20.Yüzyılda Bir Bedir Arslanı

e-Posta Yazdır PDF

Şehadetinin üzerinden 20 sene geçen  ve 21. yılına girmek üzere olduğumuz, çok kıymetli, şehidimiz, şefaatçimiz, müstesna şahsiyet, Şehit Piyade Komando Binbaşı Bedir KARABIYIK ağabeyimizden bahsetmek istiyorum. Hakkında yazılacak o kadar hatıra, bilgi, belge, olay  var ki, hepsini bir arada bir kitapta bir araya getirmeye çalışsak dahi, bunun mümkün olmayacağını düşünüyorum. Daha da önemlisi,  O halen aramızda yaşıyor, can dostlarının başında gelen kendisinin çok sevdiği, ağabeyi kabul ettiği, başta Emekli Piyade Komando Binbaşı Osman PİRİ abimiz olmak üzere bütün sevdiklerinin rüyasında, kıssaları, yiğitliği, hayır ve hasenatları, yardımları, yine dilden dile anlatılmaktadır. Çok fazla şey yazmaktan ziyade O’nun hayatı üzerinden şehitlik, mertebesine vurgu yapmak istiyorum. Ayrıca O’nu her şeyiyle  anlatabilmemin mümkün olmadığı kanaatindeyim. 


1990 yılında,  Sarıkamış’ta Askeri Savcı olarak görev yapmakta iken kendisiyle tanışmak nasip oldu. İlk defa Tümen Komutanlığı Nizamiyesinde sivil kıyafetli olarak görmüştüm, 18’lik bir delikanlı gibiydi, yüzündeki nurdan sıradan birisi olmadığı belliydi, yüzünden tebessüm hiç eksik olmazdı, ancak öyle bir tebessüm ki, acı, sevdiğine kavuşamamanın verdiği hüzün içinde bir tebessüm. Kullandığı cümlelerden zaten şahsiyetinin ağırlığını, fark etmemek mümkün değildi. Zira kendisi Arapça eğitimi almış, Osmanlıcaya hakim ve çok okuyan bir kişiydi. Sonrasında, yine can yoldaşım olan ve Askeri Mahkeme’de görev yapan Halil İbrahim ARIKAN ve P.Komd. Bnb. Osman PİRİ ağabeyimiz ve ismini sayamayacağım diğer dostlarımızla birlikte bir anda kendisiyle kaynaştık. Bize gençlere düşen, büyüklerimiz Bedir Binbaşı ve Osman Binbaşımızdan feyz almaya çalışmaktı, her ikisinin de üzerimizdeki haklarını ödememiz mümkün değildir, Allah gani gani razı olsun….


Bedir Abimiz, bir tasavvuf erbabı olarak, Allah dostlarının terbiyesinden geçmiş, dualarını almış ve seyri sülukunu tamamlamış, çok okumuş, çok çile çekmiş ve  Sevgiliye kavuşma mertebesine gelmişti. Tanıştığımız ilk günden, ayrılacağımız son güne kadar HER AN PEYGAMBER AŞKIYLA YANIP TUTUŞUYORDU, TEK ARZUSU, TEK GÜNDEMİ VARDI ŞEHADET. Abdestsiz yere basmazdı, Kur’an-ı Kerimi, sürekli üzerinde taşırdı, eğitim yaptırırken  verdiği ölçüler dahi Kur’anı Kerim surelerinden olurdu, örneğin 7 yasin-i şerif okuyup bitirecek kadar  koşmak gibi. Kendisi çok asil bir aileden geliyordu, babası ve ağabeyi de şehit düşmüşlerdi. Kuleli Askeri Lisesinde öğrenci iken ağabeyinin şehadeti üzerine yazdığı Osmanlıca şiir bilginize sunulmuştur.


