ÂLEM BİR TEMAŞAGAH İMİŞ

e-Posta Yazdır PDF

Efendimizi (S.A.V.) Sevmek, Sünnet-i Seniyye’ye Tabi Olmaktır.


Sünnet sözcüğü kelime manası itibari ile “yol”, “istikamet” manalarına gelmektedir. Istılahatta Peygamber Efendimizin (S.A.V.) yolu anlamında kullanılmaktadır. Hürmeten “Sünnet-i Seniyye” kavramı ile dillendirilmektedir ve bu kavram Efendimizin (S.A.V.), hali, sözleri ve fiilleri ile beslenmektedir. Bu üç menba’dan gelen sünnet-i seniyeler hüküm itibari ile de feraiz, nafile ve âdât-ı hasene olarak yine üç kısma ayrılır.

Farz ve vacib olan kısmına uymakla bütün müslümanlar mükelleftir. Zira Efendimiz (S.A.V.) de Kur’an’ın emir ve yasaklarına uymakla mükellef olduğu için hem farz ibadet hem de sünnet hükmüne bürünüyor. Mesela, farz namazlar, namazların farz ve vacib rükünleri, namazda Fatiha’nın okunması, bayram namazı, kurban kesmek gibi ibâdât, sünnet-i seniyyenin farz ve kısmındandır. Bunların ittibaında büyük sevaplar, terkinde ise, azap ve ceza vardır. Nevâfil, yani nafile olan sünnetlerde ise namazların sünneti, duha, teheccüd gibi namazlar, ramazan ayı dışında tutulan oruçları sayabiliriz. Bu kısım sünnetlere ehl-i iman emr-i istihbabî (müstehab olması) cihetiyle yine mükelleftir. Terkinde ceza ve azap yoksa da; büyük kâr ve o sünnetin nurundan istifadesiz kalmak vardır.


Bu açıklamalar ışığında, çalışmamızda üzerinde durmayı niyet ettiğimiz ana husus, Efendimizi (S.A.V.)  sevmenin yükümlülüklerini bir kez daha vurgulamaktır. Bu satırın yazarı olan fakir, Peygamber Efendimizin (S.A.V.), örnek ahlakı, yaşayışı ve diğer hassas konularda bilgi verebilme salahiyetine sahip değildir. Bu sebeple çalışmamızın asıl amacı sadece, Büyüklerin, Efendimizi (S.A.V.) sevmenin getirdiği sorumluluklar hususunda işaret ettiği hususları bir kez daha eksik olsa da vurgulama çabasıdır.


Özellikle son dönemde Türkiye’nin Ortadoğu’da artan stratejik önemine binaen diğer Müslüman ülkelere rol model teşkil ettiği yönünde yapılan tüm kampanyalar, insanımızı modernleşme bağlamında farklı bir kültür ile harmanlanma sonucuna doğru iteklemektedir. Bunun olumsuz bir tezahürü olarak “Ilımlı İslam” modeli adı altında yeni bir sistem oluşturulmaktadır. “Ilımlı İslam” anlayışına paralel olarak da “Ilımlı Müslüman” modelleri ile karşılaşmaktayız. Tesettür anlayışının ciddi biçimde sekteye uğraması, bayanların sosyal hayatın her alanında erkeklerden daha fazla rol alması, aile hayatının ciddi biçimde yara alması ve nihayetinde din anlayışının yumuşatılması sonuçları ile yüzyüze kalmaktayız. Bu değişime maruz kalanların, dini olması gerektiği gibi yaşamaya çalışanlar ile çatışması da daha farklı sorunları beraberinde getirmektedir.


Bahis mevzu sıkıntıların en can alıcı noktası, İslam’ın ılımlaştırılma sürecinde kuralların da yumuşatılmaya çalışılmasıdır. Bugün muhafazakâr olduğunu belirten kişilerin birçoğu ılımlaştırılmış İslam modeli ile uyumlu bir yaşam sürmektedir. Yani hem muhafazakâr olup hem de nefsin istek ve arzuları sorgusuzca karşılarken, herhangi bir hicap duyulmamaktadır.


Belki katı bir yaklaşım olarak algılanabilir ancak Kutsal bir Kitap ile sınırları çizilen, içtimai hayatın her alanına dair soru ve cevaplara ulaşılabilen, tüm insanlığa gönderilmiş bir Peygamber vasıtası ile soru işaretleri giderilen, Allah dostları ve Mürşid-i Kamiller aracılığı ile yol gösterilen, kısacası hükümleri ve çerçevesi net bir biçimde çizilmiş olan bir dinin mensupları, nasıl olurda yenidünya düzenine ayak uyduracak bir model ortaya koyup, bunu yaşam biçimi haline getirebilirler?


