesinde can verenler, kadınlık haysiyetinin korunmayıp gittikçe küçük yaşlara doğru zehrini akıtan iffet zedelenmesi… Bunlar evlâtlarımızı hangi tehlikelerin beklediğini daha iyi gösteriyor. Bunu görürsek, çözümün de, sînelere îmân ve onun yüce ahlâkını yerleştirmekle mümkün olduğunu daha iyi anlarız. Vahyin nûru ile tanışmayan kalbler hakîkî seâdeti nasıl bulabilir? Bu hususta İstiklâl şairi M. Âkif’in şu yüksek hassâsiyeti içinde olmalıyız:

Îmândır o cevher ki ilâhî ne büyüktür,

Îmânsız olan paslı yürek sînede yüktür…


Dînî mevzularda cehâlet, pek korkunç bir karanlıktır. Zîrâ kişi bilmediğinin düşmanı olur. Dinden uzaklaşmak rûhânî duygulardan mahrûmiyete sebep olur ve vicdan ufkunu daraltır. İç ve dış nûrları söndürür. Kitap ve sünnetin ince hikmetlerinden, rûhânî aydınlığından mahrûm eder. İnsana, Hâlık tarafından lutfedilen cevherleri kaybettirip kişiyi et ve kemik doldurulmuş bir deri torbaya döndürür ki, bu da, insanı yalnız menfaatini düşünür hâle getirir.


Dînî terbiyenin ihmâli, maddeyi putlaştırma illetini doğurur ki, o da dinden uzaklaşmanın temel sebeplerindendir.


Maddeyi putlaştırma, bir felsefe değil, zavallılıktır. Hikmet değil, illet ve zulmettir. Mânevî duyguların uyuşturulması, ölmeden evvel taş ve toprak altına gömülmesidir.


Beşeriyetin insan olma haysiyetine kavuşabilmesi için Kur’ân-ı Kerîm’in îkâzlarına gönül vermek îcâb eder.


Allâh -celle celâlühû- bizlere en büyük nîmetini şu şekilde bildirmektedir:


“O Rahmân ki, Kur’ân’ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona beyânı da tâlim etti. (…) Göğü yükseltti ve dengeyi koydu. (Sen bu dengeyi bozma!)” (er-Rahmân, 1-4,7)


Cihânı, ilâhî ölçüler ve mîzanlarla donatan Rabbimiz, kâinât ölçü ve nizâmından başka, Kur’ânî mîzanlar ile de bildiriyor ki; dünyada olduğu gibi ölüm ötesinde de mîzanlar vardır. Dünya ve âhiret, hep mîzanlarla doludur. Hayat ve ölüm, ayrı ayrı, hassas ve şaşmaz mîzanlardır. Her hâlimizin ölçüler içinde olması, gelecek nesle de ibâdet, hâl, davranış ve bir ahlâk numûnesi olması zarûridir. 


Kısacası çocuklarımız, âyette buyurulan kâinattaki ilâhî denge ve âhengi bozmayan güzel ve şerefli mevkilerini koruyacak bir kıvamda eğitilmelidirler. Hiç şüphesiz bu da; âile ocağında, anne ve babanın mahâretli gönüllerinden tecellî edecektir.


Böyle bir tecellî ise, çocuğunun istikbâlini ciddî olarak düşünen anne ve babaların mahsûlüdür. Tabiî sadece bugüne ayarlı bir istikbal değil, aynı zamanda sonsuz seâdete uzanan ebedî bir istikbâli kastediyoruz. Maâlesef bugün adına istikbal denilerek yalnız günü kurtarma yolunda evlâtlarımızın yarınları tehlikeye atılıyor. Nice yanlış işler, hep: «Ne yapalım; yavrumuzun istikbâli daha önemli!» bahâneleriyle evlâtlarımızı Hak katında günâha ve isyana sürüklüyor. 


Oysa:

Biz yavrumuzu ne kadar mânevî duygularla yetiştirirsek o nisbette Cenâb-ı Hak onun istikbâlini parlak eyler. Osmanlı’nın yirmi dört milyon kilometrekare genişlemesinin sırrı, bu keyfiyetten kaynaklanmaktadır. Yine zor zamanlarda Allâh’ın yardım etmesi de, buna bağlıdır. Çanakkale ve İstiklâl Savaşı zaferleri de bu hakîkatin bir bereket ve tecellîsidir.


O hâlde çocuklarımızı alabildiğine Kur’ân ahlâkı, tefekkürü, istikâmeti üzere eğitmek sûretiyle kendisine, âilesine, daha önemlisi vatanına ve milletine sahip olacak hayırlı evlât olarak yetiştirmek mecburiyetindeyiz. M. Âkif, mısralarında bu hâli ne güzel îzâh eder:


Sahipsiz olan memleketin batması haktır,

Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır…


Bu da, ifade ettiğimiz gibi herkesten önce anne ve babaların birinci vazîfesidir. Bilmelidir ki, Çanakkale ve İstiklâl harbi gibi nice büyük zaferler, zâhirde o zaferlerde rol oynayan kumandan, gâzî ve şühedânın eseri olduğu gibi diğer bir yönden de onları yetiştirip kınalayarak vatan müdafaasına gönderen anne ve babaların zaferleridir.