“Korku” denen kavramı sadece Allah’tan korkmaya indirgemişti, dünyevi hiçbir şeyden korktuğuna hiç kimse şahit olmamıştır. İslam’a ve Müslümanlara saygısızlık edenlere, düşmanlık edenlere tahammülü yoktu, böylesi bir olay yaşandığında etrafında bulunan ve bu yanlışı yapanlar, kendisinden korktuklarından kaçacak delil ararlardı. Allah için sever, Allah için buğz ederdi. Müslüman olduğu için çok zulüm gördü, çok çile çekti, kendisine yapılan zulüm ve işkenceler, sayılamayacak kadar çoktur. Türk Silahlı Kuvvetlerini, Peygamber Ocağı olarak gördüğü için yapılan zulümlerden dolayı hiç isyan etmedi, verilen görevleri en güzel şekilde yerine getirdi. Özellikle en çok şehit verilen riskli yerlerde, görevi yapmamasını gerektiren haklı sebepleri olmasına rağmen, itiraz etmeden çalıştı, operasyonlara çıktı, ömrü, ailesinden ayrı, dağlarda, çatışmalarda geçti. İnançlı olduğu için hakarete uğradı, horlandı, dışlandı, mağdur edildi, türlü eziyet ve işkencelere uğradığı halde sabretti, görevini hiç aksatmadı.


ŞEHİT OLABİLMEK İÇİN ASHAB-I BEDİR’İ EZBERLERDİ, DİLİNDEN ZİKİR VE TESBİHAT HİÇ EKSİK OLMAZDI, ALLAH DOSTLARININ HAYIR DUASINI ALIRDI. Dünyevi konular, ev almak, araba arsa almak vs. meseleler, hiç mi hiç gündeminde olmazdı. Hiç unutmuyorum, kendisinden bir yıl önce tayin olduğum için, Sarıkamış’tan ayrılmadan önce, “Abi seneye nasip olursa nereye tayin isteyeceksiniz?” şeklinde soru sorma gafletinde bulunduğumda, YİNE O ACI TEBESSÜMÜYLE  BANA BAKTI VE HİÇ CEVAP VERMEMİŞTİ. Sonrasında, böyle bir soru sorma edepsizliğinde bulunduğum için kendimden çok utanmıştım. Dünya ve dünyevi meseleler, O’nu çok sıkıyordu, HAYIRA VE AHIRETE YÖNELİK İSE DÜNYEVİ İŞLERLE İLGİLENİYORDU. Örneğin, Sarıkamış’ta yaşayan fakire fukaraya yardım ediyordu, darda kalan bir arkadaşımızın meselesini çözmek için varını yoğunu ortaya koyuyordu, dışarıda bir ev kiralamıştı, bazen burada bir araya geliyorduk, çok sıkıntısı olan arkadaşlarımız için dua ediyor, salat-ı tefriciye çekip, tesbihat yapıyorduk. O tarihlerde BOSNA HERSEK’TE YAŞANAN ZULME ÇOK ÜZÜLÜYORDU, HEP ORAYA GİDİP SAVAŞMANIN HESABINI VE PLANLARINI YAPIYORDU.


İbrahim Bey’le beni gördüğünde, GELİN BAKALIM BU DÜNYANIN HAKİMLERİ derdi, bu cümlesinde bile bizim mesleğimizin kul hakkını ilgilendirdiğine, ahirette bunun hesabının çok çetin olacağına yönelik çok ince bir mesaj vardı. KABINA SIĞMAYAN, CEVVAL, CELALLİ, ÇOK DUYGULU BİR RUH HALİ VARDI. En küçük bir olaydan dahi ibret alır ve ağlardı, NEFSİ EMMARE’DEN KURTULUP BAŞKA MERHALELERE ÇIKTIĞI, MANEVİ ÜST MERTEBE VE MAKAMLARA YÜKSELDİĞİ İÇİN KALBİ YUMUŞAMIŞTI, ANCAK KENDİSİ BUNLARIN FARKINDA DEĞİLDİ YA DA TEVAZUDAN BİZLERE HİSSETTİRMEK İSTEMİYORDU.


Dünyevi hiçbir hesabı kitabı yoktu, arabası olmadı, kooperatife girmedi, kimseyle para alışverişine hiç şahit olmadım, bir araya geldiğimizde, gündemimiz, derdi olan bir arkadaşımız varsa, sorunun çözülmesi, müslümanlara yapılan zulüm ve işkenceler, dua, zikir, tesbihat,  Kur’an aşkı, Peygamber sevdası ve ŞEHADET’ten ibaretti. Bir de hep birlikte Umre’ye gitmemizi isterdi.  Bir gece gördüğü rüyanın tabirinden, şehitlik arzusunun kabul edildiği anlaşılıyordu, ancak Osman Abimiz, edeben bu hususu kendisiyle paylaşamadı. 