Yine bu süreçte en ilginç konulardan birisi ise, Mevlana, Şems ve Yunus Emre gibi Hak Dostlarının, güzel bir gelişmedir ki ciddi ilgi görmesi, insanların sosyal medya aracılığı ile sürekli maneviyata ilişkin sözler paylaşmasıdır. Ancak maalesef bu sözlerin manasına dalıp, yaşam biçimimizde farklı güzelliklerin yetişmesine izin verememekteyiz ve bu sözler, kendimizi kandırmaktan, popülarite uğrunda heba edilmekten, hamasi nutuk hükmünden bir adım öteye gidememektedir.


İşte tam bu noktada, özellikle Efendimize (S.A.V.), kutlu doğum ve benzeri programlarda olan ilgi, hakikaten oldukça güzel bir gelişmedir. Ancak unutulmamalıdır ki, Efendimize (S.A.V.) olan sevgi, sözler yanında fiili olarak da gösterilmelidir. Zira O’na (S.A.V.) olan sevgimiz, Sünnet-i Seniyye’ye tabi olmak ile yerleşecektir.


Bu konu hususda Ayet-i Kerimede Buyrulur: “Ey îmân edenler! Allâh’a itâat edin ve Peygamber’e itâat edin ki amellerinizi boşa çıkarmayın!”(Muhammed, 33). Yine başka bir Ayet-i Kerimede de şöyle buyrulur: “…Rasûl size ne verdiyse onu alın! Size neyi yasakladıysa ondan da kaçının ve Allah’tan korkun!..” (el-Haşr, 7)


Efendimiz (S.A.V.) ise; “Kim benim sünnetimi ihya ederse, beni ihya etmiş olur. Kim beni ihya ederse, cennette benimle beraber olur.” buyurmuşlardır.


Bu bağlamda Muhterem Osman Nuri Topbaş Hocaefendi ise; “Muhabbetin derecesi, eserinde tecellî eder. Efendimiz’e olan muhabbetimiz, Sünnet-i Seniyye’nin gönül feyziyle yaşayabildiğimiz nisbettedir. Allah ve Rasûlullah muhabbetini bütün fânî muhabbetlerin üstünde tutmalı ve son nefesimize kadar bunu devam ettirme vecdi içinde olmalıyız. Zira kulu, Allâh’a muhabbet deryâsına götürecek olan yegâne rahmet ve muhabbet pınarı, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’dir.” sözleri ile bizlere varılacak hedefi işaret etmişlerdir.

Son olarak bir İslam büyüğü, sünnete bağlılığın ehemmiyetini bir misalle şöyle dile getirmektedir; “İnsanın Efendimiz’in sünnetlerinden tek tek kopuşu, bir halatın iplerinin tek tek çözülüp kopması gibidir. Halat, bütün olarak sağlamdır. Ama tel tel sökülürse, o sağlamlıktan eser kalmaz. Sünnetlerin birer birer hayatımızdan çekilmesi, Allah korusun, ebedi felâhımızı pamuk ipliğine bağlı hâle getirir.”


Bu bağlamda, insan için imânın da, irfânın da yerlerin de, göklerin de, miracın da, mârifetullah ve ilm-i ledünninin de kapısı, ancak ve ancak Hazret-i Peygamber Efendimiz’in hâlinden nasip alabildiği nisbette açılır. Bir temaşagah-ı ala olan dünya ve insan ve hatta her varlığa da, Efendimizin (S.A.V.) penceresinden bakmak gerekmektedir. Başlığımıza da ismini verdiğimiz Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri’nin şu şiiri bu durumu ne de güzel betimler;


“Nedir bu ellere ayak

Nedir bu dillere dudak

Aç gözünü ibretle bak

Alem bir temaşagah imiş”


O halde Efendimiz (S.A.V.) ile yoğrulup, hakiki bir sevgi ile Muhammedî olabilmek, ibadette, sosyal hayatta, duruşta, mücadelede Muhammedî bir tavır sergilemek gerekmektedir. Bu ise ancak ve ancak, O’na (S.A.V.), sünnet-i seniyye’ye tabi olmak ve hayatı bu değerler doğrultusunda tanzim etmekle sağlanabilecektir.