Allahü Teala, çok sevdiği kulunu sevdiğinden hiç mahrum bırakır mı, elbette ki bırakmaz. 1994 yılının Nisan ayının bir gece yarısında, Bedir Ağabeyimiz, ağlayarak uyanır, rüyasında Peygamber Sallahü Aleyhi ve Sellem Efendimizi görmüştür, şehadet edileceği müjdesini almıştır. Ertesi gün gusül abdestini alır, en güzel kıyafetlerini giyer, Sarıkamış’taki bütün eş dost ve arkadaşlarını ziyaret ederek helalleşir, akşam saat 18.00 sularında, operasyon emri verilir, saat 02.00 sularında, Kızılçubuk Köyünde, askerlerin en önünde arslanlar gibi çarpışırken, bir gözüne isabet eden kurşun sonucu kahraman bir şekilde şehit düşer. Hemen akabinde o tarihlerde görev yapmakta olduğum Trabzon’da evimi arayan Mehmet Abimizin bu olayı bana nakledişi çok ilginçtir. Saat 02.00’da telefon çalınca çok heyecanlanmıştım, Mehmet Abi, “Abi, Sana çok müjdeli bir haberim var, Bedir Abimiz, çok istediği arzusuna kavuştu, biraz önce şehadet şerbetini içti.” demişti.  


Çok az, yer içerdi, ancak ikramda bulunmayı çok severdi, Allah sıhhat, afiyet  ve hayırlı ömürler versin, eşi Meral Ablamızın da üzerimizde hakkı çoktur, Kendisi SALİHA HANIMLARIN EN ÖNDE GİDENLERİNDENDİR. Allahü Teala, Bedir Abimize, çok muhterem bir zevce, BABALARININ İZİNDEN GİDEN, BABALARI GİBİ KAHRAMAN, KORKU NEDİR BİLMEYEN,  TAHİR VE TALHA İSMİNDE, ARSLAN PARÇASI İKİ ERKEK EVLAT  lütfetmiştir. ALLAHÜ TEALA, HER ÜÇÜNE DE HER TÜRLÜ HAYRI VE GÜZELLİĞİ, BEREKETİ NASİP ETSİN. 


Şehadet sonrasında, O’nu sevenlerin Tümen Komutanlığı’na geldikleri, yetkililerin cenaze namazını kıldırtmak istememesi üzerine, sevenlerinin tabutunu alarak en yakın camide cenaze namazını kıldıkları,  şehitlerine Sarıkamış halkı olarak son görevlerini yaptıkları anlatılmıştı. Müteakiben Bandırma’da cenaze namazı kılınarak kendisi, Bandırma’daki Şehitliğe defnedilmiştir.


O kadar çok anlatılacak hadise var ki, bu yazıyı kaleme aldığımda o eski günleri, adeta yeniden yaşadığım ve duygulandığım için başkaca şeyler yazamıyorum. Müslümanların dünyevileştiği, genlerinin bozulduğu bu günlerde, müstesna  şehidimiz Bedir Abimizi Sizlere tanıtıp,  hatıralarının bir kısmını Sizlerle paylaşarak, bu yazdıklarımın en başta kendi nefsim olmak üzere hepimizin hidayet, dirayet ve ferasetine vesile olmasını niyaz ediyor, Şehidimizin ruhuna üç ihlas ve bir Fatiha okumanızı istirham ediyorum.


Çok kıymetli Bedir Ağabeyim, Biz seni çok sevdik, halen de seni unutmadık,  ancak gafletimiz, dünyaya dalışımız nedeniyle  Senin yolundan devam edemedik, ancak kendimizi toparlama azim ve kararındayız, Rabbimizin merhametini ve inayetini, layık olmasak ta  Rasulullah Efendimizin, Şehitlerin Seyidi Hazreti Hamza Efendimizin, diğer Şuheda Efendilerimizle birlikte Senin şefaatini diliyoruz.






Şehit  P.Komd.Bnb. Bedir KARABIYIK hakkında en yakın arkadaşlarından birisi olan Emekli P.Komd. Bnb. Osman PİRİ ile yaptığımız röportaj, kendisinin şehidimiz hakkında görüş ve kanaatleri


Kendisiyle ilk tanışıklığımız;


1968 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ne girdik. Kendisiyle devre arkadaşıydık ama farklı şubelerdeydik. Askeri liseden tanışıyorduk, ancak o dönemlerde  aramızda fazla yakınlık yoktu. Mezun olduktan sonra 1974 ya da 1975 yılında birbirimizden ayrıldık, tevafuk o ki 1990 yılında yollarımız tekrar kesişti. 


Daha sonra Eğridir Dağ Komanda Okulundan Sarıkamış Komando Taburuna, harekat eğitim subayı olarak tayin oldum. Askeriyede tayin kitapları vardır. Mayıs ayında tayin kitapları yayınlanır ve kimin nereye tayin olduğunu bu kitaptan öğrenebilirsiniz. Mayıs ayında yayınlanan tayin kitabına baktığımda, Bedir binbaşı ile aynı yere tayin olduğumuzu gördüm.


İlişik kesme işleminden sonra Sarıkamış’taki birliğime katıldım. Bedir’den daha önce katılmıştım birliğime. Diğer arkadaşlarla yapı olarak pek anlaşamadığımız için, Orduevinde tek kişilik odada kalıyordum. Bir hafta sonu tatiliydi, odamın kapısını kilitleyip öğle namazımı kılıyordum. Israrla kapı vurulmaya başladı, kapıdakinin gitmesini bekledim, ama ısrarla kapı çalmaya devam etti. Gitmeyeceğini anladım ve birazda sinirle ‘kimdir bu adam’ diye söylenerek kapıyı açtım. Tabi bu esnada namaz takkesini kafamda unutmuşum. Açtım ve Bedir’i karşımda gördüm. Benimde Sarıkamış’ta olduğumu öğrenir öğrenmez beni bulmuş. Kapıyı açar açmaz boynuma sarıldı, kemiklerimi kıracakmış gibi içten bir şekilde sarılmıştı bana. Çok güçlü biriydi Bedir, pehlivan gibiydi. İçeriye davet ettim, oturduk. Bana neden belimi kıracakmışçasına, sevinçle sarıldığını şu sözlerinden sonra anladım: “Osman abi seni kafanda takkeyle görünce, namaz ehli biri olduğuna şahit olunca çok sevindim, hep merak ederdim senin nasıl biri olduğunu” dedi. Sarıkamış’taki ilk karşılaşmamız bu şekilde oldu.


O›nun  ruh hali;


Ruh haliyle alakalı, daha doğrusu O’nun fedakarlığı ve dostluğu ile alakalı bir anımı paylaşmak isterim. Bedir’le odamda otururken üstümüz (üst rütbeli) geldi ve hiç hak etmediğimiz ithamlarda bulundu bize.“Biz size görev verelim siz burada yatın” şeklinde aslı olmayan, onur kırıcı bazı sözler sarf etmişti. Tüm denetlemelerde, benim başında olduğum bölükler düzen ve tertibinden dolayı taltif edilirdi. Bu rütbeli de gelip “Osman, yine yüzümüzü ak çıkardın” diye teşekkür ederdi. Ama  bu defa böyle davranmamıştı,  hak etmediğimiz halde bize  kötü davranıyordu.  Aslında, imanlı olmamız ve inancımızın gereğini yerine getirmeye çalışmamızdan dolayı, bizim yaşantımıza karşı, kalbinde büyük bir kin  besliyordu.


Allah Teala beni aynı komutanla üç farklı yerde imtihan etti. En son yapmış olduğu bu davranış zoruma gitmişti. Bu haksızlıkları görüşmek maksadıyla komutanın odasına gitmek için kapıya yöneldim. Bedir hemen müdahale etti ve tedirgin bir ses tonuyla “Abi nereye gidiyorsun?” dedi. Ben komutanla görüşmeye gidiyorum dedim ve ekledim. “Sana iki şey söyleyeceğim: Bir, eğer benimle gelirsen ve başın belaya girerse ben sorumluluk kabul etmem. İki eğer benimle gelmezsen sana zerre kadar gönül koymam” dedim. “Abi ne olursa olsun seninle geliyorum” demişti.


Son olarak şunları söylemek istiyorum:


Pamuk gibi bir kalp ve çocuk gibi bir ruha sahipti. Eğitim alanına çıkardık beraber, “Osman Abi, çiçeğe bak” derdi başlardı ağlamaya, “Abi ağacın güzelliğine bak” derdi gözlerinden yaşlar süzülürdü. Yani tefekkür ehli birisiydi. Çiçeğe, ağaca ya da nesnelere farklı bir gözle, gönül gözüyle bakardı. Allah dostlarından bahsedince, hele Resulullah Efendimiz’den bahsedince gözyaşlarına boğulurdu.


Şehit olma arzusu, O’nda çok derin bir arzu  derecesindeydi. Sürekli şehit olmak istediğinden bahsederdi. Yine araziye çıktığımız zamanlardan birinde, çadırda şöyle sitemde bulundu. “Ya Rabbi sen beni sevmiyor musun da beni şehit olarak almıyorsun?” dedi. “Bedir sus, isyan ediyorsun” dediğimde “Abi ne yapayım artık dayanamıyorum, şehit olmak istiyorum” dedi. Her saat, her dakika, hayatının her anında tek derdi vardı, o da “bu dünyadan şehit olarak göçmekti.”


Benim için yeri hiçbir zaman doldurulamayacak, kardeşim mesabesinde olan, çok kıymetli şehidimizin,  şefaatinden Rabbim bizi mahrum bırakmasın.



VASİYETİMDİR

Güzel Hanımcığım;

Şimdi ayrılık zamanıdır. Sen genç, oğulcuklarım çok küçüksünüz. Sizi mesut ve bahtiyar etmek için çok çalıştım. Çileli bir hayattı bu, beraber yaşadık. Beni anlamışsınızdır. Göğsümün içindeki kafesine sığmıyordu. Çok dua aldım. Bu sebepten uzun ömür ve hayır ümidim var. Fakat ben kefenimi hep üzerimde hissettim. Ecel gelirse safa gelsin onunla arkadaşım ben. Yeter ki son nefes de mümin olarak göçeyim. Hak vaki olur ki inşallah şehit olurum. Sana ağlama demiyorum. Seven sevdiği için elbet ağlar. Müsterih ol. Haram lokma yemediniz. Yedirmedim. Bilmeden işlediklerimizi Allah affetsin.


Çocukları hoş tut, hep tatlı sözler söyle. Onlar Allah’ın izniyle hayırlı insan olurlar. Büyük oğlum hırçındır ama merhametlidir, küçük oğlum hem akıllı hem iyi huyludur. İkisinde de siyasi zeka vardır. Devlet adamı olabilirler, o yöne yöneltmeye çalış. Demin dostlarım kimlerdiyse onlarla irtibatı kesmeyin. Ben senden razıyım Allah da razı olsun. Allah cennet nasip ederse seni de yanıma versin. İffet, namus ve hanımefendiliğiyle her zaman bir yıldızdın. Güzel yüzünü Allah nasip ederse tekrar görürüm ama dünyada ama ahrette...

Hakkınızı helal edin.

Evin Babası Bedir


VASİYETİMDİR



Canım Anneciğim;

Her şeyimi ama her şeyimi sana borçluyum. Hep sana hizmet etmeyi, yanımda kalmanı, sana hürmet etmeyi, güzel kokunu koklamayı arzuladım. Çok az kısmet oldu. Bu dünyada sana doyamadım.


Anneciğim dünyayı sevemedim, tat da alamadım. Allah’ın emir ve rızasına aykırı her şey beni rahatsız etti. El hasıl dünya bana küstü bende ona.


Bilmiyorum ama zannediyorum senin duaların bereketiyle ömrüm uzun olur. Eğer sen veya ben önce gidersek önce giden kucağını açıp beklesin. Elbette kavuşacağız. Saçından bende bir tutam var, onu yanımda taşıyorum. Ölürsem Allah’ın izniyle bu kahramanca olacaktır. Saçının telleri yanımda kalsın, sakın ağlama. Bil ki göğsümde Kur’an var.


Dudaklarımda son olarak Allah’ı zikretti. Gönlün müsterih olsun. İbadetlerimi zikirlerimi hep bağışladım, elimde bir şey kalmadı.


Rabbimin huzuruna bomboş gidiyorum. Onun gufranının kuşatacağını umuyorum.

Sana başka ne yazayım evvel gidene selam olsun.